Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Tek Tıkla Güzellik Olmaz

Nisan7

Etrafımızda hemen hemen hiç orta yaşlı insan yok artık… Orta yaş kavramı ortadan kalktı, gençlikten yaşlılığa direk geçiş oluyor. Yaşlanmamak için ne duyuyorsak yiyip içmekle kalmayıp gençlik vaat eden her türlü işlemi koşarak yaptırıyoruz. Üstelik bu işlemler artık estetik adı altında bile değil, sağlık için olmazsa olmaz şeyler gibi bir algı oluşmaya başladı. Estetik amaçlı yaptırılmıyorsa bile sağlık için yaptırılıyor. Diş sıkmaları için çene botoxu, ter problemleri için koltuk altı botoxu, baş ağrısı için alın botoxu gibi gibi…

Hal böyle olunca her yer estetikçi, botoxcu oldu; herkes de aynı oldu!

Bu yazdıklarımdan estetiğe karşı olduğu düşüncesi çıkarılmasın, uygun yaşta ve doğal olanlarını, abartılmadığı sürece bende beğeniyorum ama maalesef ülkemizde hiçbir şeyin olmadığı gibi bununda bir ayarı yok!

Gençten öte çocuk denecek yaşlara kadar düşüp, ihtiyar olarak tabir ettiğimiz yaşlara kadar tırmanıyor. Bu iki uç yaşta eşit derecede gereksiz geliyor bana… hele ki çocuk denecek yaşta yapılanlar!!! Her dönemin doğal güzelliğinin yaşanması kanısındayım.

Öyle bir dönemdeyiz ki kaşlar, mimikler, ifadeler, dudaklar, saç kesimleri, renkleri her şey aynı… Aynılığımız sadece fiziki boyutlarda değil; birbirimize en büyük benzerliğimiz kıyafetlerimiz. Markaların kendilerine has bir tarzları yok artık. Her marka birbirinin hemen hemen aynısı. Çocuktan hatta bebekten desem abartmış olmam, yetişkine aynı kreasyon!

Naçizane fikrim; her yaşın güzelliğinin tadına vararak yaşadığımız, tek tıkla yapılan güzellikler yerine, kendimize daha iyi bakarak yaşam şartlarımızı iyileştirerek koruyabileceğimiz zorla olmayan doğal güzellikten yana olalım derim:)

 

posted under Genel | No Comments »

Üzücü Değil mi?

Mart9

Bizim evde hiç televizyon izlenmiyor denecek kadar seyrek televizyon izleniyor. Bu kadar seyrek televizyon izlenmesine rağmen ne zaman kanalları dolaşsam hep Recep İvedik 5 filmine denk geliyorum. Her gün yayınlanacak kadar güzel olan film neymiş diye merak edip izlemeye niyetlendim bir keresinde…10 dakika anca dayanabildim!

Filmin başında Recep İvedik adlı karakter bir cenaze evine taziyeye gidiyor, cenaze evinde saçma saçma sapan hareketler yapıyor. İkram edilen helvayla dalga geçiyor! Bizim kültürümüze ne kadar aykırı davranışlar! Filmin tamamını izleyemedim, izlediğim (dayanamadım)genel hatlarıyla filmin konusu; Recep İvedik Türkiye’yi temsil eden, milli bir sporcu…

Ülkemizi temsil eden, sporcu kişiliğine yakışan bir birey olması gerekirken Recep İvedik karakterinde küfürün bini bir para! Kültür fakiri ama bilmediği hiçbir şey yok! Bu da yetmezmiş gibi kültürlü kişileri aşağılayıp kendini üstün gösteriyor. Kültürlü kişileri aptal, kendini akıllı yerine koyuyor. Türk milli sporcusu olan, sözde Türk milletini temsil eden bu karakter film boyunca yaptığı şeyler; üç kağıtçılık, düzenbazlık, tabir-i caizse ayılık! Türk milletini temsil ediyor kisvesi altında her türlü illegal yolu deniyor maçları kazanmak için.

