Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Bahar…

Mayıs25

Bahar geldiğinde mi ben hasta olurum
Yoksa ben hasta olduğumda mı gelir bahar…
Sıcaklığın bir anda düşüp yükseldiği yazdan direk kışa /kıştan direk yaza geçildiği son yıllarda sonu “bahar” ile biten mevsimler bana artık yıl gibi gereksiz geliyor. Artık mevsimler resmen! Alt tarafı sıcaklık 3-5 derece değişiyor, bunun için mevsim değiştirmeye ne gerek var:) Yaz başı kış başı gibi adlandırılabilir bu minik mevsim geçişleri. Hele 12 ay güneş gören, Çeşme’de gezen biz İzmirlilere tek mevsim bile yeter:)
Kış mevsimi portakalı mandalinasıyla, yaz mevsimi kavun karpuzuyla ünlüyken bahar; Bahar nezlesi, Bahar yorgunluğu, Bahar alerjisi, Bahar depresyonu gibi sadece hastalıklarıyla ünlü maşallah!!!
Tüm bu olumsuzluklara rağmen bireysel bir kimlikle ayrı bir mevsim olarak şımartılmayı hak ediyor mu sizce? İnsanın ne giyeceğini bilemediği, yorgunluktan kafasını kaldıramadığı, burunların sürekli aktığı faydasından çok zararı olan bir mevsim:)

Sendromu, alerjisi, yorgunluğu olmayan; kendine has bir sürü sebzesi meyvesi olan, giyilecek kılığı kıyafeti belli olan iki adet mevsimimiz yeter bize:)
Bu yazıyı günler öncesinden yazmıştım ama anca bugün yayınlayabildim, malum bahar yorgunluğu:)

posted under Genel | No Comments »

Hayaller- Hayatlar

Mart21

Hamileliğim tam anlamıyla hayaller- hayatlar ikileminde geçiyor.
Yapmam dediğim ne varsa hamileliğim süresince hepsini tek tek yapıyorum maşallah… Oysa ne hayallerim, prensiplerim vardı… Hamile olduğumu öğrenir öğrenmez diyetisyen arkadaşımı aramıştım. Amerika’daydı 2 hafta sonra gelecekti. Gelince bu süreci birlikte sağlıklı ve fit bir şekilde geçirecektik. Peki ben ne yaptım? Bir daha kendisini hiç aramadım…Çok aramak istedim ama iştahım engel oldu arayamadım:)
Hamile kalmadan önce prensiplerim vardı; hamileliğimde sağlıklı beslenmek, düzenli spor yapmak ve sosyal hayattan hiç kopmamak, fit bir hamile olmak gibi…
Düzenli olmak konusunda sözümü tutmamış sayılmam aslında; düzenli yemek yiyor ve çook düzenli uyuyorum! Düzenli spor yapmayı hayal ederken, sabah uyanıp işe gidebildiğime şükreder oldum. Yemek konusunda da uykumla kapışırım; ben ki hayatı boyunca kebaba burun kıvıran, eti didik didik edip yiyemeyen insan, kızıma şimdiden fahri Antepli/ Urfalı denebilecek kadar kebap tattırdım.
Garsonlar ne istersiniz diye sorduklarında ne istemiyorum ki diye geçiriyorum içimden… Tüm menüyü sipariş edesim geliyor, ne istesem aklım diğerlerinde kalıyor.
Yok hamilelikte ondan bundan tiksinebilirmişsin, kokular rahatsız edebilirmiş falan filan… Şöyle söyleyelim; diş doktorunun dişimi uyuşturmak için sıktığı acı spreyin tadı bile hoşuma gitti.
Doktor tavsiyelerini dinlemeyen bir hamile değilim asla. Doktorun az ve sık ye tavsiyesini çok istikrarlı bir şekilde uyguluyorum. Başucuma yemek koyup gece kalkıp yiyorum, başucuma bir şeyler koymadıysam üşenmeden kalkıp yiyip yatıyorum.
Sosyal hayattan da koptum sayılmaz, o kadar uzun uyuyorum ki rüyamda herkesi doya doya görüyorum:)
Hamile kalınca eşimle sürekli karnımı okşayan sevgi pıtırcıkları oluruz diye düşünüyordum. Öyle ki çocuğun adı konusundaki görüşlerimiz bile gece ile gündüz kadar farklı… İştahımla ilgili yaptığı yorumlar için 3. Sayfa haberi olmamız an meselesi:) Alt tarafı sıcak poğaçayı havada kapıyorum; bence çok abartıyor:)
Uzun lafın kısası; hayaller Ebru Şallı gibi yaşayıp leblebi yutmuş solucan kıvamında bir hamile olmaktı öyle ki 5. Ayda damacana olma yolunda hızla ilerleniyor:)

posted under Genel | No Comments »

