Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Dünden Bugüne…

Temmuz4

İki-üç kişi bir araya gelince siyaset konuşmak, hükümet kurup Türkiye’yi kurtarmak milli sporumuzdur. Son zamanlarda hükümetimizin bize verdiği yetkiye dayanarak dinimizi kendi inançlarımıza göre yorumlayıp öğüt adı altında emirler dağıtmakta yeni milli sporumuz oldu maalesef…

Az önce bir alışveriş merkezinde önümde yürüyen baba-oğulun konuşmasına kulak misafiri oldum istemeden;

6-7 yaşlarında bir erkek çocuğu babasına “neden oruç tutuluyor” diye sordu.

Babasının cevabı; Çünkü Allah öyle emrediyor. Öyle ki oruç tutmazsan çok kötü olur! Ahiret’e gittiğinde pişman olup geri gelmek borcunu ödemek istersin. Cennet çok güzel bir yer. Cennete gitmek için oruç tutmamız şart.

6-7 yaşında bir çocuğa yapılan bu açıklama karşısında şok oldum… Üzüldüm…Kaygılandım…

O an aklıma; babamın din hakkında soru sorduğumda bana verdiği cevaplar geldi.

“Çalışmak en büyük ibadettir” der hep…

Kul hakkı yememek…

Dürüstlük…

Adalet…

Merhamet…

Tevazu göstermek…

Birde sağ elin verdiğini sol elin görmemesini tembih ederdi.

Dünden bugüne Türkiye’de değişen din kavramı…

 

posted under Genel | No Comments »

Kıssadan Hisse

Haziran28

Buda’nın bir incir ağacı altında aydınlandığı söyleniyor. Bizimde doğayı biraz daha yakından gözlemlememiz gerekiyor bence.  Öyle ki doğadan öğreneceğimiz çok şey, çıkaracağımız çok ders var!!!

Ağaçlar, bitkiler, çiçekler, hayvanlar tıpkı insanlar gibi hayata tutunabilmek için yaşam mücadelesi veriyor. Her canlı çevresiyle iletişim halinde olup, kendisini şartlara göre şekillendiriyor.

İletişim; canlılığın devamı için olmazsa olmaz! Her canlı, türünün devamı için çevresiyle iletişim halinde olmak zorunda.

Mesela ağaçlar;

Ağaçlar etrafındaki her şeyle iletişim içindedir.

Güneşle, rüzgarla, toprakla, iklimle, kökleriyle, börtü böcekle, kuşlarla, hayvanlarla, ağaçlarla… Kısacası etrafını çevreleyen her canlı ile iletişim içindedir. Birbirlerinin desteğine ihtiyaçları vardır.

Kökleriyle yer çekimine esir olurken, gövdesiyle yer çekimine kafa tutarak uzayan ağaçlar, güneşi daha iyi alabilmek için birbirleriyle yarışır. Her ağaç gövdesiyle tüm dallarını, meyvelerini, yapraklarını, çiçeklerini kucaklar. Her bir dalı, meyvesi, çiçeği, yaprağı güneşten faydalansın diye.

Tıpkı hiçbir evladını ayıramayan anne yüreği gibi…

Ağaç; rüzgar sert vurduğunda rüzgara dayanamayacağını anladığı zaman rüzgara karşı direncini arttırmak için köklerini toprak üstüne çıkarıp yana doğru ilerlemeye başlar!

Ağaçlar yine kendi menfaatleri için, kendi soylarının devamı için kendi türlerinin değil apayrı türlerin yanında kök salar. Kendi türünden bir ağaç hastalanınca kendisine bulaşacağını bildiğinden farklı bir yerde kök salarak kendini korur.

Eee ne demişler;

Kendinden başkasını ötekileştirmeyen, hiç hasta olmaz”

Tüm çiçekli bitkiler susuz kaldığında, yaşamının tehlikeye girdiğini anladığı an, mümkün olan en çok çiçeğini açar güzel görünmek için.