Türk halkının temsili bu mudur! Film Türk halkını her türlü ahlaksızlığı, hilekarlığı yapan bir toplum olarak gösteriyor maalesef…

Filmin Türk halkını bu derece kötü betimlediğini gördükten sonra film ile ilgili eleştirilere baktım;  “Recep İvedik’in Azeri boksöre şike teklifi sonrası onu ringe yapıştırması Azerbaycan cephesinde tepki çekince o sahneler filmden kaldırılmış! Azerilerin dayak yemekten rahatsız olduğu sahneler kaldırılıyor da, Türkleri sahtekar gösteren bir film nasıl yayınlanıyor ve beğeniliyor aklım almadı…

Bu filmle ilgili düşüncelerimi yazmayı düşünürken uzun zamandır merakla beklenen “Jet Sosyete” adlı dizi başladı. Tam olarak Avrupa Yakası ile Yalan Dünya arasında sıkışıp kalmış olan bu dizi de bir hayal kırıklığı oldu.

Yaşar Usta’nın hareketleri Burhan Altıntop’un kopyası, Burhan’ın el çantası yerine bel çantalı versiyonu!

Dayı, Gaffur çakması…

Sarp Apak, Yalan Dünya’daki karakterinin tekrarı; zengin, flörtöz genç…

Başarılı eski iki dizinin karmasıyla yapılmış bu dizi de Recep İvedik kadar bariz olmasa da hakaret unsurları içeriyor bana göre.

Dizinin komedi olgusu; zengin sınıfın orta sınıfın yaşayış, zevk ve hayalleriyle dalga geçmesi üzerine kurulu. Zengin sınıfla orta sınıf arasındaki farkın abartı bir üslupla komedi unsuru haline getirilmesini itici buldum.

Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir” diyen köylüyü milletin efendisi olarak gören Atamızın evlatları olarak, maalesef ki Recep  gibilerin çoğaldığı günümüzde bu gibi yapımlara gocunmadan gülen bir topluluğu görmek çok üzücü…

posted under Genel | No Comments »

Göz Bozukluğu

Aralık4

Dikkat: Anne-baba olmak gözde ve mantıkta ağır hasara yol açıyormuş!

Ebeveynlik ileri derecede miyop olmakmış. En iyi görebildiğin sadece gözünün önündekiymiş.

Bu yüzden belki de farkında olmadan tüm cümleler “ama bizim ki… en güzel/ en akıllı / en uslu / en sevimli… vb diye başlıyor.

Her anne-baba en iyi en yakınındakini görebiliyor, gözü uzaktakileri göremiyor:) miyop olmanın zararları; gözler uzağı net göremiyor:)

Biz bile daha çiçeği burnunda anne-baba olmamıza rağmen ebeveynlik jargonunu kaptık bile. (5 aylık çocuk ne yapıyorsa artık siz düşünün) Her yaptığını ballandıra ballandıra anlatıyoruz.

En iyi bizim kız aguluyor,

En iyi bizim kız çığlık atıyor,

En iyi bizim kız pırtlıyor,

En iyi bizim kız gülüyor… gibi her bebeğin yapabildiği sıradan şeylere en iyi /en güzel damgasını yapıştırıyoruz. Çünkü bize göre en güzel bizim kızımızın yaptıkları. Her anını fotoğraf çekip tüm aileye yollamamız da cabası…

İki eliyle iki oyuncak tutuyor, beyinlere ziyan çığlık atıyor diye mutluluktan gözlerimiz doluyor, okula başlayınca falan o heyecana kalbimiz dayanmayacak her halde:)

Abartmak, duygusallıktan ölmek anne-babalığın fıtratında varmış net!!!

Ebeveynliğin ileriki dönemlerinde gözler iyice bozuluyor; miyopa birde astigmat ekleniyor. Siz hiç çocuğunun büyüdüğünü kabul eden bir anne-baba gördünüz mü?

Her anne-babanın gözünde, yaşı kaç olursa olsun çocuğu her zaman küçüktür,asla büyümez!!!

32 yaşındayım annem hala “yemek yemem, terliksiz dolaşmamam, terli su içmemem”…vb konularda beni uyarır.

