Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Sıla C/esareti

Ağustos13

7 Ağustos’ta Yenikapı’da gerçekleşen mitinge katılmayacağını “ Kesinlikle darbe karşıtıyım ama böyle bir şovun içerisinde olmayacağım” diyerek belirten Sıla’nın cesareti resmen esarete dönüştü.

Söylediklerine kesinlikle hem fikirim. Aklı, mantığı, vicdanı yerinde olan her birey gibi darbenin her türlüsüne kesinlikle karşıyım, bu görüşümü meydanlara çıkıp göstermedim. Ata’sının izinde laik, demokratik, kimsenin etkisinde kalmayan, kimsenin yandaşlığıyla bir yerle gelmeden yaşayan, kendi halinde sade bir vatandaşım.

Sıla’nın açıklamasını duyduğumda “şov” kelimesi kulağıma biraz garip geldi. Oradaki şey “şov” olarak adlandırılacak kadar basit bir olgu değil! Kurtuluş savaşından bu yana ülkemizde ilk kez birlik beraberlik tablosunun çizildiği bir baş kaldırma hareketiydi.

Adı “şov” değil demokrasi mitingiydi…

Kaldı ki demokrat olmadan demokrasi bekçisi kesilen! Onlarca insan varken Türkiye’ye mal olmuş bir sanatçı düşüncelerini söylerken sarf ettiği söze biraz daha dikkat etseydi iyi olurdu diye düşünüyorum.

ASLAN GİBİ çıkıp “sözümün arkasındayım, demokrasi demiyor muydunuz bende fikrimi söyledim” diyerek ne demek istediğinin altını bir kez daha çizmiş olsa da bunu ancak KAFAsı benim gibi çalışan insanlar anladı. Bu demecin anlamı çarpıtılıp provokatörlere malzeme oldu maalesef…

Bundan SONRA ne olacağını göreceğiz.

MALUM Türkiye’de göstermelik bir demokrasi var! Düşüncelerine göre değil, istenilene göre  şekillenecek KENAR SÜSÜ gibi davranacaksın.

NE DESELER İNANACAKSIN!

O zaman HER ŞEY YOLUNDA oluyor…

ZAMANINDA Taksim’de olanlar bugün sarayda iftarda. TAM DA BUGÜN geldiğimiz nokta budur, İNŞALLAH bir gün KORKMAdan düşüncelerimizi paylaşabileceğimiz gerçek demokratik Türkiye’ye kavuşuruz.

 

posted under Genel | No Comments »

Çeşmeci misin? Adacı mısın?

Ağustos10

Her konuda bir taraf olmayı çok severiz millet olarak… Bir durum varsa safın belli olacak orta yolu yok:) Bu yaz ya Çeşmeci olacaksın ya da Yunan adacı..

Bu karşılaştırma bana çok yersiz geliyor. İkisi de bambaşka tatil anlayışı ve zevke hitap ediyor.

Yunan adalarının cazip olması ucuzluğundan değil rahatlığı, samimi ve sessiz oluşundan bence.

“ Ucuz Yunan adası yoktur, rahat İzmirli vardır”

Ya da

“Komşu komşunun sakinliğine muhtaçtır”

Kalabalık, gürültülü evinden çıkıp tek başına yaşayan komşuna gidip evin sessizliğini dinlemek gibidir adalara gitmek…

Trafik derdi yok

Değnekçi yok

Başında bekleyen garsonlar yok

Daracık sokaklarda üst üste yürüyen insanlar yok

Yürürken hapşırıp tabağına isabet ettiren yol kazaları yok

Günler öncesinden düşünmen gereken rezervasyon derdi yok

Yemeği ayrı, beach’ı ayrı ayarlama telaşın yok

Kılık kıyafet derdin yok

İstediğin kadar iç, çevirme korkun yok

Beachlerde bangır bangır müzik / partiler yok

Burun deliği kıran parfüm kokusu yerine mis gibi deniz kokusu var

Sakinlik, huzur var

Kirletmeye kıyamadığın şekilli örtüler yerine pratik kağıt masa örtüleri var

Kafa karıştırıp aklın kalmayacak kadar az ama lezzetli mezeler var

Mideden önce göz doyuran büyük porsiyonlar var

Kapını ,camını açarak serin serin uyuyabileceğin, uyanınca balkonunda kahveni içebileceğin denizle iç içe moteller var

Rahat rahat kitap okuyabileceğin sessiz, berrak sahiller var

Günaydın deyip hal hatır soran komşular var

Beachlere denize girmek için gelen insanlar var

Birde Türkiye’den daha uygun fiyata satılan yeni rakı var:)

Kısacası Adalar mı Çeşme mi diye bir taraf yok… Herkesin tatil zevki, anlayışı farklı kim nerede huzurlu ve mutluysa orası güzeldir.