Kızıma…

Şubat24

Ultrasonda sağlıkla atan kalp atışlarını duyduktan, ellerini, ayaklarını, parmaklarını gördükten sonra cinsiyetini öğrenmekten vazgeçmiştik. İlk evladımız olacak; kız da olsan erkek de olsan bizim ilk göz ağrımız olacaksın. Sağlığından başka hiçbir şeyin önemi yok.
Bu düşünceyle 16. Haftaya kadar cinsiyetini merak edip sormadık hiç. 16. Haftada kendin göstermek istedin:)resmen bize el sallar gibi karşımızda durdun…
O an kendi kararları olan bir kızım olacağına nasıl sevindim anlatamam:)
Maalesef tehlikeli, kadınlar için her geçen gün yaşaması daha da güçleşen bir dünyaya geleceksin kızım, kendi iradene bağlı hareket etmen (bilinçsizde olsa) beni çok mutlu etti.
Sen içimde büyürken beni de dış dünyada büyütüyorsun anneciğim… Senin varlığınla bende değişmeye başladım.
Senin varlığın bana cesaret verdi…
Bunu itiraf ederek hayallerini yıkmak istemem ama; senden önce ben, korkak biriydim… Gölgemden korkardım diyebilirim.
Duygularımı çok uçlarda yaşayan, panikli biriydim…
Eee her kadın kadar biraz da bencildim sanırım…
Senin varlığınla olmaması gereken tüm huylarım törpülenmeye başladı sanki.
Belki de seninle beraber bende büyüyorum…
Sen olgunlaşmak için benim gibi 31 yıl bekleme anneciğim:) Dış dünya benim karnım kadar güvenli olmayabilir. Doğduktan sonra seni bu kadar iyi koruyamayabilirim…
Düşeceksin, canın yanacak, üzüleceksin, üşüyeceksin, ağlayacaksın, haksızlıklarla karşılaşabilirsin, hoşlanmadığın insanlar ya da ortamlar olacak… hayat karnımdaki kadar tozpembe olmayacak.
Babanla ben her zaman senin yanında olacağız/ sana destek olacağız ama önemli olan senin hayata karşı duruşun!!!
İnançlı ol anneciğim…
Kalbin sevgiyle dolu olsun…
Merhametli ol…
Sabırlı ol…
Çalışkan ol…
Dürüst ol..
Her şerde bir hayır olduğunu hayatın boyunca unutma!!!
Hep iyilik düşün…
Olumlu düşün…
Hedeflerinle hırslarını karıştırma… Hedeflerin olsun hırsların değil!!!
Babanla ben sana bizim yaptıklarımızdan daha iyisini yapmaya çalışacağız( her anne- baba böyledir:) ) sıkıldığın yerde uyar bizi.
Tek zenginliğin bilgi zenginliği olduğunu asla unutma kızım! Oku, gez, araştır, incele, hobilerinle beslen… Sürekli kendini geliştir.
En kalıcı güzellik kalp güzelliğidir! Kalbin güzel olduğu sürece yüzün hep güzel olacaktır!
Dedikodu kalp kiridir, sakın ola ağzını dedikoduyla kirletme kızım…
Hayır demekten hiçbir zaman çekinme; kendi kararların olsun… Her daim kendi kararlarınla hareket et!
Yanında olamadığım zamanlarda bunları aklından çıkarma kızım…
Annen

posted under Genel | No Comments »