Kızım 4 aylıkken bir akşam tesadüfen odasında uyuyup kalmasıyla kendi odasında yatmaya başladı. Meğer bu ayrılığa babasıyla ben hiç hazır değilmişiz, utanmasak Zübü olaya dön diye yalvaracağız…

El kadar bebeksin, 4 aydır aynı odada yatmışız azıcık vefalı ol, boynumuza sarıl ağla falan… Nerde… Biraz palazlanınca hemen gitti kendi odasına! Büyüdükçe daha neler göreceğiz kim bilir diye düşünmüyor değilim.

Ebeveynliğin amacı bir yetişkin yaratmaksa peki neden çocukların büyüdüğünü kabul etmekten kaçınıyoruz?

posted under Genel | No Comments »

İtiraf

Kasım8

Anne olunca anladım…

Meğer “Anne olunca anlarsın” lafı çok doğruymuş!

Annemle babam, anne olunca anlayacaksın, dediklerinde çok gülerdim. Kardeşimle ben annemle babamın dediği şeylere hep gülerdik:)

Evhamlandıklarında… ooo abartma ya ne olacak der geçerdik…

Teknolojik bir cihazı kullanamadıklarında, bir kelimeyi yanlış telaffuz ettiklerinde kahkahalarla gülerdik…

Şimdi, ona süt olacak diye hayatım boyunca tiksindiğim şeyleri yediğim,

 Hayatımı onun ihtiyaçlarına göre planladığım,

Sosyal hayatımı ( kaldıysa:) ) ona göre düzenlediğim,

Geceleri uykusuz kaldığım,

Yorgunluğunun da cabası olduğu, sürekli gözümün üstünde olduğu kızımın da bana aynı şeyleri yapacağını düşününce “Sen ne hakla anneye gülersin” diye çemkiresim geliyor:)

Babamın her akşam yatak odalarımızın kapısını/ camını soğuk geliyor mu diye kontrol etmesine, sürekli peteklere sıcak mı diye bakmasına kıllatıyor derdik kardeşimle…

Havalar serinlediğinden beri karı-koca peteklerin yanından geçerken çaktırmadan kontrol ediyoruz yeterince sıcak mı diye. Gözümüz sürekli odadaki derecede…

Babamın meşhur bir lafı vardı; “O çorapları ayağınıza çivileyeceğim derdi” çorap ayağa çivilenmeyeceği için, babam bu lafı her seferinde tebessümle söylediği için, biz yine güler geçerdik çorapları çıkarmaya devam ederdik!

Çorapları çıkarma eyleminin anne-babayı nasıl çileden çıkardığını şimdi anlıyorum:) 4 aylık bebek giydirdiğim çorapları saniyesinde çıkarırken yüzüme bakıp gülüyor, dalga geçiyor resmen…

Sanırsınız bizim kızın kullanma kılavuzu annemde! Kızımın yaptığı her harekette annemi arıyorum, “bunu yaptı normal mi diye”…. Annem 7/24 danışma hattımız:)

Haa bunlar en iyi günlerimiz onun farkındayım!

Benim verdiğimi yiyor,

Her daim gözümün önünde,

Yanımda uyuyor,

Benle geziyor,

Benim istediğimi giyiyor,

Kızım büyüyünce ben ne yapacağım anne, baba…

Her geçen gün daha tehlikeli olmaya başlayan bu dünyada kızımı hem koruyup hem de özgür/ kendine güvenen bir birey olarak nasıl yetiştireceğim…

Tecrübelerinizle yoluma ışık olun, hep yanımda olun annem ve babam…

 

 

posted under Genel | No Comments »

Baba-Kız

Ekim8

Eşim Kerim Boyar’a…

Geçen yazımda sezaryen ile ilgili maceralarımı anlatmıştım. Doğumu bana o kadar kolay anlatmışlardı ki ilk günlerde ağrı/acı olunca şok oldum. “Allah Allah millet hiç acımıyor dedi, benim niye bu kadar ağrım var” diye kendimle uğraşmaktan bebeğimle pek ilgilenemedim. Benim geçirdiğim bu birkaç günlük süreç çok güzel bir baba-kız ilişkisinin gelişmesine vesile oldu! Doğumdan önce bana “ilk doğduğunda ben kucağıma alamam, tutamam bebeği… şimdiden söyleyeyim yanlış anlama” diyen eşimin içinden mükemmel bir baba çıktı.