 

posted under Genel | No Comments »

Otoyol

Temmuz31

 

Hayat; durağı ve sonu olmayan bir otoyol gibidr.

İlerlerken gördüğün çizgidir yaşadıkların.

Her şey geçer…

Her şeye şahit olursun sadece, sahip olmazsın!

Akar gider yol gibi hayat…

Seyir halinde duramazsın, yol üstünde park edemezsin.

Hayatla aranda görünmez bir duvar vardır… Cam gibi…

Dokunamazsın, müdahale edemezsin

Varış noktasına kadar gider de gider…

Hayat yatılı misafirlik gibidir, vakti gelince ait olduğun yere dönersin.

Yapılan zamanın içinde yolculuktur.

 

 

posted under Genel | No Comments »

Dünden Bugüne…

Temmuz4

İki-üç kişi bir araya gelince siyaset konuşmak, hükümet kurup Türkiye’yi kurtarmak milli sporumuzdur. Son zamanlarda hükümetimizin bize verdiği yetkiye dayanarak dinimizi kendi inançlarımıza göre yorumlayıp öğüt adı altında emirler dağıtmakta yeni milli sporumuz oldu maalesef…

Az önce bir alışveriş merkezinde önümde yürüyen baba-oğulun konuşmasına kulak misafiri oldum istemeden;

6-7 yaşlarında bir erkek çocuğu babasına “neden oruç tutuluyor” diye sordu.

Babasının cevabı; Çünkü Allah öyle emrediyor. Öyle ki oruç tutmazsan çok kötü olur! Ahiret’e gittiğinde pişman olup geri gelmek borcunu ödemek istersin. Cennet çok güzel bir yer. Cennete gitmek için oruç tutmamız şart.

6-7 yaşında bir çocuğa yapılan bu açıklama karşısında şok oldum… Üzüldüm…Kaygılandım…

O an aklıma; babamın din hakkında soru sorduğumda bana verdiği cevaplar geldi.

“Çalışmak en büyük ibadettir” der hep…

Kul hakkı yememek…

Dürüstlük…

Adalet…

Merhamet…

Tevazu göstermek…

Birde sağ elin verdiğini sol elin görmemesini tembih ederdi.

Dünden bugüne Türkiye’de değişen din kavramı…

 

posted under Genel | No Comments »

Kıssadan Hisse

Haziran28

Buda’nın bir incir ağacı altında aydınlandığı söyleniyor. Bizimde doğayı biraz daha yakından gözlemlememiz gerekiyor bence.  Öyle ki doğadan öğreneceğimiz çok şey, çıkaracağımız çok ders var!!!

Ağaçlar, bitkiler, çiçekler, hayvanlar tıpkı insanlar gibi hayata tutunabilmek için yaşam mücadelesi veriyor. Her canlı çevresiyle iletişim halinde olup, kendisini şartlara göre şekillendiriyor.

İletişim; canlılığın devamı için olmazsa olmaz! Her canlı, türünün devamı için çevresiyle iletişim halinde olmak zorunda.

Mesela ağaçlar;

Ağaçlar etrafındaki her şeyle iletişim içindedir.

Güneşle, rüzgarla, toprakla, iklimle, kökleriyle, börtü böcekle, kuşlarla, hayvanlarla, ağaçlarla… Kısacası etrafını çevreleyen her canlı ile iletişim içindedir. Birbirlerinin desteğine ihtiyaçları vardır.

Kökleriyle yer çekimine esir olurken, gövdesiyle yer çekimine kafa tutarak uzayan ağaçlar, güneşi daha iyi alabilmek için birbirleriyle yarışır. Her ağaç gövdesiyle tüm dallarını, meyvelerini, yapraklarını, çiçeklerini kucaklar. Her bir dalı, meyvesi, çiçeği, yaprağı güneşten faydalansın diye.

Tıpkı hiçbir evladını ayıramayan anne yüreği gibi…

Ağaç; rüzgar sert vurduğunda rüzgara dayanamayacağını anladığı zaman rüzgara karşı direncini arttırmak için köklerini toprak üstüne çıkarıp yana doğru ilerlemeye başlar!

