Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Bayram Günü

Nisan23

Hayatta ne yapıyorsak mutlu olmak, kendimizi daha iyi hissetmek için yapıyoruz. Bunun için çalışıyor, okuyor, öğreniyor, pişiriyor, yiyor,uyuyor, sohbet ediyor,spor yapıyor,oynuyor, seyahat ediyor ve araştırıyoruz. Yaptığımız her şey kendimize yatırım. Hayatımızı daha mutlu, sağlıklı, huzurlu kılmak için çabalıyoruz. Hepimizin amacı aynı olduğu için geçen günkü “Mutlu yaşa,İyi Hisset” adlı yazım baya ilgi gördü. Çok güzel yorumlar , paylaşımlar ve tavsiyeler aldım sizlerden:) Bu güzel güneşli bayram gününde, mutluluğun kendi içimizde, kendi istek ve gücümüzde var olduğunu vurgulayan;

“İyi Hisset, Mutlu Yaşa” sayfasını incelemek isteyenler için https://www.facebook.com/iyihissetmutluyasa/

Her gününüz bu değerli bayram günü kadar güzel olsun.

Atamızın izinde daha nice bayramlara…

 

 

 

posted under Genel | Yorum

Mutlu yaşa, İyi hisset

Nisan20

Herkese göre mutlu olmanın, iyi hissetmenin tanımı farklıdır eminim. Hatta yaşamımız süresince  edindiğimiz deneyimlerden olmalı, hayatımızın farklı dönemlerinde bize kendimizi iyi hissettiren, bizi mutlu eden etkenler değişim gösteriyor.

Son 1 yıldır içinde çok fazla sağlık sorunları yaşadım art arda. Bugün beni mutlu eden şeylere şükretmek daha önce aklıma hiç gelmemişti! Tam bu farkındalığa eriştiğim dönemde çok eski bir dostuma ait olan bir sayfayla karşılaştım.

“iyi hisset, mutlu yaşa”

Sayfanın ana fikri;

Mutluluğun kendi içimizde, kendi enerjimizde olduğu,

Başarının kendi kararlılığımızda gizli olduğu,

İstediğimiz her şeyi elde etme azminin kendi potansiyelimizde var olduğunu vurguluyor.

Mutlu olmak ve kendimi iyi hissetme kriterlerimin tamamıyla değiştiği bu günlerde bu sayfa bana kendi motivasyonlarımı sorgulattı.

Beni yakından tanıyanlar bilir sağlık sorunlarım nedeniyle bir süredir fotosentezle besleniyordum resmen:) Her cumartesi rutin bir şekilde bir dizi tahlil yaptırıp kontrol altında yaşıyordum. Yani hayatım doktor ağzına bakarak geçiyordu…

Yeni beslenme ve yaşama düzenim kağıt üzerinde çok sağlıklı görünse de psikolojik açıdan beni rahatsız etmeye başladı bir süre sonra. Onu yiyemem, bunu içemem derken sosyal hayattan koptuğumu fark ettim. Önce dışarı çıkmayı bıraktım; dışarda hiçbir şey yiyip içemediğim için. Kendime özel beslenme düzenine iyice kaptırdığım için bir süre sonra ev görüşmelerini de azaltmaya başladım. Hayatım, kendimi yeni sisteme adapte etmek ve daha iyi neler yapabilirim diye araştırmakla geçiyordu…

Taa ki benzer sorunlardan tekrar yatıncaya kadar…

O zaman anladım ki, bir şey için ne kadar çok endişelenirsen korkuların gerçek oluyor. Sakınan göze çöp batıyormuş gerçekten!

Bu süreçte etrafımdaki herkesin bana daha fazla şefkat gösterip yardım etmeye çalışması, beni benden çok düşünüp sakınmaları ruhen beni daha çok üzmeye başlamıştı ki içinde bulunduğum durumdan sıyrılıp eski düzenime dönme kararı aldım:)

Saçıma fön çektirip giyinip evden çıkmak içtiğim tüm ilaçlardan daha iyi geldi!

Sevdiklerimle keyifle yediğim sağlıksız yemekler, yediğim sağlıklı yemeklerden çok daha yararlı oldu!

Öğrencilerimin hayatına dokunup gözlerindeki ışığı görmek yatarak geçirdiğim günlerden daha çok dinlendirdi!

