Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Büyüklerimize…

Şubat17

Bu yazıyı tam iki hafta önce yazdım. Babaannemsiz geçirdiğim ilk Perşembe akşamı… Yaklaşık 13-14 saat sonra Cuma öğlen olacak ve ben babaannemi arayamayacaktım…
31 yaşındayım; kendimi bildim bileli yaklaşık 25-26 yıldır nerede olursam olayım her Cuma öğlen babaannemi arardım. Sabah uyanmak, işe gitmek gibi bir rutindi.
O cuma öğlen babaannemi arayamayacağımı düşününce yokluğunu hissettim derinden…
Yaşadığım ilk ölüm acısı değildi… Belki de en olgun/ en metanetli karşıladığım ilk acıydı.
Ölüm kaçınılmaz, önemli olan yaşanılan zamanın niceliği değil niteliğidir. Rahmetli babaannem nitelik ve nicelik açısından hepimize nasip olması dilenecek kadar güzel bir hayat yaşadı.
Ahir ömürde tadılacak en güzel duyguları tatma mutluluğuna erişti.
Aşık oldu, evlendi; ömrü boyunca süren bir evliliği,
Dört tane evladı, gelinleri ve torunları oldu.
Torunlarının okula başlamalarından mezuniyetlerine kadar hep yanımızdaydı ailemizin çınarı. Torunlarının mürüvvetlerini görmek nasip oldu.
Yıllar önce sokakta tanımadığım iki yaşlı kadının sohbet ederken; Allah kapı tıkırtısına muhtaç etmesin, yaşlılık çok zor” dediklerini duymuştum.
Bu cümleyi duyalı yaklaşık 20 yıl oldu. Hala ilk günkü gibi kulağımda çınlar o teyzenin sesi…
O cümle beni çok etkiledi. Acaba benim anneannem/ babaannemde böyle hisseder mi diye düşündürdüm hep. Öyle hissettirmekten çok korktum.
Duyduğum o cümlenin etkisi mi, hayatın bana bahşettiği bir şans mı bilmiyorum ama ben babaannem ve anneannemle doya doya, keyifli zaman geçirdim/ geçiriyorum. Bu şansı yakalayan ender kişilerden olduğumu düşünüyorum. 31 yaşına kadar çok güzel anılar biriktirdim…
Hikaye gibi hayatlarını dinleyerek,
Öğütlerini kulağıma küpe yaparak,
Gözlerindeki mutluluğu/gururu görerek,
Her kelamları atasözü gibi olan sohbetlerine eşlik ederek büyüdüm.
Büyüklerimiz iyi ki varlar;
Göç edenlere rahmet, var olanlara sağlık ve daha nice anılar biriktireceğimiz uzun ömürler diliyorum…

posted under Genel | No Comments »

Evliliğin Tarifi Nedir?

Şubat5

Evlilik konusunda yazmak Kıvanç Tatlıtuğ’un evlenip bekarlığın son kalesini yıkmasından bu yana aklımdaydı…

Bide üstüne Demet Şener’in bu konuda kendisine laf sokan bir takipçisine verdiği cevap bana bu yazıyı yazdırdı.

Şener’i yuva yıkanın yuvası olmaz diyerek eleştiren takipçisine yaptığı yuva tanımı “Yuva olması için ortada resmi olarak evli bir adam, bir kadın ve en az bir çocuk olması lazım. Öbürüne sevgili ilişkisi denir ve biri biter diğeri başlar”  Beyaz eşya garanti belgesinden hallice…

Evliliğe iki farklı bakış açısı; biri  duygularına, sevgisine sahip çıkan Tatlıtuğ’dan diğeri ise evliliğe garanti belgesi gibi göre Şener’den…

Yuva olması için sevgi, sadakat, güven olması yetmez mi? İlla devletin bunu onaylayıp birde çocukla sıfatları garantilemesi mi gerekiyor? Ki bir değil yüz tane de çocuk yapsan hiçbir şeyin garantisi yok!

Evet doğru evlenince aşkın mideye kramplar sokan, “acabalarla” kafa yoran, sürekli kendini beğendirmeye programlayan, beynini süngere çeviren mantıksız boyutu ortadan kalkıyor.

Yerini güvene, huzura, sevgiye, mantığa bırakarak. Yanında samimi olmak/ kendin olmak, huyunu suyunu bilmek, bir sonraki hamlesini tahmin edebilmek, bakışını anlamak… Bunlar duygularla gelişen şeyler.