Çiçeksiz bitkiler ise, susuz kaldığı zaman tohuma kaçıp ölmeden tüm tohumlarını etrafa saçar türü devam edebilsin diye.

Tıpkı insanlar gibi, hiçbir ağaç birbirine benzemez…

Mangrov ağacının kökü suda yaşarken, sekoya ağacı ihtiyacı olan suyu sisten alır.

Gülle ağacının meyveleri gövdesinden çıkarken; incir ağacının meyve verebilmesi için erkek incirden  döllemesi için dişi incire polen taşıyan incir sineğine (incir arısına) ihtiyacı vardır.

Tik ağacı çok yavaş büyürken, Paulownia ağacı ise hızla büyür.

Birbirini kucaklamak/sevmek, farklarını kabul etmekle başlar.

 Görünen o ki canlı yaşamı her türde aynı! Doğa bizim büyüğümüz, bizden önce de vardı bizden sonra da olacak. Doğadan öğrenecek çok şeyimiz var…

Bu yazıyı yazarken ağaçlar ve bitkiler konusunda bana bilgi veren eşim Kerim Boyar’a sonsuz teşekkürler.

posted under Genel | No Comments »

Kadının Soyadı Çilesi

Haziran20

Rahmetli Duygu Asena “Kadının Adı Yok” derken az söylemiş. Ülkemizde kadının ne adı, ne hakkı ne de soyadı var maalesef…

Evlilik nedeniyle soyadımın kendi rızam olmadan değişmesini hala benimseyemedim. Eşimin soyadını asla taşımam demiyorum fakat bu seçim bana bırakılmalıydı, böyle dayatılmamalıydı.

Eşimin soyadını taşıyan kimliğimi direk veren Nüfus Müdürlüğü, kendi soyadımı kullanmak istiyorum diye talepte bulunduğumda “kadının kocasının soyadını taşıması gerektiğini, aile birliğinin kocanın soyadından devam ettiğini, aksinin kamu düzenini bozacağını” söyledi. Bu talebimi ancak mahkeme kararıyla gerçekleştirebilirmişim. Emsal teşkil etmeyen bir dava olduğundan maddi, manevi zahmetli ve uzun bir süreç olacağı, kendi soyadımı almak için eşimin rıza ve onayının gerektiği söylendi. İronik değil mi…

Yargıtay bu kararıyla, evli kadının soyadı konusundaki kararı erkek eşin iznine bırakarak cinsiyet ayrımcılığını sürdürme konusundaki ısrarını ortaya koyuyor. Erkek izin vermezse kadın kendi soyadını kullanamayacak mı? Pardon da kadının kendi soyadını kullanmasının erkeğe ne zararı var?

Türkiye’de erkek yaşamı boyunca birçok evlilik yapsa da kendi soyunun adını kesintisiz olarak taşıyabilirken, kadınlar her evlilikte kendi soy bağlarından koparılarak erkeğin bağlarına iliştiriliyor. Boşanırsa tabir-i caizse eski soyuna iade ediliyor.

Son zamanlarda kendi soyadını alma konusunu baya araştırdım. Kadınların uzun uğraşlar sonucu kendi soyadını almayı başardığı iki emsal dava inceledim. Erkek eşin onayına rağmen hakimin “187. Madde hala yürürlükteyken bu karar hiç içime sinmiyor” eleştirisine maruz kalınmış birinde!

Bu konu ile ilgili edindiğim başka bir bilgi ise; tartışma yaratan TBMM “Boşanma Komisyonu” raporunda “Ortak soyadı seçilmesi için yasal düzenleme yapılsın” önerisi.

Velev ki bu düzenleme yapıldı… “Erkek gibi kız’ın övgü, “Kız gibi olma”nın küfür sayıldığı Türkiye’de kaç erkek kadının soyadını almayı kabul eder? Komisyon kadınlara müthiş bir hak tanınıyor gibi göstererek müthiş bir kurnazlığa imza atmış, yıllardır süren mücadeleyi bir çırpıda silip kadınların fiilen koca soyadlarını kullanmaya devam etmeleri için kanun çıkarmasını önermiş.