Kısıtlanmadan yaşadığım her an; iliklerime kadar özgürlük, sınırsız enerji ve güç verdi!

 İstediğin an, istediğin şeyleri yapabilmek en büyük mutlulukmuş! İstediğini yapabilmekmiş insana kendini iyi hissettiren…

 Hayatın gailesine kapılıp sahip olduğumuz değerlerin farkına varamıyoruz maalesef. Biraz mola verip karşıdan bakınca anlıyoruz şükretmeyi dualarımızdan eksik etmememiz gerektiğini…

Mutluluk, huzur, sağlık, başarı, güç her şey yapabildiklerimiz de saklı…

posted under Genel | Yorum

Teşhir Çağı

Nisan11

Yirmi yüzyıllık zaman diliminde, denk geldiğimiz dönem birçok açıdan pekte iç açıcı bir dönem gibi gözükmüyor.

Hayat şartları değişti… Düzen değişti…

Eskiden hayat; doğup büyüyüp evlenip çoğalıp ölmekten ibaretti. Şimdi ekstralar çoğaldıkça çoğaldı.

Artık;

En başarılı şekilde en iyi okullarda okuyacaksın

Kariyer yapacaksın

Kariyerinin yanında, seni betimleyecek hobilerin olacak

Kadın/ erkek mutlaka spor yapacaksın. Her daim fit ve bakımlı olacaksın

Teknoloji ile genel kültür seviyeni eşit oranda dengeleyeceksin

Entelektüel seviyeni yükseltirken, popüler kültüre de hakim olacaksın

Haa tüm bunları yaparken sosyal hayatını da ihmal etmeyeceksin!!!

Bunların birçoğunu yapmak zorundasın. Çünkü devir teşhir devri.

Teşhir çağında yaşıyoruz!

Hayatlarımız sosyal medyada atıyor.

Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla hayatlarımız birbirine ne kadar çok benzedi farkında mısınız?

Herkes en güzel/ yakışıklı sevgiliyi buluyor.

En popüler yerlerde geziliyor/ yeniliyor/ yüzülüyor.

Rüya düğün yapılıyor.

Hamile kalıp; gender party, baby shower organizasyonları yapılıyor.

Doğum için hastane süsleniyor.

Her doğum günü ayrı konseptle kutlanıyor.

Her hali sosyal medyada paylaşılırken çocuk büyüyor; en iyi okullara gönderiliyor.

Hafta sonları gidilmesi gereken tüm kurslara itinayla gönderiliyor.

Herkes hemen hemen aynı sporları yapıyor.

Aynı telefonlar kullanılıp, benzer evlerde yaşanıyor.

Bu arada moda ne emrettiyse kıyafetler, saçlar, aksesuarlar, imajlar ona uygun olarak değişiyor.

Mağazaların bile tarzı kalmadı; her mağazada benzer kıyafetler görüyoruz.

Kısacası sarmal bir düzen içindeyiz. Tükettikçe çalışıyoruz, çalıştıkça tüketiyoruz. Ne için bu kadar çok çalışıyoruz? Hiçbirinden eksik kalmamak için. Sosyal medyada daha fazla “like” almak için var gücümüzle çalışıyoruz.

Hayat kendimize bunları sağlamaktan ibaret gibi!

Hepimiz yoğun çalışıyoruz ama nedeni sorgulamak/ niye demek/ düzeni sorgulamak hiçbirimizin aklına gelmiyor.

Birde reklamlar var bizi gaza getiren, her birimize en iyisine layıksın diyen!

Çalıştıkça, tükettikçe değerli hissediyoruz kendimizi, mutlu oluyoruz.

Oysa her geçen an hayatımızdan çalıyor… Sürekli bir telaş içindeyiz, yetişme çabasındayız.

Yaşadığımız anın tadını çıkaralım, zevk aldığımız, mutlu olduğumuz istediğimiz şekilde yaşayalım.

posted under Genel | Yorum

Teselli Edilmez, Olunur

Nisan8

 

Beni tanıyanlar bilir konuşmayı çok severim, çokta konuşurum. Hayatta beceremediğim tek konuşma türü teselli konuşmalarıdır. Dünyanın en anlamsız konuşma türü olan bu teselli konuşmaları, felaket olaylarında gelenek haline gelmiş bir davranış biçimidir. Bu davranış biçimi için dilimizde bir düzine sözcük öbekleri vardır. İçlerinden duruma uygun olanlarını seçer kullanırız gerektiğinde…

“Geçmiş olsun, Allah bir daha göstermesin, Her şerde bir hayır vardır, Seni anlıyorum, Acını paylaşıyorum ….

