Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

İtiraf

Kasım8

Anne olunca anladım…

Meğer “Anne olunca anlarsın” lafı çok doğruymuş!

Annemle babam, anne olunca anlayacaksın, dediklerinde çok gülerdim. Kardeşimle ben annemle babamın dediği şeylere hep gülerdik:)

Evhamlandıklarında… ooo abartma ya ne olacak der geçerdik…

Teknolojik bir cihazı kullanamadıklarında, bir kelimeyi yanlış telaffuz ettiklerinde kahkahalarla gülerdik…

Şimdi, ona süt olacak diye hayatım boyunca tiksindiğim şeyleri yediğim,

 Hayatımı onun ihtiyaçlarına göre planladığım,

Sosyal hayatımı ( kaldıysa:) ) ona göre düzenlediğim,

Geceleri uykusuz kaldığım,

Yorgunluğunun da cabası olduğu, sürekli gözümün üstünde olduğu kızımın da bana aynı şeyleri yapacağını düşününce “Sen ne hakla anneye gülersin” diye çemkiresim geliyor:)

Babamın her akşam yatak odalarımızın kapısını/ camını soğuk geliyor mu diye kontrol etmesine, sürekli peteklere sıcak mı diye bakmasına kıllatıyor derdik kardeşimle…

Havalar serinlediğinden beri karı-koca peteklerin yanından geçerken çaktırmadan kontrol ediyoruz yeterince sıcak mı diye. Gözümüz sürekli odadaki derecede…

Babamın meşhur bir lafı vardı; “O çorapları ayağınıza çivileyeceğim derdi” çorap ayağa çivilenmeyeceği için, babam bu lafı her seferinde tebessümle söylediği için, biz yine güler geçerdik çorapları çıkarmaya devam ederdik!

Çorapları çıkarma eyleminin anne-babayı nasıl çileden çıkardığını şimdi anlıyorum:) 4 aylık bebek giydirdiğim çorapları saniyesinde çıkarırken yüzüme bakıp gülüyor, dalga geçiyor resmen…

Sanırsınız bizim kızın kullanma kılavuzu annemde! Kızımın yaptığı her harekette annemi arıyorum, “bunu yaptı normal mi diye”…. Annem 7/24 danışma hattımız:)

Haa bunlar en iyi günlerimiz onun farkındayım!

Benim verdiğimi yiyor,

Her daim gözümün önünde,

Yanımda uyuyor,

Benle geziyor,

Benim istediğimi giyiyor,

Kızım büyüyünce ben ne yapacağım anne, baba…

Her geçen gün daha tehlikeli olmaya başlayan bu dünyada kızımı hem koruyup hem de özgür/ kendine güvenen bir birey olarak nasıl yetiştireceğim…

Tecrübelerinizle yoluma ışık olun, hep yanımda olun annem ve babam…

 

 

posted under Genel | No Comments »

Baba-Kız

Ekim8

Eşim Kerim Boyar’a…

Geçen yazımda sezaryen ile ilgili maceralarımı anlatmıştım. Doğumu bana o kadar kolay anlatmışlardı ki ilk günlerde ağrı/acı olunca şok oldum. “Allah Allah millet hiç acımıyor dedi, benim niye bu kadar ağrım var” diye kendimle uğraşmaktan bebeğimle pek ilgilenemedim. Benim geçirdiğim bu birkaç günlük süreç çok güzel bir baba-kız ilişkisinin gelişmesine vesile oldu! Doğumdan önce bana “ilk doğduğunda ben kucağıma alamam, tutamam bebeği… şimdiden söyleyeyim yanlış anlama” diyen eşimin içinden mükemmel bir baba çıktı.