Halbuki çözüm çok basit. Evli kadının soyadı konusundaki medeni yasa maddesi yasal olarak yok hükmünde. Kadın isterse, herhangi bir davaya gerek kalmaksızın, kendi soyadını taşıyabilir. Hiçbir yasal düzenlemeye gerek yok. Nüfus müdürlüğüne gönderilecek bir genelge ile bu sorun kolayca çözülebilir.

Tabi istenirse…

Aile olmak, aile bağı kurmak aile reisinin adını taşımakla olmuyor! Aile reisinin adını taşımak, erkeğin üstün olduğu zihniyetinin sürdürülmesinden başka bir şey değildir.

Aile; aynı çatı altında, aile üyelerinin birey olabildiği, kendilerini rahatça ifade edebildikleri, temelini saygı sevgi ve güvenin oluşturduğu toplumun en küçük birimidir.

 

 

 

posted under Genel | No Comments »

Kadın kadındır, Tamdır!

Haziran7

Bu yazıyı cumartesi günü farklı giriş ve sonuç paragrafları ile yazmıştım fakat gündem yine kadın olunca değinmeden edemedim.

Geçenlerde, ülkemizde Sumru Yavrucuk’un muhteşem performansıyla hayat verdiği” Shirley” adlı oyunu izledim. Tiyatrodan sinemaya aktarılan çarpıcı metinlerden biri olan “Shirley” kocasıyla ve çevresiyle yabancılaşmış bir kadının yalnızlığını anlatıyor.

1986 yılında İngiliz yazar Willy Russel tarafından kaleme alınan oyun ulaştığı evrensellik sayesinde sinema yönetmenlerinin ilgisini çekmiş, sahnedeki başarısını beyaz perdeye taşımayı başarmıştır.

Oyunun konusu; 40 yaşlarında kendi dünyasında hapsolan Shirley Valentine, kocasından ve çevresinden ilgi görmeyen, hayatı yemek yapmaktan, ev temizlemekten ibaret olan bir kadındır. Hatta kadından ziyade robot dense yeridir; çünkü Shirley Valentine için hayat belli noktalarda tıkanmış. Yaptıkları belli noktalardan ileri gidememektedir (sürekli aynı yemekleri yapmak, aynı tarz giyinmek, aynı düzende yaşamak…) Shirley yalnızlığını mutfağının duvarlarıyla sohbet ederek aşmaya çalışır. Karşısında kocasını ve çocuklarını hayal ederek onlara söylemek isteyip de söyleyemediklerini kusar. Hayalleriyle gerçekler arasında sıkışıp kalan Shirley, bir arkadaşının hediye ettiği biletler sayesinde ülkesi dışına çıkarak tatil yapma hayalini gerçekleştirir. Bu göründüğü gibi basit bir tatil planı değil! kendini gerçekleştirme, hayallerini gerçekleştirme, özgür olmak, mutlu hissetmek yolunda atılan büyük bir adımdır Shirley Valentine için.

Farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda, farklı iklimlerde, farklı statülerde de olsa kadın her yerde aynıdır!  Toplumun kadına direttiği domestik sıfatlar yüzünden kadının çektiği cefa, yalnızlık aynıdır!

İlk perdesi bu alt mesajlar üstüne kurulmuş bu oyun bir kadının dönüşümünü anlatıyor. İkinci perde de; ülkesinden ayrılıp tek başına tatile giden, hayallerini gerçekleştiren, hayalini kurduğu bambaşka bir hayata merhaba demeyi başarabilen özgüvenli mutlu bir kadın görüyoruz.  Çoğumuzun yapmaya cesaret edemediği şeyleri Shirley Valentine yapıyor. Görüyoruz ki değişimi kendiyle sınırlı kalmıyor. Shirley’in değişimi ile başta kocası olmak üzere tüm çevresini değiştirip cesaretlendiriyor.