Kısacası söyleneni değil, söyleyeni rahatlatan cümlelerdir. Teselli olunacak bünyeye pek tesir etmezler!

Söylenenin kulakları dış dünyaya kapalıdır. Kendi iç sesini dinler sadece…

Ben kimseyi teselli edemem, teselli gereken yerde konuşamam, cümleler boğazıma takılır, kekelerim.

Bilirim dediklerimin karşımdaki için hiçbir anlamı olmayacağını…

Bilirim bir acı varsa yaşanmadan geçmeyeceğini…

Ben geçmiş olsun dediğimde geçmeyeceğini…

Hayırlısı dediğimde, canın yananın şerdeki hayrı göremeyeceğini…

Acı sonuna kadar tüketilmeden tesiri olmayan ilaç gibidir! Acımadan, yaşamadan, ağlamadan, kabuk bağlamadan iyileşmez…

 

posted under Genel | Yorum

Az Alo’lu Yaşam Hattı

Nisan2

 

Geçen haftadan beri telefonum kapalı. İş yerindeki yazışmaları takip etmek için mesai saatleri içinde, arada, sadece wi-fi’yi açarak kullanıyorum telefonumu son günlerde.

Bu süreçte;

Daha çok okuduğumu fark ettim.

Online programlar sayesinde yeni bir yabancı dil öğrenmeye çalışıyorum. Bir haftada baya iyi ilerlediğimi düşünüyorum:)

Eşimin işi nedeniyle adlarına aşina olduğum fakat kendilerini hiç bilmediğim, ayırt edemediğim ağaçlar hakkında araştırmaya bilgi edinmeye başladım.

Gün içinde annemle bir kere konuşmakla on kez konuşmanın arasında bir fark olmadığını gördüm:)

Eşime söylemem gereken şeyleri gün içinde elli kez aramak yerine, sabah evden çıkmadan söylenebildiğini gördüm.

Sosyal medyaya bakma sayımın çok azaldığını, evdeki gazete sayısının arttığını fark ettim.

Yarım kalan goblen işlememin de bitmesi bonusu oldu:)

Tam olarak telefonsuz yaşam denemese de az telefonlu yaşamı tek ben mi sevdim diye düşünürken okuduğumun bir kitapta tesadüfen (phone stack) telefon yığını denilen bir uygulamanın varlığıyla karşılaştım. Yemeğe gelen herkes telefonunu masanın ortasına koyuyormuş, yemek bitene kadar dayanamayıp ilk telefonuna uzanan hesabı ödüyormuş.

Bu uygulama evlerde, aile içinde de baya yaygınmış. Davetiyelerde telefon getirilmemesi rica edilen davetler varmış. Ve hatta “New York’lu  ünlü bir parti planlayıcısı, davetlerde telefon ve sosyal medyayı etkisiz hale getiren bir teknoloji geliştirdiğini idda ediyormuş.

Görünen o ki teknolojisiz, sakin hayatı bir çoğumuz çok özlemiş!

Bu kadar bağımlı olmuşken telefonsuz yaşamak olmaz ama daha az telefon kullanarak hayatımızın daha huzurlu ve kaliteli olacağı aşikar.

Telefonla geç tanışmış bir jenerasyonuz biz, telefonsuz yaşam tecrübemiz var:)

Sabit telefonla arkadaşlarla buluşmuşluğumuz var…

Whatsapp grupları yerine birebir sohbetlere daha fazla zaman ayırmışlığımız var…

Smileyler yerine sevinç ve üzüntülerimizi daha samimi paylaşmışlığımız var…

Çat kapı gidip/ gelinebilen arkadaşlıklarımız var(d)ı.

Sokakta karşılaştığımız zaman bir çay/kahve içmeye vakit ayırmışlığımız vardı…

Cep telefonu numaralarımız yerine ev adreslerimizi verirdik “aaa yakınmışız görüşelim diye”…

Nostalji iyidir…

 

 

 

 

posted under Genel | Yorum

Tevekkül

Mart29

Hastalık derecesinde kontrollü bir insan(d)ım. Hayatıma istediğim gibi yön vermeye bayılır(d)ım. Bu yüzden bugüne kadar kaderle ilişkimi hep mesafeli tuttum.