Ağaçlar yine kendi menfaatleri için, kendi soylarının devamı için kendi türlerinin değil apayrı türlerin yanında kök salar. Kendi türünden bir ağaç hastalanınca kendisine bulaşacağını bildiğinden farklı bir yerde kök salarak kendini korur.

Eee ne demişler;

Kendinden başkasını ötekileştirmeyen, hiç hasta olmaz”

Tüm çiçekli bitkiler susuz kaldığında, yaşamının tehlikeye girdiğini anladığı an, mümkün olan en çok çiçeğini açar güzel görünmek için.

Çiçeksiz bitkiler ise, susuz kaldığı zaman tohuma kaçıp ölmeden tüm tohumlarını etrafa saçar türü devam edebilsin diye.

Tıpkı insanlar gibi, hiçbir ağaç birbirine benzemez…

Mangrov ağacının kökü suda yaşarken, sekoya ağacı ihtiyacı olan suyu sisten alır.

Gülle ağacının meyveleri gövdesinden çıkarken; incir ağacının meyve verebilmesi için erkek incirden  döllemesi için dişi incire polen taşıyan incir sineğine (incir arısına) ihtiyacı vardır.

Tik ağacı çok yavaş büyürken, Paulownia ağacı ise hızla büyür.

Birbirini kucaklamak/sevmek, farklarını kabul etmekle başlar.

 Görünen o ki canlı yaşamı her türde aynı! Doğa bizim büyüğümüz, bizden önce de vardı bizden sonra da olacak. Doğadan öğrenecek çok şeyimiz var…

Bu yazıyı yazarken ağaçlar ve bitkiler konusunda bana bilgi veren eşim Kerim Boyar’a sonsuz teşekkürler.

posted under Genel | No Comments »

Kadının Soyadı Çilesi

Haziran20

Rahmetli Duygu Asena “Kadının Adı Yok” derken az söylemiş. Ülkemizde kadının ne adı, ne hakkı ne de soyadı var maalesef…

Evlilik nedeniyle soyadımın kendi rızam olmadan değişmesini hala benimseyemedim. Eşimin soyadını asla taşımam demiyorum fakat bu seçim bana bırakılmalıydı, böyle dayatılmamalıydı.

Eşimin soyadını taşıyan kimliğimi direk veren Nüfus Müdürlüğü, kendi soyadımı kullanmak istiyorum diye talepte bulunduğumda “kadının kocasının soyadını taşıması gerektiğini, aile birliğinin kocanın soyadından devam ettiğini, aksinin kamu düzenini bozacağını” söyledi. Bu talebimi ancak mahkeme kararıyla gerçekleştirebilirmişim. Emsal teşkil etmeyen bir dava olduğundan maddi, manevi zahmetli ve uzun bir süreç olacağı, kendi soyadımı almak için eşimin rıza ve onayının gerektiği söylendi. İronik değil mi…

Yargıtay bu kararıyla, evli kadının soyadı konusundaki kararı erkek eşin iznine bırakarak cinsiyet ayrımcılığını sürdürme konusundaki ısrarını ortaya koyuyor. Erkek izin vermezse kadın kendi soyadını kullanamayacak mı? Pardon da kadının kendi soyadını kullanmasının erkeğe ne zararı var?

Türkiye’de erkek yaşamı boyunca birçok evlilik yapsa da kendi soyunun adını kesintisiz olarak taşıyabilirken, kadınlar her evlilikte kendi soy bağlarından koparılarak erkeğin bağlarına iliştiriliyor. Boşanırsa tabir-i caizse eski soyuna iade ediliyor.

Son zamanlarda kendi soyadını alma konusunu baya araştırdım. Kadınların uzun uğraşlar sonucu kendi soyadını almayı başardığı iki emsal dava inceledim. Erkek eşin onayına rağmen hakimin “187. Madde hala yürürlükteyken bu karar hiç içime sinmiyor” eleştirisine maruz kalınmış birinde!

Bu konu ile ilgili edindiğim başka bir bilgi ise; tartışma yaratan TBMM “Boşanma Komisyonu” raporunda “Ortak soyadı seçilmesi için yasal düzenleme yapılsın” önerisi.