Bu oyunun uzun zamandır, dünyanın farklı yerlerinde güncelliğini ve popüleritesini kaybetmeden beğenilmesinin nedeni nedir sizce?

Cevap net! Çünkü hepimiz Shirley’iz

İzleyen her kadın Shirley’de biraz kendini görüyor…kendi kocasını, kendi çocuklarını, kendi mutfağını, hayat mücadelesini, çevresiyle ilişkisini, yalnızlığı, kaygılarını…

Özellikle son zamanlarda kadın olarak yaşadıklarımız düşünülürse, “Shirley” izledikçe bize daha çok dokunacak ve daha çok beğeneceğiz.

posted under Genel | No Comments »

Bayram Günü

Nisan23

Hayatta ne yapıyorsak mutlu olmak, kendimizi daha iyi hissetmek için yapıyoruz. Bunun için çalışıyor, okuyor, öğreniyor, pişiriyor, yiyor,uyuyor, sohbet ediyor,spor yapıyor,oynuyor, seyahat ediyor ve araştırıyoruz. Yaptığımız her şey kendimize yatırım. Hayatımızı daha mutlu, sağlıklı, huzurlu kılmak için çabalıyoruz. Hepimizin amacı aynı olduğu için geçen günkü “Mutlu yaşa,İyi Hisset” adlı yazım baya ilgi gördü. Çok güzel yorumlar , paylaşımlar ve tavsiyeler aldım sizlerden:) Bu güzel güneşli bayram gününde, mutluluğun kendi içimizde, kendi istek ve gücümüzde var olduğunu vurgulayan;

“İyi Hisset, Mutlu Yaşa” sayfasını incelemek isteyenler için https://www.facebook.com/iyihissetmutluyasa/

Her gününüz bu değerli bayram günü kadar güzel olsun.

Atamızın izinde daha nice bayramlara…

 

 

 

posted under Genel | No Comments »

Mutlu yaşa, İyi hisset

Nisan20

Herkese göre mutlu olmanın, iyi hissetmenin tanımı farklıdır eminim. Hatta yaşamımız süresince  edindiğimiz deneyimlerden olmalı, hayatımızın farklı dönemlerinde bize kendimizi iyi hissettiren, bizi mutlu eden etkenler değişim gösteriyor.

Son 1 yıldır içinde çok fazla sağlık sorunları yaşadım art arda. Bugün beni mutlu eden şeylere şükretmek daha önce aklıma hiç gelmemişti! Tam bu farkındalığa eriştiğim dönemde çok eski bir dostuma ait olan bir sayfayla karşılaştım.

“iyi hisset, mutlu yaşa”

Sayfanın ana fikri;

Mutluluğun kendi içimizde, kendi enerjimizde olduğu,

Başarının kendi kararlılığımızda gizli olduğu,

İstediğimiz her şeyi elde etme azminin kendi potansiyelimizde var olduğunu vurguluyor.

Mutlu olmak ve kendimi iyi hissetme kriterlerimin tamamıyla değiştiği bu günlerde bu sayfa bana kendi motivasyonlarımı sorgulattı.

Beni yakından tanıyanlar bilir sağlık sorunlarım nedeniyle bir süredir fotosentezle besleniyordum resmen:) Her cumartesi rutin bir şekilde bir dizi tahlil yaptırıp kontrol altında yaşıyordum. Yani hayatım doktor ağzına bakarak geçiyordu…

Yeni beslenme ve yaşama düzenim kağıt üzerinde çok sağlıklı görünse de psikolojik açıdan beni rahatsız etmeye başladı bir süre sonra. Onu yiyemem, bunu içemem derken sosyal hayattan koptuğumu fark ettim. Önce dışarı çıkmayı bıraktım; dışarda hiçbir şey yiyip içemediğim için. Kendime özel beslenme düzenine iyice kaptırdığım için bir süre sonra ev görüşmelerini de azaltmaya başladım. Hayatım, kendimi yeni sisteme adapte etmek ve daha iyi neler yapabilirim diye araştırmakla geçiyordu…

Taa ki benzer sorunlardan tekrar yatıncaya kadar…

O zaman anladım ki, bir şey için ne kadar çok endişelenirsen korkuların gerçek oluyor. Sakınan göze çöp batıyormuş gerçekten!