Hep kendi planlarımı çizdim. Hiçbir zaman “olursa olsun”cu olmadım / olamadım. Hatta “olursa olsun”cu insanlara zaman zaman müdahale edesim gelir.

“Yaparsan olur”a inandım ben hep…

Daha doğrusu…

“İstersen, çabalarsan olur”a inandım.

Çizdiğim planlardan hayati önem taşıyanlarının çoğu benim yönlendirdiğim gibi olmadı. Her olumsuzlukta dünyam yıkıldı… Sonra sonra farkettim ki daha da güzelleri olmuş!

Yine de bu durum kaderle aramdaki buzları pek eritemedi.

Olduysa vardır bir parmağım diye düşündüm hep.

Yanlış anlaşılmasın sakın, Allah inancım olmadığından değil ama benim için büyük fakat evren için küçük olan kararlarda her birey ile bu kadar detaylı uğraşmayacağını düşünürdüm. Allah’ın insanoğluna bahşettiği en güzel şeyin; insanoğlunun kendisi için en iyiyi, en doğruyu yapmasını sağlayacak olan düşünce kabiliyetini bahşetmesidir diye düşünürdüm.

Taa ki hayatımı kontrol edemeyinceye kadar…

Sanki biri “insancık rolünle ne yapmaya çalışıyorsun? Senden daha iyi yazan/yöneten kader var” diye yolumu kesti!

Hayatımızdaki olaylar bir düzen, kurallar ve yasalar çerçevesinde sebep-sonuç ilişkisi içerisinde gerçekleşmektedir. İnsanlar akıl ve iradeleriyle nedenleri ve sebepleri bulabilir ve bu sebeplere sığınıp ikna olur. Sonrasını hayırlısı der Allah’a bırakır.

Tevekkeli değil tevekkül etmek gerekir denir.

posted under Genel | Yorum

UMUTluyum

Şubat28

İlk kez bir yazımı yazmadan önce başlığını koydum.  Gerçekten artık umutluyum!

Uzun zamandır üstümüze çöken kara bulutlar az da olsa aralanmaya başladı son günlerde. Ülkece çok kötü bir dönem yaşıyoruz ( gerçi kime göre kötü orası da tartışılır, bazılarının düzeni istediği gibi işliyor)

Her türlü iyi özelliğimizin yerini kötü davranışlara bıraktığı, dürüstlüğün yerini yalancılığın, kibarlığın yerini barbarlığın, çalışkanlığın yerini tembelliğin, iyi niyetin yerini art niyetin aldığı garip bir dönemdeyiz.

Çünkü; iktidar alanları genişledi.

Haliyle toplumunda değer yargıları o yönde şekil değiştirmeye başladı. Kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmaz hesabı.

Son bir haftada ilk kez yüzümüzü güldüren bir şey oldu.

Adalet varlığını hissettirdi.

AYM’nin sesi yükseldi.

Hakkımızı savunurken tek yürek olabildiğimizi ve tek yürek olunca ne kadar güçlü, ne kadar kalabalık olduğumuzu gördük bir kez daha!

Beni esas umutlandıran olay ise, pırıl pırıl, farkındalığı yüksek bir neslin yetiştiğine şahit olmam oldu!

Geçen gün dersimde drama etkinliği yaparken, (diyalog ta yazan bir telefon numarası vardı) İlkokul çağındaki öğrencim  önce bu numaranın kime ait olduğunu bilip bilmediğimi sordu: -“bilmiyorum” diye cevap verince;

“kitapta yazılı olduğuna göre belki Cumhurbaşkanı’ın numarasıdır, arayıp ülkemizi çok kötü yönetiyorsun diyelim öğretmenim” dedi.

Duygu ve düşüncelerini naifçe dile getirebilen bir nesil yetiştiğini gördüğüm için nasıl mutlu oldum umutlandım anlatamam.

Şahit olduğum bir başka örnek ise yine aynı yaşlarda bir arkadaşımın oğlu; seçim sonrası birkaç arkadaş  kritik yaptığımız bir sohbette annesine “ Anne laikliğimizi tehdit eden bir gruba neden oy veriyorlar? Onlar laik yaşamak istemiyor mu?  Diye sorguladı…

Yeni neslin yetişmesine bizzat şahit olan biri olarak bunları görüpte umutlanmamak mümkün mü?