Bunların gerçekleşmesi için devletin uygun gördüğü gün ve saatte, ele güne göstere göstere imza atmaya gerek yok. Evlilik denen şey hayat boyu sürmesini dilediğin hayat arkadaşlığı, bir imza değil…

Önemli olan nikah tarihini paylaşmak değil;

Hayatını,

Duygularını,

Korkularını,

Mutluluğunu,

Huzurunu,

Mutsuzluğunu paylaşmak.

Eşten öte; dost olmak, arkadaş olmak, ömür boyu sevgili olmak…

 

posted under Genel | No Comments »

Hayat çocuklara güzel…

Ocak23

Hayat çocuklara güzel…

Başka bir deyişle hayat çocukken güzel…

Henüz hırs, nefret, rekabet tohumları içimize serpilmemişken…

Kitapları resimlerle dolup taşan, içlerinden neşe fışkıran,

Uykuya ninniyle yollanan,

İştahı yokken dikkati dağıtılarak karnı doyurulan,

Hayatını güzelleştirmek için herkesin etrafında pervane olduğu,

Çocuk olmak güzel şey!

Çocuk olmak samimi şey!

Hayatın düzeni, gereklilikleri hoşuna gitmediğinde açıkça söyleyebilen,

Birini sevmediğinde yüzüne gülmek yerine dürüstçe hissettiklerini söyleyebilen,

Üzüldüğü bir şey olduğunda herkesin ortasında hüngür hüngür ağlayabilen,

Ulu orta dans etmeye, şarkı söylemeye çekinmeyen,

Beğenmediği yerlerden hemen gitmek isteyebilen,

Kusurlarını, marifetlerini saklamadan yaşayan,

Soru soran; aldığı cevaplardan hiçbir zaman tatmin olmayıp sorgulamaya devam eden,

Kolay gülüp, kolay ağlayan,

Ağlamak ve gülmekten çekinmeyen,

Düşmekten korkmadan koşan; düştüğünde kalkıp tekrar koşmaya gocunmayan,

Bazen sinir bozacak kadar enerjik ve neşeli olan,

Sevgi ve şefkat dışında başka hiçbir şeye ihtiyacı olmayan çocukluk…

Her şey çocuklukta samimi ve gerçek değil mi

Yeni Türkü’nün dediği gibi “Biz Büyüdük ve Kirlendi Dünya”

Büyüdükçe kirleniyoruz, kirletiyoruz ne yazık ki…

 

 

posted under Genel | No Comments »

Ayrımın her türlüsüne hayır!

Aralık27

Ulaşımın sorununun efsane adı İzmir Büyükşehir Belediyesi yine muhteşem bir uygulama gündeme getirdi. Eskişehir ve İstanbul’dan sonra İzmir’de de Belediye otobüsleri saat 22:00’den sonra kadınlara özel durak sistemi olmadan çalışacakmış.
Ne kadar harika bir çözüm değil mi? Bütün tecavüz olaylarını, kapçakları bu yolla engellemeyi düşünüyor değerli Belediyelerimiz…
Sen bari yapmasaydın İzmir Belediyesi ya…
Sen ki 1926’da Medeni kanununun kabulü ile kadın ile erkeğin eşitliği sağlayan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partisin!
Kadını güçsüz kılan, kadını korunmaya muhtaç gösteren bu saçma ayrıştırıcı çözümler maalesef ki ne ilk ne de son olacak. Geçtiğimiz Şubat ayında Sivas’ta şöförleri kadın olan, yalnızca kadın ve çocukları taşıyacak olan, gün içinde sadece saat 08:00-22:00 arasında çalışacak Pembe taksi uygulaması başlamıştı. Araçlar kadınlara özel olduğu için lambasından koltuğuna kadar her yanı pespembe kaplanmıştı.
Bu uygulamayla taciz ve tecavüz vakalarını engellemeye çalışıyorlarmış.
Buna benzer bir uygulamanın Cumhuriyet’in kalesi İzmir’den gelmesi çok üzdü…
Biz Pembe taksiye de binmeyeceğiz, korkup eve yakın yerde de inmeyeceğiz! Siz suçluyu cezalandırmayı, adam etmeyi öğreneceksiniz!
Her geçen gün serbest kalan sapık haberleri izlerken biz kadınlar evlere hapsolmayacağız. Sapıkları, tecavüzcüleri serbest bırakırken kadını sindirmeye çalışan, erkekten ayrı tutan, ayrımcı uygulamaların hiçbiri iyi niyetli çözümler değil!
Duraksız uygulaması gerçekten insancıl bir niyetle yapılıyorsa eğer; engelli ve hamile vatandaşlara günün her saati uygulansın ki gerçekten iyi niyete hizmet etmiş olsun…

posted under Genel | No Comments »

Bugün Türkiye’de kadın olmak!