Velev ki bu düzenleme yapıldı… “Erkek gibi kız’ın övgü, “Kız gibi olma”nın küfür sayıldığı Türkiye’de kaç erkek kadının soyadını almayı kabul eder? Komisyon kadınlara müthiş bir hak tanınıyor gibi göstererek müthiş bir kurnazlığa imza atmış, yıllardır süren mücadeleyi bir çırpıda silip kadınların fiilen koca soyadlarını kullanmaya devam etmeleri için kanun çıkarmasını önermiş.

Halbuki çözüm çok basit. Evli kadının soyadı konusundaki medeni yasa maddesi yasal olarak yok hükmünde. Kadın isterse, herhangi bir davaya gerek kalmaksızın, kendi soyadını taşıyabilir. Hiçbir yasal düzenlemeye gerek yok. Nüfus müdürlüğüne gönderilecek bir genelge ile bu sorun kolayca çözülebilir.

Tabi istenirse…

Aile olmak, aile bağı kurmak aile reisinin adını taşımakla olmuyor! Aile reisinin adını taşımak, erkeğin üstün olduğu zihniyetinin sürdürülmesinden başka bir şey değildir.

Aile; aynı çatı altında, aile üyelerinin birey olabildiği, kendilerini rahatça ifade edebildikleri, temelini saygı sevgi ve güvenin oluşturduğu toplumun en küçük birimidir.

 

 

 

posted under Genel | No Comments »

Kadın kadındır, Tamdır!

Haziran7

Bu yazıyı cumartesi günü farklı giriş ve sonuç paragrafları ile yazmıştım fakat gündem yine kadın olunca değinmeden edemedim.

Geçenlerde, ülkemizde Sumru Yavrucuk’un muhteşem performansıyla hayat verdiği” Shirley” adlı oyunu izledim. Tiyatrodan sinemaya aktarılan çarpıcı metinlerden biri olan “Shirley” kocasıyla ve çevresiyle yabancılaşmış bir kadının yalnızlığını anlatıyor.

1986 yılında İngiliz yazar Willy Russel tarafından kaleme alınan oyun ulaştığı evrensellik sayesinde sinema yönetmenlerinin ilgisini çekmiş, sahnedeki başarısını beyaz perdeye taşımayı başarmıştır.

Oyunun konusu; 40 yaşlarında kendi dünyasında hapsolan Shirley Valentine, kocasından ve çevresinden ilgi görmeyen, hayatı yemek yapmaktan, ev temizlemekten ibaret olan bir kadındır. Hatta kadından ziyade robot dense yeridir; çünkü Shirley Valentine için hayat belli noktalarda tıkanmış. Yaptıkları belli noktalardan ileri gidememektedir (sürekli aynı yemekleri yapmak, aynı tarz giyinmek, aynı düzende yaşamak…) Shirley yalnızlığını mutfağının duvarlarıyla sohbet ederek aşmaya çalışır. Karşısında kocasını ve çocuklarını hayal ederek onlara söylemek isteyip de söyleyemediklerini kusar. Hayalleriyle gerçekler arasında sıkışıp kalan Shirley, bir arkadaşının hediye ettiği biletler sayesinde ülkesi dışına çıkarak tatil yapma hayalini gerçekleştirir. Bu göründüğü gibi basit bir tatil planı değil! kendini gerçekleştirme, hayallerini gerçekleştirme, özgür olmak, mutlu hissetmek yolunda atılan büyük bir adımdır Shirley Valentine için.

Farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda, farklı iklimlerde, farklı statülerde de olsa kadın her yerde aynıdır!  Toplumun kadına direttiği domestik sıfatlar yüzünden kadının çektiği cefa, yalnızlık aynıdır!

İlk perdesi bu alt mesajlar üstüne kurulmuş bu oyun bir kadının dönüşümünü anlatıyor. İkinci perde de; ülkesinden ayrılıp tek başına tatile giden, hayallerini gerçekleştiren, hayalini kurduğu bambaşka bir hayata merhaba demeyi başarabilen özgüvenli mutlu bir kadın görüyoruz.  Çoğumuzun yapmaya cesaret edemediği şeyleri Shirley Valentine yapıyor. Görüyoruz ki değişimi kendiyle sınırlı kalmıyor. Shirley’in değişimi ile başta kocası olmak üzere tüm çevresini değiştirip cesaretlendiriyor.

Bu oyunun uzun zamandır, dünyanın farklı yerlerinde güncelliğini ve popüleritesini kaybetmeden beğenilmesinin nedeni nedir sizce?