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “ Yeni nesil sizlerin ( bizlerin) eseri olacak”

Masal dünyasında değil gerçek dünyada yaşayan, masal kahramanlarını değil gerçek kahramanları örnek alan çocuklar yetiştirelim.

Okuyalım, okutalım.

Araştıran, soran, sorgulayan, farkındalık sahibi bireyler yetiştirelim.

posted under Genel | Yorum

Fark

Şubat14

Atatürk’ün Kadınlara verdiği haklar;

Kadın Hakları

1924 – Eğitim Öğretim Hakkı

1925 – Kılık Kıyafet Kanunu

1926 – Medeni Kanun ile kazanılan Haklar

1930 – Seçme Hakkı

1933 – Muhtar Seçilme Hakkı

1934 – Seçme ve Seçilme Hakkı

2010-2016 yılları arasında ise, Türk kadının hakları yavaş yavaş elinden alınmaya başlandı.

Önce kürtaj yasağı geldi. Doğum kontrolüne kısıtlamalar getirildi. Kadın, kendi bedenini kendi yönetemez oldu!

Kadına vurulan en sinsi darbe ise, kadına sunulan esnek çalışma saatleri ve çocuk sayısına göre artan çocuk teşvik primi oldu. Esneklik adı altında azaltılan çalışma saatleri ve çocuk primi ile kadınlar iş dünyasındaki yerlerini erkeklere bırakmaya başladı. Bu nedenle iş dünyasında erkek egemenliği oluşmaya başladı. Domestik dünyalarına hapsedildi kadınlar!

Kadının bireyselliğini yok etmeyi o denli kafalarına koydular ki; “Kadın ve Aileden Sorumlu” olan bakanlığın adı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” olarak değiştirildi.

Tecavüz sırasında kadın bağırmadıysa, razı olduğu iddia edilip tecavüzcüsüne indirim olanağı sağlandı.

Kırmızı ruj başta olmak üzere kadının giydiği kılık kıyafete yasaklar getirildi.

Kadının güvenliği açısından, hava karardıktan sonra evlerinden çıkmamaları söylendi.

Son zamanlarda gün geçtikçe artan tecavüz olaylarına bahaneler bulunup mağdur kadın suçlu ilan edilmeye başlandı!

Ama gece sokaktaydı …

Ama mini elbise/ etek giymişti …

Ama sarhoştu …

Ama yalnızdı …

Ama saat çok geçti …

Ama bağırmamıştı …

Ama ideoloji bu oldu!!!

Suçluların cezalandırılmadığı bunun yerine mağdurların kısıtlandığı, hatta kısıtlamalara uymazsa, mağdurların suçlu bulunduğu bir ülke haline geldik.

Son günlerdeki yeni kısıtlama “Pembe Taksi”  İyi bir şeymiş gibi bunu birde bir bayan tanıtıyor ya inanamıyorum….Bir kadın, bir bayan nasıl böyle bir ayrımcılığa alet olur? Bu saçma uygulamaya nasıl destek verir aklım almıyor.

Katili, tecavüzcüyü cezalandıracağına kadına kısıtlama getirmek nasıl bir yönetim bilincidir anlayamıyorum.

Pembe taksiyle kadının ötekileştirildiği yetmiyormuş gibi bir de saat kısıtlaması yapılmış! 08.00-20.00 arası çalışacakmış sadece.

Yani, saat 20.00’den sonra kadının sokağa çıkmaması gerektiği mesajını veriyor alttan.

Pembe taksiye binmeyen, 20.00’den sonra sokakta olup tecavüze uğrayan mağdurun vay haline… Teşvik ettiği için tecavüzcüsünden özür dilemek zorunda bile kalabilir.