Bu süreçte etrafımdaki herkesin bana daha fazla şefkat gösterip yardım etmeye çalışması, beni benden çok düşünüp sakınmaları ruhen beni daha çok üzmeye başlamıştı ki içinde bulunduğum durumdan sıyrılıp eski düzenime dönme kararı aldım:)

Saçıma fön çektirip giyinip evden çıkmak içtiğim tüm ilaçlardan daha iyi geldi!

Sevdiklerimle keyifle yediğim sağlıksız yemekler, yediğim sağlıklı yemeklerden çok daha yararlı oldu!

Öğrencilerimin hayatına dokunup gözlerindeki ışığı görmek yatarak geçirdiğim günlerden daha çok dinlendirdi!

Kısıtlanmadan yaşadığım her an; iliklerime kadar özgürlük, sınırsız enerji ve güç verdi!

 İstediğin an, istediğin şeyleri yapabilmek en büyük mutlulukmuş! İstediğini yapabilmekmiş insana kendini iyi hissettiren…

 Hayatın gailesine kapılıp sahip olduğumuz değerlerin farkına varamıyoruz maalesef. Biraz mola verip karşıdan bakınca anlıyoruz şükretmeyi dualarımızdan eksik etmememiz gerektiğini…

Mutluluk, huzur, sağlık, başarı, güç her şey yapabildiklerimiz de saklı…

posted under Genel | No Comments »

Teşhir Çağı

Nisan11

Yirmi yüzyıllık zaman diliminde, denk geldiğimiz dönem birçok açıdan pekte iç açıcı bir dönem gibi gözükmüyor.

Hayat şartları değişti… Düzen değişti…

Eskiden hayat; doğup büyüyüp evlenip çoğalıp ölmekten ibaretti. Şimdi ekstralar çoğaldıkça çoğaldı.

Artık;

En başarılı şekilde en iyi okullarda okuyacaksın

Kariyer yapacaksın

Kariyerinin yanında, seni betimleyecek hobilerin olacak

Kadın/ erkek mutlaka spor yapacaksın. Her daim fit ve bakımlı olacaksın

Teknoloji ile genel kültür seviyeni eşit oranda dengeleyeceksin

Entelektüel seviyeni yükseltirken, popüler kültüre de hakim olacaksın

Haa tüm bunları yaparken sosyal hayatını da ihmal etmeyeceksin!!!

Bunların birçoğunu yapmak zorundasın. Çünkü devir teşhir devri.

Teşhir çağında yaşıyoruz!

Hayatlarımız sosyal medyada atıyor.

Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla hayatlarımız birbirine ne kadar çok benzedi farkında mısınız?

Herkes en güzel/ yakışıklı sevgiliyi buluyor.

En popüler yerlerde geziliyor/ yeniliyor/ yüzülüyor.

Rüya düğün yapılıyor.

Hamile kalıp; gender party, baby shower organizasyonları yapılıyor.

Doğum için hastane süsleniyor.

Her doğum günü ayrı konseptle kutlanıyor.

Her hali sosyal medyada paylaşılırken çocuk büyüyor; en iyi okullara gönderiliyor.

Hafta sonları gidilmesi gereken tüm kurslara itinayla gönderiliyor.

Herkes hemen hemen aynı sporları yapıyor.

Aynı telefonlar kullanılıp, benzer evlerde yaşanıyor.

Bu arada moda ne emrettiyse kıyafetler, saçlar, aksesuarlar, imajlar ona uygun olarak değişiyor.

Mağazaların bile tarzı kalmadı; her mağazada benzer kıyafetler görüyoruz.