Cevap net! Çünkü hepimiz Shirley’iz

İzleyen her kadın Shirley’de biraz kendini görüyor…kendi kocasını, kendi çocuklarını, kendi mutfağını, hayat mücadelesini, çevresiyle ilişkisini, yalnızlığı, kaygılarını…

Özellikle son zamanlarda kadın olarak yaşadıklarımız düşünülürse, “Shirley” izledikçe bize daha çok dokunacak ve daha çok beğeneceğiz.

posted under Genel | No Comments »

Bayram Günü

Nisan23

Hayatta ne yapıyorsak mutlu olmak, kendimizi daha iyi hissetmek için yapıyoruz. Bunun için çalışıyor, okuyor, öğreniyor, pişiriyor, yiyor,uyuyor, sohbet ediyor,spor yapıyor,oynuyor, seyahat ediyor ve araştırıyoruz. Yaptığımız her şey kendimize yatırım. Hayatımızı daha mutlu, sağlıklı, huzurlu kılmak için çabalıyoruz. Hepimizin amacı aynı olduğu için geçen günkü “Mutlu yaşa,İyi Hisset” adlı yazım baya ilgi gördü. Çok güzel yorumlar , paylaşımlar ve tavsiyeler aldım sizlerden:) Bu güzel güneşli bayram gününde, mutluluğun kendi içimizde, kendi istek ve gücümüzde var olduğunu vurgulayan;

“İyi Hisset, Mutlu Yaşa” sayfasını incelemek isteyenler için https://www.facebook.com/iyihissetmutluyasa/

Her gününüz bu değerli bayram günü kadar güzel olsun.

Atamızın izinde daha nice bayramlara…

 

 

 

posted under Genel | No Comments »

Mutlu yaşa, İyi hisset

Nisan20

Herkese göre mutlu olmanın, iyi hissetmenin tanımı farklıdır eminim. Hatta yaşamımız süresince  edindiğimiz deneyimlerden olmalı, hayatımızın farklı dönemlerinde bize kendimizi iyi hissettiren, bizi mutlu eden etkenler değişim gösteriyor.

Son 1 yıldır içinde çok fazla sağlık sorunları yaşadım art arda. Bugün beni mutlu eden şeylere şükretmek daha önce aklıma hiç gelmemişti! Tam bu farkındalığa eriştiğim dönemde çok eski bir dostuma ait olan bir sayfayla karşılaştım.

“iyi hisset, mutlu yaşa”

Sayfanın ana fikri;

Mutluluğun kendi içimizde, kendi enerjimizde olduğu,

Başarının kendi kararlılığımızda gizli olduğu,

İstediğimiz her şeyi elde etme azminin kendi potansiyelimizde var olduğunu vurguluyor.

Mutlu olmak ve kendimi iyi hissetme kriterlerimin tamamıyla değiştiği bu günlerde bu sayfa bana kendi motivasyonlarımı sorgulattı.

Beni yakından tanıyanlar bilir sağlık sorunlarım nedeniyle bir süredir fotosentezle besleniyordum resmen:) Her cumartesi rutin bir şekilde bir dizi tahlil yaptırıp kontrol altında yaşıyordum. Yani hayatım doktor ağzına bakarak geçiyordu…

Yeni beslenme ve yaşama düzenim kağıt üzerinde çok sağlıklı görünse de psikolojik açıdan beni rahatsız etmeye başladı bir süre sonra. Onu yiyemem, bunu içemem derken sosyal hayattan koptuğumu fark ettim. Önce dışarı çıkmayı bıraktım; dışarda hiçbir şey yiyip içemediğim için. Kendime özel beslenme düzenine iyice kaptırdığım için bir süre sonra ev görüşmelerini de azaltmaya başladım. Hayatım, kendimi yeni sisteme adapte etmek ve daha iyi neler yapabilirim diye araştırmakla geçiyordu…

Taa ki benzer sorunlardan tekrar yatıncaya kadar…

O zaman anladım ki, bir şey için ne kadar çok endişelenirsen korkuların gerçek oluyor. Sakınan göze çöp batıyormuş gerçekten!

Bu süreçte etrafımdaki herkesin bana daha fazla şefkat gösterip yardım etmeye çalışması, beni benden çok düşünüp sakınmaları ruhen beni daha çok üzmeye başlamıştı ki içinde bulunduğum durumdan sıyrılıp eski düzenime dönme kararı aldım:)

Saçıma fön çektirip giyinip evden çıkmak içtiğim tüm ilaçlardan daha iyi geldi!