Kasım26

Türkiye’de kadın olmak zordur! Zor değildi, zor oldu son yıllarda…

Türkiye’de kadın, devletin üvey evladı gibi oldu…

6 yaşında bir kız çocuğuyla evlenilebilir diyen din adamlarının olduğu,

Bir babanın 15 yaşındaki oğlunun para karşılığında bir kadınla ilk deneyimini yaşaması için cebine para koyduğu,

Kendi bedeni hakkında karar veremediği,

9 yaşındaki kız çocuğunun dedesi yaşındaki adam tarafından tacize uğradığı; tacizcisiyle karşılaşma korkusunu minik kalbinin kaldıramadığı ve hayatını kaybettiği,

Tecavüzcüsüyle evlenmeyi sağlayarak tecavüzcüyü korumak için yasa çıkarılmasının istendiği bu ülkede kadın olmak!!!

Oysa Mustafa Kemal Atatürk’ün “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üstünde gördüğümüz her şey kadının eseridir” diyerek kadını yücelttiği,

Dünyadaki birçok demokratik ülkeden çok daha önce (1934), kadına seçme seçilme hakkı tanındığı,

Kadınla erkeğin eşit olduğu bir ülkeydi Türkiye…

 

posted under Genel | No Comments »

Öpmek

Kasım8
 
 
 
 
 
 
 

 

posted under Genel | No Comments »

Geziyorsan dünya sığar çantana

Ekim9

Malda mülkte yalan, gel biraz sende oyalan” demiş Yunus Emre…

Bu dünyada yaşam süresinin ortalama 70 yıl olduğunu düşünürsek; ilk 10 yıl çocukluk ve son 10 yıl yaşlılık, aradaki 50 yılda mal mülk yapmak ya da YAŞAMAK bizim tercihimiz!

Her ölüm ani ve üzücüdür. Yaşı, nedeni ne olursa olsun her gidenin arkasından yas tutulur. Bir vefat haberi aldığımda hayatını nasıl geçirdiğini düşünüyorum. Sonuçta hepimiz bu dünyada misafiriz. Gezip görüp, yiyip içip gideceğiz; önemli olan bu süreci nasıl geçirdiğimizdir.

Mesela Barış Manço’nun erken vefatı hepimizi çok üzdü. Gidişi her ne kadar erken ve ani olsa da doya doya yaşayıp gezmiş olması ailesi ve sevenleri için en büyük tesellidir eminim!

Barış Manço hepimiz için çok güzel bir örnekti… Fakat toplum olarak programlarının pasif izleyicisi olmanın ötesine geçemedik. Hayatlarımızı ilerde bir gün yaşamak üzerine plan yapan bir toplumuz! Gençken deli gibi çalışıp yaşlanınca gezeceğiz diyoruz.

Gençliğimizi, en sağlıklı, en enerjik çağımızı çalış-al sat döngüsünde yaşlılığa yatırım yaparak harcıyoruz.

Peki yaşlanınca gezebiliyor muyuz?

Hemde çılgınca geziyoruz…

O hastahane senin bu hastahane benim sağlık sorunlarının peşinde,

Kızın kirası,

Oğlanın kredi borcu,

Gelinin isteği,

Damadın ihtiyacı derken çılgınlar gibi ordan oraya koşturuyoruz yaşlılığımızda da.

Bizden önceki nesiller gelecek kuşaklar için hayatlarından çok feragat etmişler. Birçoğu yaşadıkların yerin civarını göremeden göçüp gitmiş ne yazık ki:(

Son 10-15 yılda ne olduysa hayata bakışımız değişti!

Yeni nesil olarak mal mülk bekçiliği görevinden istifa ettik. Amaçlarımız, hayallerimiz, zevklerimiz, beklentilerimiz, önceliklerimiz bambaşka bir boyut kazandı.

Hayat şartlarımız eskiye oranla her ne kadar daha zor olsa da başka kıtalarda güneşin doğuşunu merak etmeye başladık.

Pizzayı yerinde yemek, şarabı yerinde içmek ister olduk…

Refah kavramının maddiyatla ilgisi olmadığının…

Gerçek zenginliğin eğitim ve kültür olduğunun farkına vardık.

Tek kalıcı yatırımın edindiğimiz tecrübeler olduğunu anladık!

Hayatın ertelemek için çok kısa; monoton yaşamak için çok uzun olduğunu anladık!

Sağlığınız yerindeyken bol bol uçak bileti alın…yiyin için , gezin dolaşın!