Büyüklerimize…

Şubat17

Bu yazıyı tam iki hafta önce yazdım. Babaannemsiz geçirdiğim ilk Perşembe akşamı… Yaklaşık 13-14 saat sonra Cuma öğlen olacak ve ben babaannemi arayamayacaktım…
31 yaşındayım; kendimi bildim bileli yaklaşık 25-26 yıldır nerede olursam olayım her Cuma öğlen babaannemi arardım. Sabah uyanmak, işe gitmek gibi bir rutindi.
O cuma öğlen babaannemi arayamayacağımı düşününce yokluğunu hissettim derinden…
Yaşadığım ilk ölüm acısı değildi… Belki de en olgun/ en metanetli karşıladığım ilk acıydı.
Ölüm kaçınılmaz, önemli olan yaşanılan zamanın niceliği değil niteliğidir. Rahmetli babaannem nitelik ve nicelik açısından hepimize nasip olması dilenecek kadar güzel bir hayat yaşadı.
Ahir ömürde tadılacak en güzel duyguları tatma mutluluğuna erişti.
Aşık oldu, evlendi; ömrü boyunca süren bir evliliği,
Dört tane evladı, gelinleri ve torunları oldu.
Torunlarının okula başlamalarından mezuniyetlerine kadar hep yanımızdaydı ailemizin çınarı. Torunlarının mürüvvetlerini görmek nasip oldu.
Yıllar önce sokakta tanımadığım iki yaşlı kadının sohbet ederken; Allah kapı tıkırtısına muhtaç etmesin, yaşlılık çok zor” dediklerini duymuştum.
Bu cümleyi duyalı yaklaşık 20 yıl oldu. Hala ilk günkü gibi kulağımda çınlar o teyzenin sesi…
O cümle beni çok etkiledi. Acaba benim anneannem/ babaannemde böyle hisseder mi diye düşündürdüm hep. Öyle hissettirmekten çok korktum.
Duyduğum o cümlenin etkisi mi, hayatın bana bahşettiği bir şans mı bilmiyorum ama ben babaannem ve anneannemle doya doya, keyifli zaman geçirdim/ geçiriyorum. Bu şansı yakalayan ender kişilerden olduğumu düşünüyorum. 31 yaşına kadar çok güzel anılar biriktirdim…
Hikaye gibi hayatlarını dinleyerek,
Öğütlerini kulağıma küpe yaparak,
Gözlerindeki mutluluğu/gururu görerek,
Her kelamları atasözü gibi olan sohbetlerine eşlik ederek büyüdüm.
Büyüklerimiz iyi ki varlar;
Göç edenlere rahmet, var olanlara sağlık ve daha nice anılar biriktireceğimiz uzun ömürler diliyorum…

posted under Genel | No Comments »

Evliliğin Tarifi Nedir?

Şubat5

Evlilik konusunda yazmak Kıvanç Tatlıtuğ’un evlenip bekarlığın son kalesini yıkmasından bu yana aklımdaydı…

Bide üstüne Demet Şener’in bu konuda kendisine laf sokan bir takipçisine verdiği cevap bana bu yazıyı yazdırdı.

Şener’i yuva yıkanın yuvası olmaz diyerek eleştiren takipçisine yaptığı yuva tanımı “Yuva olması için ortada resmi olarak evli bir adam, bir kadın ve en az bir çocuk olması lazım. Öbürüne sevgili ilişkisi denir ve biri biter diğeri başlar”  Beyaz eşya garanti belgesinden hallice…

Evliliğe iki farklı bakış açısı; biri  duygularına, sevgisine sahip çıkan Tatlıtuğ’dan diğeri ise evliliğe garanti belgesi gibi göre Şener’den…

Yuva olması için sevgi, sadakat, güven olması yetmez mi? İlla devletin bunu onaylayıp birde çocukla sıfatları garantilemesi mi gerekiyor? Ki bir değil yüz tane de çocuk yapsan hiçbir şeyin garantisi yok!

Evet doğru evlenince aşkın mideye kramplar sokan, “acabalarla” kafa yoran, sürekli kendini beğendirmeye programlayan, beynini süngere çeviren mantıksız boyutu ortadan kalkıyor.

Yerini güvene, huzura, sevgiye, mantığa bırakarak. Yanında samimi olmak/ kendin olmak, huyunu suyunu bilmek, bir sonraki hamlesini tahmin edebilmek, bakışını anlamak… Bunlar duygularla gelişen şeyler.

Bunların gerçekleşmesi için devletin uygun gördüğü gün ve saatte, ele güne göstere göstere imza atmaya gerek yok. Evlilik denen şey hayat boyu sürmesini dilediğin hayat arkadaşlığı, bir imza değil…

Önemli olan nikah tarihini paylaşmak değil;

Hayatını,

Duygularını,

Korkularını,

Mutluluğunu,

Huzurunu,

Mutsuzluğunu paylaşmak.