Yeni doğan bebeği tutamam, dokunamam diyen eşim, ilk andan itibaren  (çok minik olduğu için (2.450gr) anneannesi/babaannesi bile dokunmaya korkarken) eşim inanılmaz bir beceriyle altını değiştirdi, soydu, giydirdi… Elinde adeta oyuncak bir bebek tutarmış gibi oynadı kızımızlaJ

Bu süreçte kendi dillerini geliştirdiler baba-kız… Benim ancak sessizlikte, karanlıkta uyutabildiğim çocuk, babasının kucağında bazen ninni, bazen maçtaymışçasına coşkulu bir şekilde söylenen Karşıyaka marşıyla uyuyor:)

“Yıl 1912 memlekette savaş günleri

Başkaldırdı, boyun eğmedi

Karşıyaka gençleri…

Zühtü bey ve arkadaşları

Yaktılar bu meşaleyi

Rengimiz yeşil, kan kırmızı

Adımız Karşıyakalı…

Övünürüz tarihimizle, binlerce şehit dedemizle

Boyun eğmeyiz hiç kimseye, ay-yıldız var göğüsümüzde…

Karşıyakalı olunur, Karşıyakalı doğulur

Karşıyaka aşk bir karasevda, Karşıyaka bir tutkudur”

3 yıl önce “Eyvah Eşim Baba Oluyor” başlıklı bir yazı yazmıştım. Eşim baba olunca anladım ne kadar yanıldığımı… Eşimde, babalık annelik gibi hemen hissedilecek bir şey değil, bunun için bana süreç gerekiyor diyordu doğumdan önce; fakat kucağına aldığı an en az benim kadar hazır olduğu aşikardı! (hatta benden daha fazla desem abartmış olmam)

Her doktora gidişimizde, ataerkil toplumumuz gereği doktorlar tüm soruları anneye sorar malum! Eşim benden önce cevap veriyor. Kızımızla ilgili her ayrıntıyı benim kadar o da dikkatle takip ediyor.

Doktor annesi bebeği soyabilirsiniz/giydirebilirsiniz dediğinde genelde o soyup giydiriyor.

Bu yaptıklarını bana destek olmak için yapmadığına eminim. Sonuçta ben bu yıl kızımızla ilgilenmek için çalışmıyorum; istemese bu sürece bu kadar dahil olmayabilir. Yoğun iş temposuna rağmen bu sorumluluğu kızımızın gelişiminde eşit rol almak için, büyümesine birebir şahit olmak için yapıyor.

Kızımızda babasının bu ilgisini en güzel şekilde mükafatlandırıyor:)Daha 3 aylık olmasına rağmen babasının sesini duyduğu anda gülücükler saçmaya başlıyor, gözleri babasını arıyor:)

Eşimin bu tutumu kısa vadede güzel bir baba-kız ilişkisi kurulmasını sağlamasının yanı sıra, bu tutumun  en olumlu etkisinin uzun vadede olacağına inanıyorum. Ülkemizin içinden geçtiği; ataerkil kriterlerin kadınların hayatlarını kısıtladığı, bu karanlık dönemde, toplumsal rollerde eşitlikçi bir evde büyümek kızımızın gelecekte oluşturacağı kadın-erkek ilişkilerine karşı bakış açısını olumlu yönde etkileyecektir.

Bir bebeğin eşit sorumlulukta büyütülmesi ebeveynlerden birinin hata yapma oranını azalttığı gibi bebeğin anne-baba ortak bir dilde/disiplinde büyümesini sağlayacaktır.