1900’lü yıllar ve 2000’li yıllar arasında farkı okudunuz…

Yorum sizin…

posted under Genel | Yorum

Ah bu şarkıların gözü kör olsun…

Şubat4

 

Öyle dudak büküp hor gözle bakma
Bırak küçük dağlar yerinde dursun
Çoktan unuturdum ben seni çoktan
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Güzelsen güzelsin yok mu benzerin
Goncadır ilk hali bütün güllerin

Aklımda kalmazdı yüzün,ellerin
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Bir gülüşün var ki kaş çatar gibi
En sıcak sözlerin azarlar gibi
Hiç bağlanır mıydım çocuklar gibi
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Sonunda tuz bastın gönül yarama
Nice dağlar koydun nice arama
Seni terkedip de gitmek var ama
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

2 yıl önce Şubat ayında, tam da bugün; ruhuma, kalbime dokundu bu şarkı…

Çok sevdiğim iki dostumun en güzel kutlamasında yüreğime dokundu bu sözler. O gün bu gün her dinlediğimde önce, o akşam bana bu şarkıyı keşfettiren udinin kadife sesi, sonra Zeki Müren’in eşsiz sesi çınlar kulaklarımda…Belki sohbetin güzelliğinden, belki alkolün etkisinden, belki udinin sesinin ahenginden, belki de kederden…daha öncesinde defalarca kez dinlemiş olmama rağmen, o gece ilk kez ruhumun derinliklerine dokundu bu şarkı. Daha önce bu kadar yoğun dinlemediğim için utandım kendimden, Türk Sanat Müziği cahilisin dedim kendime. Ve kederle duyguyu bu kadar kusursuz ve yoğun buluşturabilen şarkıyı kim ve nasıl kaleme aldı merak ettim ve başladım araştırmaya;

 

Güftesi: şiir olarak şair Şahin Çandar tarafından yazılmış, Avni Anıl tarafından bestelenmiş ve ilk kez Zeki Müren tarafından seslendirilmiş.

“Ah bu şarkıların gözü kör olsun”

“Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbulu’un”

“Mihrabım diyerek sana yüz vurdum”

Yaralanmış ruhları zarifçe sızlatan şarkılar kısaca!!!

Aşk ve aşk acısının bestecisi Avni Anıl tıpkı Jacques Lacan ve Freud gibi aşkın nedenini, gereğini ve içinde barındırdığı çatışmayı ele alıyor adeta. Aşkın acı tatlı tüm tatlarını bırakıyor yüreklere. Şarkıların “güftesi” ve “bestesi           birleşince ortaya bir “aşk analizi” çıkıyor resmen.

“Ah bu şarkıların gözü kör olsun” şarkısını araştırdıkça 1988 yılında kaleme alınan güftenin aslında bir şiir olarak şair Şahin Çandar tarafından eşi Ayten hanımla bir tartışma sonrası Ayten hanıma itafen yazıldığını öğrendim.

şiir, ruhuma candır
1989 yılındaydık ve eşim Ayten Hanımla, bir konuda tartışmış ve çok üzülmüştüm. Kendi kendime düşünüyor, eşim Ayten’in hareketlerini izliyordum. Kırılan gönüller daha bir hasas oluyordu ve eşimin tüm mimiklerini; yaptığı “gayr-i ihtiyarı” hareketlerini bile O’na fark ettirmeden takip ediyordum. İçim sıkılıyor, gönlüm daralıyordu. Fakat karımın suratının şekline, şemaline bakmaktan da kendimi alamıyordum. Şiir, yüreğimdeki ezgileri yazmıştı ve kalemle kağıt; beni, şiirimle buluşturuyordu. Ve şiir, ruhuma candı benim.

kafiyeler konuşmaya başlamıştı:
Çoktan unuturdum, ben seni çoktan
Ah bu şarkıların, gözü kör olsun
6+5 ölçülerindeki dizelerim şekillenmeye başlamıştı.
Eşim Aytenle yaşadığımız onca yıllık hayatın anıları gözümün önünden birer film şeridi gibi geçiyor, birlikte dinleyip keyif aldığımız, tadına vardığımız duygusal şarkıları mırıldanıyordum. Ve karım Aytenle duygu buluşmasını yakaladığım o şarkıların, sevgimizin harcını kardığını ve bizi birbirimize daha bir yakınlaştırdığını fark etmiştim. Ve karı-koca her ikimiz de her küsüşmemizde o şarkılarla bir araya geldiğimizi fark etmiş, şarkılarla sevgimizi, hüznümüzü ve küskünlüğümüzü açıkça ortaya döktüğümüzü kırk-beş yıllık evliliğimiz boyunca öğrenmiştik. Ve ben, o gün ki üzüntümle, duygularımla özdeşleşen güftemi yazıyor, dörtlüklerimi şiirin liriziminde kendimi ifade ediyor, karımın bana çizdiği portrenin başka bir portresi ile O’na sesleniyordum.