Sevdiklerimle keyifle yediğim sağlıksız yemekler, yediğim sağlıklı yemeklerden çok daha yararlı oldu!

Öğrencilerimin hayatına dokunup gözlerindeki ışığı görmek yatarak geçirdiğim günlerden daha çok dinlendirdi!

Kısıtlanmadan yaşadığım her an; iliklerime kadar özgürlük, sınırsız enerji ve güç verdi!

 İstediğin an, istediğin şeyleri yapabilmek en büyük mutlulukmuş! İstediğini yapabilmekmiş insana kendini iyi hissettiren…

 Hayatın gailesine kapılıp sahip olduğumuz değerlerin farkına varamıyoruz maalesef. Biraz mola verip karşıdan bakınca anlıyoruz şükretmeyi dualarımızdan eksik etmememiz gerektiğini…

Mutluluk, huzur, sağlık, başarı, güç her şey yapabildiklerimiz de saklı…

posted under Genel | No Comments »

Teşhir Çağı

Nisan11

Yirmi yüzyıllık zaman diliminde, denk geldiğimiz dönem birçok açıdan pekte iç açıcı bir dönem gibi gözükmüyor.

Hayat şartları değişti… Düzen değişti…

Eskiden hayat; doğup büyüyüp evlenip çoğalıp ölmekten ibaretti. Şimdi ekstralar çoğaldıkça çoğaldı.

Artık;

En başarılı şekilde en iyi okullarda okuyacaksın

Kariyer yapacaksın

Kariyerinin yanında, seni betimleyecek hobilerin olacak

Kadın/ erkek mutlaka spor yapacaksın. Her daim fit ve bakımlı olacaksın

Teknoloji ile genel kültür seviyeni eşit oranda dengeleyeceksin

Entelektüel seviyeni yükseltirken, popüler kültüre de hakim olacaksın

Haa tüm bunları yaparken sosyal hayatını da ihmal etmeyeceksin!!!

Bunların birçoğunu yapmak zorundasın. Çünkü devir teşhir devri.

Teşhir çağında yaşıyoruz!

Hayatlarımız sosyal medyada atıyor.

Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla hayatlarımız birbirine ne kadar çok benzedi farkında mısınız?

Herkes en güzel/ yakışıklı sevgiliyi buluyor.

En popüler yerlerde geziliyor/ yeniliyor/ yüzülüyor.

Rüya düğün yapılıyor.

Hamile kalıp; gender party, baby shower organizasyonları yapılıyor.

Doğum için hastane süsleniyor.

Her doğum günü ayrı konseptle kutlanıyor.

Her hali sosyal medyada paylaşılırken çocuk büyüyor; en iyi okullara gönderiliyor.

Hafta sonları gidilmesi gereken tüm kurslara itinayla gönderiliyor.

Herkes hemen hemen aynı sporları yapıyor.

Aynı telefonlar kullanılıp, benzer evlerde yaşanıyor.

Bu arada moda ne emrettiyse kıyafetler, saçlar, aksesuarlar, imajlar ona uygun olarak değişiyor.

Mağazaların bile tarzı kalmadı; her mağazada benzer kıyafetler görüyoruz.

Kısacası sarmal bir düzen içindeyiz. Tükettikçe çalışıyoruz, çalıştıkça tüketiyoruz. Ne için bu kadar çok çalışıyoruz? Hiçbirinden eksik kalmamak için. Sosyal medyada daha fazla “like” almak için var gücümüzle çalışıyoruz.

Hayat kendimize bunları sağlamaktan ibaret gibi!

Hepimiz yoğun çalışıyoruz ama nedeni sorgulamak/ niye demek/ düzeni sorgulamak hiçbirimizin aklına gelmiyor.

Birde reklamlar var bizi gaza getiren, her birimize en iyisine layıksın diyen!

Çalıştıkça, tükettikçe değerli hissediyoruz kendimizi, mutlu oluyoruz.

Oysa her geçen an hayatımızdan çalıyor… Sürekli bir telaş içindeyiz, yetişme çabasındayız.

Yaşadığımız anın tadını çıkaralım, zevk aldığımız, mutlu olduğumuz istediğimiz şekilde yaşayalım.

posted under Genel | No Comments »
« Older Entries

Takvim

Ağustos 2016
P S Ç P C C P
« Tem    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net