Ülkemizin geçirdiği şu kötü dönemde, geleceğin mimarlarını yetiştiren biz anne-babalara çok daha fazla görev düşüyor. Geleceği şekillendirecek olan çocuklarımıza en doğru şekilde örnek olarak bilinçli yetiştirmeliyiz.

Bu zorlu yolda bana mükemmel bir yol arkadaşı olan sevgili eşime sonsuz teşekkürler…

posted under Genel | No Comments »

Ah O Fotoğraflar:)

Eylül11

Sezaryen değil sezar-YAN resmen! 9 ay çok kolay geçen bir hamilelikten sonra sonu bu kadar acı olmamalıydı:) Şakası bir yana doğum dediğin normal olmalıymış, adı üstünde normal doğum…olması gereken gerçekten oymuş!Siz siz olun benim gibi 9 ay boyunca lütfen sezaryen olsun, gününü saatini bileyim diye dua etmeyin. 9 ay boyunca evrene gönderdiğim mesaj sayesinde kızım, planladığımız gün ve saatte olmasa da,  kendi istediği zamanda ters gelişi nedeniyle sezaryen dileğimi gerçekleştirdi. Sezaryen olan arkadaşlarımın full makyajlı, saçları fönlü, yüzlerinde en ufak acı belirtisi olmayan resimlerini görünce normal doğum kaka sezaryen cici sandım.

Her şeyin acısız olacağına o kadar emindim ki, aniden gelmeye karar veren kızıma doğuma girerken en ufak bir paniğim telaşım yoktu. Doktorlar en az 2 saat içinde doğumun gerçekleşeceğini söylediğinde ilk işim hastaneden izin alıp kuaföre gitmek oldu. Tıka basa dolu olan kuaförde doğuma yetişeceğim dediğimde kadınların yerini verişinden anlamalıydım başıma gelecekleri:)

Tıpkı bir Cumhurbaşkanı(mız) edasıyla facetime’la tüm aileyle sohbet ederken doğum oldu bitti. Karamanın koyunu sonra çıkar oyunu misali, meğer esas kahramanlık sezaryen olmaktaymış. Düşünsene kendi rızanla hazırlanıp süslenip 7 kat kesilmeye gidiyorsun! Ertesi gün ben oturup kalkamaz, yatamaz haldeyken benden sonra gelip normal doğum yapanlar benden önce yürüyerek çıkıp gittiler hastaneden… Ben 2 gece kaldım ama utanmasam 15 gün daha kalırdım walla!

Doğum işin en zor kısmıydı, eve geçince her şey düzene girecek kızımla giyinip başlayacaktık gezmelere…Öyle olacak sanıyordum:) Fotoğraflardan göründüğü  kadarıyla çocuğu olan herkes giyinip süslenip oyuncak bebek gibi sakin sessiz duran bebekleriyle sürekli dolaşıyorlardı:)

Bu arada sürekli çocuğunun resmini paylaşanları çok kınardım, haklılarmış; bu güzel şeyi ben yaptım diye haykırası geliyor insanın:) gel gelelim biz bu fotoğraf işini de bir türlü başaramıyoruz. Anne- kız aynı anda üstümüz temiz olamıyor maalesef:( tam onu giydirdim sıra bende diyorum hoop yeni bir kusuk dalgasıyla sil baştan bir daha soy giydir…

Kızım bugün tam 65 günlük, 65 gündür ilk kez öğlen 2.5 saattir kesintisiz uyuyor. Bende bu sayede kahvemi içerken yazımı yazabiliyorum… Şaka şaka kahve keyfi yapamıyorum tabi ki… İlk kez bu kadar uzun uyuyunca şaşkınlık ve acaba bir şeyi mi var paniğinden başında bekliyorum. Eee ana kalbi, annelik böyle bir şeymiş 🙂

 

 

 

posted under Genel | No Comments »