Güftem oluşmuş, şarkısını sunuyordu:

Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun

Öyle dudak büküp, hor gözle bakma
Bırak küçük dağlar yerinde dursun
Çoktan unuturdum ben seni çoktan
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Güzelsin, güzelsin yok mu benzerin
Goncadır ilk hali bütün güllerin
Aklımda kalmazdı yüzün ellerin
Ah Bu şarkıların gözü kör olsun

Bir gülüşün var ki kaş çatar gibi
En sıcak sözlerin azarlar gibi
Hiç bağlanırmıydım çocuklar gibi
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Sonunda tuz bastın gönül yarama
Nice dağlar koydun nice arama
Seni terk edip de gitmek var ama
Ah bu şarkıların gözü kör olsun (2001, Yeni Asır)

Ruhuma dokunan tüm şarkıları tekrar dinleyerek bestecilerini ve ilham kaynakları olan hikayelerini öğrenmeye karar verdim.

Bu sözleri yazanların kalemine ve yüreklerine, dinleyenlerin kulaklarına, dinletenlerin duygularına sağlık…

 

posted under Genel | Yorum

Bir coolunu çok sevdim… O beni hiç sevmiyor.

Ocak29

Kalp ile göz nasıl ters orantılı çalışıyor bilmiyorum ama aşık olunca gözün görmediği bir gerçek. Aşk gerçekliğin bozulduğu bir duygu durumudur. Aşık olan kişiler, aşık olduğu kişiyi mükemmel görürler. Onu kendinden üstün görür, yüceltir ve kendine onun gözünden bakmaya başlar. Eğer bu niteliklere sahip biri onunlaysa, kendisi de değerli biri demektir. Ego mücadelesi yani!

Aslında durum düşünüldüğü gibi mükemmel değildir. Aşık olan taraf çift kişilik (çok) sevdiği için karşı taraf zahmet edip sevmiyor, yani umursamıyor, takmıyor, aldırış etmiyor…

 Moda adı cool olmak.

Peki…

Cool olmak nedir?

Cool olmak bir güç göstergesi midir?

Cool insanlar gerçekte daha mı mutlulardır?

Yoksa bir başkasını umursamamak, aslında var olan bir umursanma ihtiyacından mı kaynaklanır bilinmez!

Bu tip insanların ortak özellikleri; dertsiz tasasız görünmeleri,

Sahip oldukları şeyleri kaybetmekten korkmamaları,

Benclilin kralı,

Tutkudan yoksun,

Meraktan fakir,

Genelde dinleyen taraf olmayı tercih etmeleridir.

İç dünyalarında fırtınalar kopsa da “reset” tuşları çok iyi çalışır durumdadır.

Cazibelerinin kaynağı bu umursamazlıktır. Gizem ilgi çeker! Umursamayan kovalayan, umursanan ise kaçan olur.

Arızayla ne uğraşacaksın basıp gitsene… Yok; onu çözünceye, ona “seni istiyorum” dedirtinceye kadar uğraşacaksın ki egon rahat etsin.

Bu coolluğu sonlandıracak  şeyin “aşk” olduğunu düşünüyorum. Her cool “aşık olunca” kul olur.

Birde kaçanın, artık kendinin umursanmaz olduğunun farkına varması! Vazgeçilen olması…

Tecrübe kazandıkça insan “değiştiremeyeceğini” anladığı şeyleri daha az umursar oluyor. Yaşandıkça kazanılan tecrübe; yaşanılan ilişkilerin niceliğinin değil niteliğinin artmasıyla kazanılır.

Emin olduğum tek şey; takmaz görünen insanların aslında en çok “ilgiye” muhtaç olduklarıdır.

En az umursadıklarımız ise, gönüllerindeki kredimizin hiç bitmeyecek olduğunu sandıklarımızdır. Hayatta pek az insan bizi onlar kadar sever.Unutmamak gerekir ki  hiçbir ilişki karşılıklı beslenmediği sürece büyümez.

Umursamak, en içten, en samimi merak etmektir.

Değer verene değer verin.

Değer verdiğiniz herkes kendi kulvarında tek kişilik dev kadronuz olsun! (aile,arkadaş,dost,eş,sevgili…)

Ve mümkünse opsiyonel değil fabrika çıkışı olsun!

posted under Genel | Yorum
« Older Entries

Takvim

Mayıs 2016
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net