Kısacası sarmal bir düzen içindeyiz. Tükettikçe çalışıyoruz, çalıştıkça tüketiyoruz. Ne için bu kadar çok çalışıyoruz? Hiçbirinden eksik kalmamak için. Sosyal medyada daha fazla “like” almak için var gücümüzle çalışıyoruz.

Hayat kendimize bunları sağlamaktan ibaret gibi!

Hepimiz yoğun çalışıyoruz ama nedeni sorgulamak/ niye demek/ düzeni sorgulamak hiçbirimizin aklına gelmiyor.

Birde reklamlar var bizi gaza getiren, her birimize en iyisine layıksın diyen!

Çalıştıkça, tükettikçe değerli hissediyoruz kendimizi, mutlu oluyoruz.

Oysa her geçen an hayatımızdan çalıyor… Sürekli bir telaş içindeyiz, yetişme çabasındayız.

Yaşadığımız anın tadını çıkaralım, zevk aldığımız, mutlu olduğumuz istediğimiz şekilde yaşayalım.

posted under Genel | No Comments »

Teselli Edilmez, Olunur

Nisan8

 

Beni tanıyanlar bilir konuşmayı çok severim, çokta konuşurum. Hayatta beceremediğim tek konuşma türü teselli konuşmalarıdır. Dünyanın en anlamsız konuşma türü olan bu teselli konuşmaları, felaket olaylarında gelenek haline gelmiş bir davranış biçimidir. Bu davranış biçimi için dilimizde bir düzine sözcük öbekleri vardır. İçlerinden duruma uygun olanlarını seçer kullanırız gerektiğinde…

“Geçmiş olsun, Allah bir daha göstermesin, Her şerde bir hayır vardır, Seni anlıyorum, Acını paylaşıyorum ….

Kısacası söyleneni değil, söyleyeni rahatlatan cümlelerdir. Teselli olunacak bünyeye pek tesir etmezler!

Söylenenin kulakları dış dünyaya kapalıdır. Kendi iç sesini dinler sadece…

Ben kimseyi teselli edemem, teselli gereken yerde konuşamam, cümleler boğazıma takılır, kekelerim.

Bilirim dediklerimin karşımdaki için hiçbir anlamı olmayacağını…

Bilirim bir acı varsa yaşanmadan geçmeyeceğini…

Ben geçmiş olsun dediğimde geçmeyeceğini…

Hayırlısı dediğimde, canın yananın şerdeki hayrı göremeyeceğini…

Acı sonuna kadar tüketilmeden tesiri olmayan ilaç gibidir! Acımadan, yaşamadan, ağlamadan, kabuk bağlamadan iyileşmez…

 

posted under Genel | No Comments »

Az Alo’lu Yaşam Hattı

Nisan2

 

Geçen haftadan beri telefonum kapalı. İş yerindeki yazışmaları takip etmek için mesai saatleri içinde, arada, sadece wi-fi’yi açarak kullanıyorum telefonumu son günlerde.

Bu süreçte;

Daha çok okuduğumu fark ettim.

Online programlar sayesinde yeni bir yabancı dil öğrenmeye çalışıyorum. Bir haftada baya iyi ilerlediğimi düşünüyorum:)

Eşimin işi nedeniyle adlarına aşina olduğum fakat kendilerini hiç bilmediğim, ayırt edemediğim ağaçlar hakkında araştırmaya bilgi edinmeye başladım.

Gün içinde annemle bir kere konuşmakla on kez konuşmanın arasında bir fark olmadığını gördüm:)

Eşime söylemem gereken şeyleri gün içinde elli kez aramak yerine, sabah evden çıkmadan söylenebildiğini gördüm.

Sosyal medyaya bakma sayımın çok azaldığını, evdeki gazete sayısının arttığını fark ettim.