Şimdiki Zamanda Anne-Baba Olmak

Haziran29

Anneannemi yakınen tanıyan herkes onun öğütlerinden nasibini almıştır. Bekarsan evlenmelisin ( ve her daim yuvanda yapıcı olmalısın) evliysen çocuk doğurmalısın, çocuğun varsa ona mutlaka kardeş (tercihen kardeşler) yapmalısın. İnsan hayatının amacının bu olduğunu savunur şartlar ve konumlar ne olursa olsun! Anneanneme göre biz gençler bu yörüngeyi çok geç takip ediyoruz:)
Şimdiki hayat şartlarını kendi zamanlarıyla kıyasladığında, şartlar bu kadar kolaylaşmışken biz gençlerin geç evlenip, geç anne/baba olmamızın nedenini anlayamamaktan şikayetçi…
Öyle ki anneannemin benim şu an ki yaşımın (32) sadece 8 yaş fazlasında (40) anneanne olduğunu göz önüne alırsak şartlar baya değişmiş gerçekten! Bu değişiklikler iyi mi yoksa kötü mü orası tartışılır işte…
Şu an hayatımızı kolaylaştıran elektronik aletlerin hiçbiri yokken, rahmetli babaannem tek bakıcıyla ikizli/tekli dört erkek çocuk büyüttüm derdi hep…
Anneannem ise çalıştığı halde hiçbir yardımcısı olmadan, birbirine göz kulak olarak büyüyen üç evlat yetiştirmiş.
Anneannemde, rahmetli babaannemde “şimdiki şartlar bizim zamanımızda olsaydı ohooo daha kaç tane büyütürdük, ne var ki çocuk büyütmekte” diyorlar.
Kulağa şartlar kolaylaşmış gibi geliyor olsa da pratikte durum pekte göründüğü gibi değil aslında! Hatta tam tersini söylemek pekte yanlış sayılmaz!
Şimdilerde çocuk için kaygı hamilelik sürecinde başlıyor. Organik gıda yönünden sizler gibi şanslı olmadığımız için ihtiyacımız olan vitaminleri bir avuç ilaçla alıyoruz. Hatta daha da öncesini düşünürsek doğal yolla hamile kalmak ya da sorunsuz hamilelikler yaşamak neredeyse imkansız denebilecek kadar az… Bu zorlu süreçte yol gösterecek/ rehberlik edecek doğru doktoru bulmak bile başlı başına bir mesele!
Çalışan anneler için doğum sonrası hemen başlıyor sıkıntı. Eskisi gibi, çocukların tek bir evde büyüdüğü kalabalık aile yaşamları artık yok. Çalışan anne babalardan oluşan çekirdek ailelerde büyüyor çocuklar. Çocuk istismarının bu kadar ayyuka çıktığı bir dönemde çocuğu bin bir mülakat ve referansla alınan bakıcıya bile için rahat olarak bırakamıyorsun. Evin her yerine kamera döşetip işteyken bile aklın evde gözün kamerada yaşıyorsun.
Çocukların oyun oynaması sizin zamanınızdaki kadar kolay değil artık maalesef… Ne oyun oynayabilecekleri bir avluları ne de oyun kurabilecekleri yaşıt komşu çocukları var etrafta. Bahçeli evlerde oturuluyor olsa bile komşuya güvenip ahbap olmak, çocuklarını kaynaştırmak çok zor bu dönemde. Oyuncak almak desen ayrı bir bilinç gerektiriyor:)
Okul seçiminin eski zamanlarla hiç alakası yok. Eskiden okul seçmek diye bir şey yoktu; evine/ adresine en yakın olan okuldu çocuğunun okulu… Şimdiyse akademik ve fiziki koşulları uygun, aklına/mantığına/ ideolojine ve bütçene uygun okulu bulmak durumundasın.
Eğitim sadece doğru okulu bulmakla da kalmıyor; her ne kadar çocuğumu yarış atı gibi yetiştirmeyeceğim desende çocuğunu günün şartlarına göre donatmak zorundasın. Çocuğunu sanat, spor, teknoloji alanında desteklemek zorundasın; çünkü modern hayat bunu gerektiriyor.
Tüm bu yoğunluğun içinde, büyüklerimizin kolaylık diye tabir ettiği aslında zehir saçan hazır yiyeceklerden deterjanlara kadar paketli olan her şeyden vazgeçip doğala dönme çabasındayız elimizden geldiğince!
Birde ülkenin içinde bulunduğu durum var; içler acısı olan! Geleceğe her geçen gün daha çok kaygıyla baktıran…
Velhasıl kelam; niye bu kadar geç ve genelde tek çocuk doğurduğumuzu şimdi anladınız mı değerli büyüklerimiz…