Eşten öte; dost olmak, arkadaş olmak, ömür boyu sevgili olmak…

 

posted under Genel | No Comments »

Hayat çocuklara güzel…

Ocak23

Hayat çocuklara güzel…

Başka bir deyişle hayat çocukken güzel…

Henüz hırs, nefret, rekabet tohumları içimize serpilmemişken…

Kitapları resimlerle dolup taşan, içlerinden neşe fışkıran,

Uykuya ninniyle yollanan,

İştahı yokken dikkati dağıtılarak karnı doyurulan,

Hayatını güzelleştirmek için herkesin etrafında pervane olduğu,

Çocuk olmak güzel şey!

Çocuk olmak samimi şey!

Hayatın düzeni, gereklilikleri hoşuna gitmediğinde açıkça söyleyebilen,

Birini sevmediğinde yüzüne gülmek yerine dürüstçe hissettiklerini söyleyebilen,

Üzüldüğü bir şey olduğunda herkesin ortasında hüngür hüngür ağlayabilen,

Ulu orta dans etmeye, şarkı söylemeye çekinmeyen,

Beğenmediği yerlerden hemen gitmek isteyebilen,

Kusurlarını, marifetlerini saklamadan yaşayan,

Soru soran; aldığı cevaplardan hiçbir zaman tatmin olmayıp sorgulamaya devam eden,

Kolay gülüp, kolay ağlayan,

Ağlamak ve gülmekten çekinmeyen,

Düşmekten korkmadan koşan; düştüğünde kalkıp tekrar koşmaya gocunmayan,

Bazen sinir bozacak kadar enerjik ve neşeli olan,

Sevgi ve şefkat dışında başka hiçbir şeye ihtiyacı olmayan çocukluk…

Her şey çocuklukta samimi ve gerçek değil mi

Yeni Türkü’nün dediği gibi “Biz Büyüdük ve Kirlendi Dünya”

Büyüdükçe kirleniyoruz, kirletiyoruz ne yazık ki…

 

 

posted under Genel | No Comments »

Ayrımın her türlüsüne hayır!

Aralık27

Ulaşımın sorununun efsane adı İzmir Büyükşehir Belediyesi yine muhteşem bir uygulama gündeme getirdi. Eskişehir ve İstanbul’dan sonra İzmir’de de Belediye otobüsleri saat 22:00’den sonra kadınlara özel durak sistemi olmadan çalışacakmış.
Ne kadar harika bir çözüm değil mi? Bütün tecavüz olaylarını, kapçakları bu yolla engellemeyi düşünüyor değerli Belediyelerimiz…
Sen bari yapmasaydın İzmir Belediyesi ya…
Sen ki 1926’da Medeni kanununun kabulü ile kadın ile erkeğin eşitliği sağlayan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partisin!
Kadını güçsüz kılan, kadını korunmaya muhtaç gösteren bu saçma ayrıştırıcı çözümler maalesef ki ne ilk ne de son olacak. Geçtiğimiz Şubat ayında Sivas’ta şöförleri kadın olan, yalnızca kadın ve çocukları taşıyacak olan, gün içinde sadece saat 08:00-22:00 arasında çalışacak Pembe taksi uygulaması başlamıştı. Araçlar kadınlara özel olduğu için lambasından koltuğuna kadar her yanı pespembe kaplanmıştı.
Bu uygulamayla taciz ve tecavüz vakalarını engellemeye çalışıyorlarmış.
Buna benzer bir uygulamanın Cumhuriyet’in kalesi İzmir’den gelmesi çok üzdü…
Biz Pembe taksiye de binmeyeceğiz, korkup eve yakın yerde de inmeyeceğiz! Siz suçluyu cezalandırmayı, adam etmeyi öğreneceksiniz!
Her geçen gün serbest kalan sapık haberleri izlerken biz kadınlar evlere hapsolmayacağız. Sapıkları, tecavüzcüleri serbest bırakırken kadını sindirmeye çalışan, erkekten ayrı tutan, ayrımcı uygulamaların hiçbiri iyi niyetli çözümler değil!
Duraksız uygulaması gerçekten insancıl bir niyetle yapılıyorsa eğer; engelli ve hamile vatandaşlara günün her saati uygulansın ki gerçekten iyi niyete hizmet etmiş olsun…

posted under Genel | No Comments »

Bugün Türkiye’de kadın olmak!