Yarım kalan goblen işlememin de bitmesi bonusu oldu:)

Tam olarak telefonsuz yaşam denemese de az telefonlu yaşamı tek ben mi sevdim diye düşünürken okuduğumun bir kitapta tesadüfen (phone stack) telefon yığını denilen bir uygulamanın varlığıyla karşılaştım. Yemeğe gelen herkes telefonunu masanın ortasına koyuyormuş, yemek bitene kadar dayanamayıp ilk telefonuna uzanan hesabı ödüyormuş.

Bu uygulama evlerde, aile içinde de baya yaygınmış. Davetiyelerde telefon getirilmemesi rica edilen davetler varmış. Ve hatta “New York’lu  ünlü bir parti planlayıcısı, davetlerde telefon ve sosyal medyayı etkisiz hale getiren bir teknoloji geliştirdiğini idda ediyormuş.

Görünen o ki teknolojisiz, sakin hayatı bir çoğumuz çok özlemiş!

Bu kadar bağımlı olmuşken telefonsuz yaşamak olmaz ama daha az telefon kullanarak hayatımızın daha huzurlu ve kaliteli olacağı aşikar.

Telefonla geç tanışmış bir jenerasyonuz biz, telefonsuz yaşam tecrübemiz var:)

Sabit telefonla arkadaşlarla buluşmuşluğumuz var…

Whatsapp grupları yerine birebir sohbetlere daha fazla zaman ayırmışlığımız var…

Smileyler yerine sevinç ve üzüntülerimizi daha samimi paylaşmışlığımız var…

Çat kapı gidip/ gelinebilen arkadaşlıklarımız var(d)ı.

Sokakta karşılaştığımız zaman bir çay/kahve içmeye vakit ayırmışlığımız vardı…

Cep telefonu numaralarımız yerine ev adreslerimizi verirdik “aaa yakınmışız görüşelim diye”…

Nostalji iyidir…

 

 

 

 

posted under Genel | No Comments »

Tevekkül

Mart29

Hastalık derecesinde kontrollü bir insan(d)ım. Hayatıma istediğim gibi yön vermeye bayılır(d)ım. Bu yüzden bugüne kadar kaderle ilişkimi hep mesafeli tuttum.

Hep kendi planlarımı çizdim. Hiçbir zaman “olursa olsun”cu olmadım / olamadım. Hatta “olursa olsun”cu insanlara zaman zaman müdahale edesim gelir.

“Yaparsan olur”a inandım ben hep…

Daha doğrusu…

“İstersen, çabalarsan olur”a inandım.

Çizdiğim planlardan hayati önem taşıyanlarının çoğu benim yönlendirdiğim gibi olmadı. Her olumsuzlukta dünyam yıkıldı… Sonra sonra farkettim ki daha da güzelleri olmuş!

Yine de bu durum kaderle aramdaki buzları pek eritemedi.

Olduysa vardır bir parmağım diye düşündüm hep.

Yanlış anlaşılmasın sakın, Allah inancım olmadığından değil ama benim için büyük fakat evren için küçük olan kararlarda her birey ile bu kadar detaylı uğraşmayacağını düşünürdüm. Allah’ın insanoğluna bahşettiği en güzel şeyin; insanoğlunun kendisi için en iyiyi, en doğruyu yapmasını sağlayacak olan düşünce kabiliyetini bahşetmesidir diye düşünürdüm.

Taa ki hayatımı kontrol edemeyinceye kadar…

Sanki biri “insancık rolünle ne yapmaya çalışıyorsun? Senden daha iyi yazan/yöneten kader var” diye yolumu kesti!

Hayatımızdaki olaylar bir düzen, kurallar ve yasalar çerçevesinde sebep-sonuç ilişkisi içerisinde gerçekleşmektedir. İnsanlar akıl ve iradeleriyle nedenleri ve sebepleri bulabilir ve bu sebeplere sığınıp ikna olur. Sonrasını hayırlısı der Allah’a bırakır.

Tevekkeli değil tevekkül etmek gerekir denir.

posted under Genel | No Comments »
« Older Entries

Takvim

Temmuz 2016
P S Ç P C C P
« Haz    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net