 

posted under Genel | No Comments »

Hamilelik

Haziran4

Hamile kalmayı isteyen, düşünen kadınlar hamilelikle ilgili anlatılan hiçbir şehir efsanesine inanmayın. Bu süreci her kadın farklı yaşıyor.
Anlatılanların aksine, hamilelik kadın hayatının en güzel, en kolay dönemi bence…
Hamilelikten önce/ hamileliğin en başında duyduğum şehir efsanelerine göre, hamile olduğunu öğrendiğim andan itibaren damacana gibi durduğum yerde 9 ay yuvarlanacağım sanıyordum.
Tam tersine kadın hayatının en kolay, en güzel, en rahat dönemiymiş;) Nasıl güzel olmasın ya, herkes etrafında pervane oluyor. Hayatını kolaylaştırmak/yardımcı olmak için herkes seferber oluyor adeta:) Eşiniz, aileniz, iş arkadaşlarınız herkes sizin yükünüzü hafifletmeye çalışıyor.
En önemli ve en güzel tarafı ise; sınırsız yemek yiyebiliyorsun ve kimse iştahınla ve kilonla dalga geçemiyor:) Sırf bu nedenle bile kadınlığın altın çağı denilebilir. Hayatınızın başka hangi döneminde tanıdık/ tanımadık herkes yediğini sizle paylaşmak ister? En iyi pişirdiği yemeği tatmanız için ısrar eder?
Bir anda ortamın en değerlisi oluyorsunuz:) Gidilecek yerler, oturulacak yerler, oturulacak süreler, yenecek şeyler her şey size göre ayarlanıyor.
Baş ucunuza yiyecek bir şeyler koyup vicdan azabı çekmeden yediğiniz yegane dönem:)
Duygu durumunu sorgulayan yok, bas nazı kaprisi… Ben hiç naz yapamadım, naz yapılacak bir şey bulamadım süreç zaten yeterince şımartıcı! Hamile adaylarına şiddetle tavsiye ederim yapabildiğiniz kadar naz yapın, hamiledir ne yapsa yeridir deyip geçiyorlar…
Aşermek falan yalan!!! Bu durum öyle bir anlatılıyor/ abartılıyor ki hamile kalmadan yemeksepeti’nden hisse alası geliyor insanın.
Ev işine yardım etmeyi kahve yapmaktan ibaret sanan baba adayını çamaşır asıp bulaşık makinası boşaltırken görmek paha biçilemez!
Kasalarda, kuyruklarda öncelik tanınması da bonusu resmen…
Tek kötü yanı var unutkanlık:( unutkanlığımı bile unutacağım için onu da sorun etmiyorum:)
Ben bu altın çağın sonuna geliyorum; tüm hamile adaylarına benim ki kadar kolay, keyifli ve hareketli bir hamilelik diliyorum…

posted under Genel | No Comments »

Bahar…

Mayıs25

Bahar geldiğinde mi ben hasta olurum
Yoksa ben hasta olduğumda mı gelir bahar…
Sıcaklığın bir anda düşüp yükseldiği yazdan direk kışa /kıştan direk yaza geçildiği son yıllarda sonu “bahar” ile biten mevsimler bana artık yıl gibi gereksiz geliyor. Artık mevsimler resmen! Alt tarafı sıcaklık 3-5 derece değişiyor, bunun için mevsim değiştirmeye ne gerek var:) Yaz başı kış başı gibi adlandırılabilir bu minik mevsim geçişleri. Hele 12 ay güneş gören, Çeşme’de gezen biz İzmirlilere tek mevsim bile yeter:)
Kış mevsimi portakalı mandalinasıyla, yaz mevsimi kavun karpuzuyla ünlüyken bahar; Bahar nezlesi, Bahar yorgunluğu, Bahar alerjisi, Bahar depresyonu gibi sadece hastalıklarıyla ünlü maşallah!!!
Tüm bu olumsuzluklara rağmen bireysel bir kimlikle ayrı bir mevsim olarak şımartılmayı hak ediyor mu sizce? İnsanın ne giyeceğini bilemediği, yorgunluktan kafasını kaldıramadığı, burunların sürekli aktığı faydasından çok zararı olan bir mevsim:)