 

posted under Genel | No Comments »

Hepimiz Bridget Jones’uz

Eylül27

Yıllar sonra yine bir Bridget Jones fırtınası esiyor kadınlar aleminde… İstisnasız her kadının kendinden bir şey bulduğu tek karakter desem abartı olmaz heralde. Aynı fabrikanın ürünü olduğumuz kız kardeşlerimizle bile  benzemezken “Bridget Jones” karakterinin hepimizde yakınlık hissettirmesinin nedeni nedir acaba?

Filme gelmeden; Bridget Jones karakterine can veren Rénee Zellweger 15 yıldaki fiziksel değişimi ile (tüm müdahalelere rağmen )kadına en büyük dersi veriyor!

Starda olsan, kendine en iyi şekilde de baksan, estetiğin dibine de düşsen “zamana karşı gelemiyorsun YAŞLANIYORSUN” Rénee Zellweger son hali ile kadınlara; kendinle çok uğraşma, benim gibi olma doğal yaşlan mesajını veriyor resmen 🙂

O kötü estetiklerden sonra Rénee Zellweger sayesinde bir çok kadın estetik fikrinden vazgeçmiştir diye düşünüyorum.

 Konumuzun asıl nedeni olan filme geri gelirsek;

Peki biz neden seviyoruz Bridget Jones’u bu kadar? ( kaldı ki kadınlar dünyasında hem cinsini bu kadar sevmek pek alışık olduğumuz bir durum değildir:)

Bridget jones ekranlarda görmeye alıştığımız “Bihter Ziyagil/ Firdevs Hanım” gibi; mükemmel, zayıf, fit, güzel, asla ev işi yapmayan, başarılı iş kadını ama çalıştığını hiç görmediğimiz gerçekle örtüşmeyen hayali karakterlerden değil. Kiloları, hataları, hayalleri, dilekleri, dertleri, istekleri, işi, kıyafetleri, ağda sorunu, depresyonları vb. her şeyi ile sıradan bir kadının hayatını yansıtıyor.

Her kadın gibi aşk istiyor. İlgi gösterendense ilgisiz olan daha cazip geliyor:)

Her kadın gibi periyodik olarak diyete başlayıp ilk çikolata krizinde bozuyor.

30 yaş sendromunu dibine kadar yaşayıp aile baskısına maruz kalıyor.

Aşkın yanında biraz da kariyer yapmak istiyor. Ama aşk hayatındaki çalkantılardan kariyeri de nasibini alıyor arada:)

Yalnızlık korkuları, histerik bunalımları ile tam anlamıyla bir kadın dünyasını yansıtıyor!

Çoğu zaman birbirimize dürüst olamasak ta her kadının benzer olduğunu gösterdi bize Bridget Jones.

Haa birde  Rénee Zellweger’ın aksine, 15 yıldır Marc Darcy’i canlandıran Colin Firth’un hiiiç

değişmediğini gördük. Filmin en büyük mesajı bu olmalı bana göre!!! Demek ki ne yaparsak yapalım erkeklerden daha çabuk çöküyoruz… O yüzden kadınsal sorunları kafaya takıp kendimizi çok yıpratmayalım:)

 

posted under Genel | No Comments »

Gözden Çıkardığını Elden Çıkar

Eylül1

Son zamanlarda kendim için yaptığım en güzel şey bu…

Atalarımz ne demiş; Her şeyin azı karar, çoğu zarar!

 Yiyeceğinde, eşyanın da, hatta paranın bile azı karar, çoğu zarar:)

Bu minimalist akım bende evlilik hazırlığı sürecince başladı. Aslında tam olarak minimalizm denemez farkındalık demek daha doğru olacak. Bağlantıları ters bir insan olduğumdan, her genç kızın rüyası olan süreç bana işkence gibi geldi. Bu sürecin zorluğundan değil bizim halk olarak bu süreci abartmamızdan kabusa çeviriyoruz. İki ay içinde evleneceğimi duyan herkes nasıl yetişeceksin dedi:) Alışverişleri abartmadığın takdirde bir hafta içinde bile evlenilebileceğini gördük. Hiçbir alışverişim bir saati geçmedi, çünkü her şeyi ihtiyaç ve kullanışlılık doğrultusunda aldım.

İtiraf etmek gerekirse bu durum bilinçli olarak yaptığım bir şey değildi. Evlilik hazırlığı sürecinin abartıldığını görünce hayatımızda rutin olarak yaptığımız gereksiz/ fuzuli şeylerle ne kadar çok zaman/yer ve para kaybettiğimizin farkına vardım.