Kasım26

Türkiye’de kadın olmak zordur! Zor değildi, zor oldu son yıllarda…

Türkiye’de kadın, devletin üvey evladı gibi oldu…

6 yaşında bir kız çocuğuyla evlenilebilir diyen din adamlarının olduğu,

Bir babanın 15 yaşındaki oğlunun para karşılığında bir kadınla ilk deneyimini yaşaması için cebine para koyduğu,

Kendi bedeni hakkında karar veremediği,

9 yaşındaki kız çocuğunun dedesi yaşındaki adam tarafından tacize uğradığı; tacizcisiyle karşılaşma korkusunu minik kalbinin kaldıramadığı ve hayatını kaybettiği,

Tecavüzcüsüyle evlenmeyi sağlayarak tecavüzcüyü korumak için yasa çıkarılmasının istendiği bu ülkede kadın olmak!!!

Oysa Mustafa Kemal Atatürk’ün “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üstünde gördüğümüz her şey kadının eseridir” diyerek kadını yücelttiği,

Dünyadaki birçok demokratik ülkeden çok daha önce (1934), kadına seçme seçilme hakkı tanındığı,

Kadınla erkeğin eşit olduğu bir ülkeydi Türkiye…

 

posted under Genel | No Comments »

Öpmek

Kasım8
 
 
 
 
 
 
 

 

posted under Genel | No Comments »

Geziyorsan dünya sığar çantana

Ekim9

Malda mülkte yalan, gel biraz sende oyalan” demiş Yunus Emre…

Bu dünyada yaşam süresinin ortalama 70 yıl olduğunu düşünürsek; ilk 10 yıl çocukluk ve son 10 yıl yaşlılık, aradaki 50 yılda mal mülk yapmak ya da YAŞAMAK bizim tercihimiz!

Her ölüm ani ve üzücüdür. Yaşı, nedeni ne olursa olsun her gidenin arkasından yas tutulur. Bir vefat haberi aldığımda hayatını nasıl geçirdiğini düşünüyorum. Sonuçta hepimiz bu dünyada misafiriz. Gezip görüp, yiyip içip gideceğiz; önemli olan bu süreci nasıl geçirdiğimizdir.

Mesela Barış Manço’nun erken vefatı hepimizi çok üzdü. Gidişi her ne kadar erken ve ani olsa da doya doya yaşayıp gezmiş olması ailesi ve sevenleri için en büyük tesellidir eminim!

Barış Manço hepimiz için çok güzel bir örnekti… Fakat toplum olarak programlarının pasif izleyicisi olmanın ötesine geçemedik. Hayatlarımızı ilerde bir gün yaşamak üzerine plan yapan bir toplumuz! Gençken deli gibi çalışıp yaşlanınca gezeceğiz diyoruz.

Gençliğimizi, en sağlıklı, en enerjik çağımızı çalış-al sat döngüsünde yaşlılığa yatırım yaparak harcıyoruz.

Peki yaşlanınca gezebiliyor muyuz?

Hemde çılgınca geziyoruz…

O hastahane senin bu hastahane benim sağlık sorunlarının peşinde,

Kızın kirası,

Oğlanın kredi borcu,

Gelinin isteği,

Damadın ihtiyacı derken çılgınlar gibi ordan oraya koşturuyoruz yaşlılığımızda da.

Bizden önceki nesiller gelecek kuşaklar için hayatlarından çok feragat etmişler. Birçoğu yaşadıkların yerin civarını göremeden göçüp gitmiş ne yazık ki:(

Son 10-15 yılda ne olduysa hayata bakışımız değişti!

Yeni nesil olarak mal mülk bekçiliği görevinden istifa ettik. Amaçlarımız, hayallerimiz, zevklerimiz, beklentilerimiz, önceliklerimiz bambaşka bir boyut kazandı.

Hayat şartlarımız eskiye oranla her ne kadar daha zor olsa da başka kıtalarda güneşin doğuşunu merak etmeye başladık.

Pizzayı yerinde yemek, şarabı yerinde içmek ister olduk…

Refah kavramının maddiyatla ilgisi olmadığının…

Gerçek zenginliğin eğitim ve kültür olduğunun farkına vardık.

Tek kalıcı yatırımın edindiğimiz tecrübeler olduğunu anladık!

Hayatın ertelemek için çok kısa; monoton yaşamak için çok uzun olduğunu anladık!

Sağlığınız yerindeyken bol bol uçak bileti alın…yiyin için , gezin dolaşın!

 

posted under Genel | No Comments »
« Older Entries

Takvim

Mayıs 2017
P S Ç P C C P
« Mar    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net