Sendromu, alerjisi, yorgunluğu olmayan; kendine has bir sürü sebzesi meyvesi olan, giyilecek kılığı kıyafeti belli olan iki adet mevsimimiz yeter bize:)
Bu yazıyı günler öncesinden yazmıştım ama anca bugün yayınlayabildim, malum bahar yorgunluğu:)

posted under Genel | No Comments »

Hayaller- Hayatlar

Mart21

Hamileliğim tam anlamıyla hayaller- hayatlar ikileminde geçiyor.
Yapmam dediğim ne varsa hamileliğim süresince hepsini tek tek yapıyorum maşallah… Oysa ne hayallerim, prensiplerim vardı… Hamile olduğumu öğrenir öğrenmez diyetisyen arkadaşımı aramıştım. Amerika’daydı 2 hafta sonra gelecekti. Gelince bu süreci birlikte sağlıklı ve fit bir şekilde geçirecektik. Peki ben ne yaptım? Bir daha kendisini hiç aramadım…Çok aramak istedim ama iştahım engel oldu arayamadım:)
Hamile kalmadan önce prensiplerim vardı; hamileliğimde sağlıklı beslenmek, düzenli spor yapmak ve sosyal hayattan hiç kopmamak, fit bir hamile olmak gibi…
Düzenli olmak konusunda sözümü tutmamış sayılmam aslında; düzenli yemek yiyor ve çook düzenli uyuyorum! Düzenli spor yapmayı hayal ederken, sabah uyanıp işe gidebildiğime şükreder oldum. Yemek konusunda da uykumla kapışırım; ben ki hayatı boyunca kebaba burun kıvıran, eti didik didik edip yiyemeyen insan, kızıma şimdiden fahri Antepli/ Urfalı denebilecek kadar kebap tattırdım.
Garsonlar ne istersiniz diye sorduklarında ne istemiyorum ki diye geçiriyorum içimden… Tüm menüyü sipariş edesim geliyor, ne istesem aklım diğerlerinde kalıyor.
Yok hamilelikte ondan bundan tiksinebilirmişsin, kokular rahatsız edebilirmiş falan filan… Şöyle söyleyelim; diş doktorunun dişimi uyuşturmak için sıktığı acı spreyin tadı bile hoşuma gitti.
Doktor tavsiyelerini dinlemeyen bir hamile değilim asla. Doktorun az ve sık ye tavsiyesini çok istikrarlı bir şekilde uyguluyorum. Başucuma yemek koyup gece kalkıp yiyorum, başucuma bir şeyler koymadıysam üşenmeden kalkıp yiyip yatıyorum.
Sosyal hayattan da koptum sayılmaz, o kadar uzun uyuyorum ki rüyamda herkesi doya doya görüyorum:)
Hamile kalınca eşimle sürekli karnımı okşayan sevgi pıtırcıkları oluruz diye düşünüyordum. Öyle ki çocuğun adı konusundaki görüşlerimiz bile gece ile gündüz kadar farklı… İştahımla ilgili yaptığı yorumlar için 3. Sayfa haberi olmamız an meselesi:) Alt tarafı sıcak poğaçayı havada kapıyorum; bence çok abartıyor:)
Uzun lafın kısası; hayaller Ebru Şallı gibi yaşayıp leblebi yutmuş solucan kıvamında bir hamile olmaktı öyle ki 5. Ayda damacana olma yolunda hızla ilerleniyor:)

posted under Genel | No Comments »
« Older Entries

Takvim

Ağustos 2018
P S Ç P C C P
« Nis    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net