İki kişi yaşayacağım evde 128 parça yemek takımına ihtiyaç yok mantıken. Hesaplarıma göre bulaşık makinasının alacağı sayıda tabak ve bardak yeterliydi… Gayet de yetiyor:) Yapabildiğim üç çeşit yemek varken on tane tencere- tava seti almak çok saçma olurdu.

Gelinlik işi yirmi dakikada halloldu. Kot mu bu yıllarca giyilecek 3-4 saat için günlerce gezemezdim.

Halısız evin temizliği çok daha kolay oluyor tavsiye ederim:)

Son bir yıldır giymediğim tüm kıyafetlerimi (en severek aldıklarımı dahil) verdim. Benim dolapta bir gün giyersem diye beklettiğimi, ihtiyacı olan ya da beğenen biri giyse ne güzel olur…

Sıklıkla giydiğim belli başlı renkler varmış, diğer renklileri aldıktan sonra pişman olmuşum.

Bu arada geri dönüşüme daha duyarlı oldum. Çöplerimi kategorilerine göre ayrıştırıyorum. Evime yakın geri dönüşüm atığı olmadığı için haftada bir gün biriktirdiklerimi en yakın geri dönüşüme götürüyorum. Bu sayede çöplerimiz çok azaldı, geri dönüşümü olan şeyleri atıyormuşuz meğer çoğunlukla:(

Plastiği hayatımdan mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışıyorum. Plastik yerine camı tercih ediyorum.

Alışverişe giderken bez çantamı yanımda götürüyorum, mümkün oldukça poşet kullanmamaya özen gösteriyorum.

Az insan öz insan!!!

Sıklıkla kullanmadığım applicationları bile sildim:)

Velhasıl kelam; Ben sadeleşirken etrafımın daha nitelikli olduğunun farkına vardım ve bunu hayatımın her alanında yapmaya çalışıyorum.

Birde bayanlar klasmanında atasporumuz olan dedikodu ağız çöpü gibi bir şey, pis suyu kalbe akıp kirletiyor kalbimizi…

Birazcık minimalizm, azıcık ruh detoksu insana iyi geliyor.

 

posted under Genel | No Comments »

Sıla C/esareti

Ağustos13

7 Ağustos’ta Yenikapı’da gerçekleşen mitinge katılmayacağını “ Kesinlikle darbe karşıtıyım ama böyle bir şovun içerisinde olmayacağım” diyerek belirten Sıla’nın cesareti resmen esarete dönüştü.

Söylediklerine kesinlikle hem fikirim. Aklı, mantığı, vicdanı yerinde olan her birey gibi darbenin her türlüsüne kesinlikle karşıyım, bu görüşümü meydanlara çıkıp göstermedim. Ata’sının izinde laik, demokratik, kimsenin etkisinde kalmayan, kimsenin yandaşlığıyla bir yerle gelmeden yaşayan, kendi halinde sade bir vatandaşım.

Sıla’nın açıklamasını duyduğumda “şov” kelimesi kulağıma biraz garip geldi. Oradaki şey “şov” olarak adlandırılacak kadar basit bir olgu değil! Kurtuluş savaşından bu yana ülkemizde ilk kez birlik beraberlik tablosunun çizildiği bir baş kaldırma hareketiydi.

Adı “şov” değil demokrasi mitingiydi…

Kaldı ki demokrat olmadan demokrasi bekçisi kesilen! Onlarca insan varken Türkiye’ye mal olmuş bir sanatçı düşüncelerini söylerken sarf ettiği söze biraz daha dikkat etseydi iyi olurdu diye düşünüyorum.

ASLAN GİBİ çıkıp “sözümün arkasındayım, demokrasi demiyor muydunuz bende fikrimi söyledim” diyerek ne demek istediğinin altını bir kez daha çizmiş olsa da bunu ancak KAFAsı benim gibi çalışan insanlar anladı. Bu demecin anlamı çarpıtılıp provokatörlere malzeme oldu maalesef…

Bundan SONRA ne olacağını göreceğiz.

MALUM Türkiye’de göstermelik bir demokrasi var! Düşüncelerine göre değil, istenilene göre  şekillenecek KENAR SÜSÜ gibi davranacaksın.

NE DESELER İNANACAKSIN!

O zaman HER ŞEY YOLUNDA oluyor…

ZAMANINDA Taksim’de olanlar bugün sarayda iftarda. TAM DA BUGÜN geldiğimiz nokta budur, İNŞALLAH bir gün KORKMAdan düşüncelerimizi paylaşabileceğimiz gerçek demokratik Türkiye’ye kavuşuruz.

 

posted under Genel | No Comments »
« Older Entries

Takvim

Şubat 2017
P S Ç P C C P
« Oca    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net