Yeni doğan bebeği tutamam, dokunamam diyen eşim, ilk andan itibaren  (çok minik olduğu için (2.450gr) anneannesi/babaannesi bile dokunmaya korkarken) eşim inanılmaz bir beceriyle altını değiştirdi, soydu, giydirdi… Elinde adeta oyuncak bir bebek tutarmış gibi oynadı kızımızlaJ

Bu süreçte kendi dillerini geliştirdiler baba-kız… Benim ancak sessizlikte, karanlıkta uyutabildiğim çocuk, babasının kucağında bazen ninni, bazen maçtaymışçasına coşkulu bir şekilde söylenen Karşıyaka marşıyla uyuyor:)

“Yıl 1912 memlekette savaş günleri

Başkaldırdı, boyun eğmedi

Karşıyaka gençleri…

Zühtü bey ve arkadaşları

Yaktılar bu meşaleyi

Rengimiz yeşil, kan kırmızı

Adımız Karşıyakalı…

Övünürüz tarihimizle, binlerce şehit dedemizle

Boyun eğmeyiz hiç kimseye, ay-yıldız var göğüsümüzde…

Karşıyakalı olunur, Karşıyakalı doğulur

Karşıyaka aşk bir karasevda, Karşıyaka bir tutkudur”

3 yıl önce “Eyvah Eşim Baba Oluyor” başlıklı bir yazı yazmıştım. Eşim baba olunca anladım ne kadar yanıldığımı… Eşimde, babalık annelik gibi hemen hissedilecek bir şey değil, bunun için bana süreç gerekiyor diyordu doğumdan önce; fakat kucağına aldığı an en az benim kadar hazır olduğu aşikardı! (hatta benden daha fazla desem abartmış olmam)

Her doktora gidişimizde, ataerkil toplumumuz gereği doktorlar tüm soruları anneye sorar malum! Eşim benden önce cevap veriyor. Kızımızla ilgili her ayrıntıyı benim kadar o da dikkatle takip ediyor.

Doktor annesi bebeği soyabilirsiniz/giydirebilirsiniz dediğinde genelde o soyup giydiriyor.

Bu yaptıklarını bana destek olmak için yapmadığına eminim. Sonuçta ben bu yıl kızımızla ilgilenmek için çalışmıyorum; istemese bu sürece bu kadar dahil olmayabilir. Yoğun iş temposuna rağmen bu sorumluluğu kızımızın gelişiminde eşit rol almak için, büyümesine birebir şahit olmak için yapıyor.

Kızımızda babasının bu ilgisini en güzel şekilde mükafatlandırıyor:)Daha 3 aylık olmasına rağmen babasının sesini duyduğu anda gülücükler saçmaya başlıyor, gözleri babasını arıyor:)

Eşimin bu tutumu kısa vadede güzel bir baba-kız ilişkisi kurulmasını sağlamasının yanı sıra, bu tutumun  en olumlu etkisinin uzun vadede olacağına inanıyorum. Ülkemizin içinden geçtiği; ataerkil kriterlerin kadınların hayatlarını kısıtladığı, bu karanlık dönemde, toplumsal rollerde eşitlikçi bir evde büyümek kızımızın gelecekte oluşturacağı kadın-erkek ilişkilerine karşı bakış açısını olumlu yönde etkileyecektir.

Bir bebeğin eşit sorumlulukta büyütülmesi ebeveynlerden birinin hata yapma oranını azalttığı gibi bebeğin anne-baba ortak bir dilde/disiplinde büyümesini sağlayacaktır.

Ülkemizin geçirdiği şu kötü dönemde, geleceğin mimarlarını yetiştiren biz anne-babalara çok daha fazla görev düşüyor. Geleceği şekillendirecek olan çocuklarımıza en doğru şekilde örnek olarak bilinçli yetiştirmeliyiz.

Bu zorlu yolda bana mükemmel bir yol arkadaşı olan sevgili eşime sonsuz teşekkürler…

posted under Genel | No Comments »

Ah O Fotoğraflar:)

Eylül11

Sezaryen değil sezar-YAN resmen! 9 ay çok kolay geçen bir hamilelikten sonra sonu bu kadar acı olmamalıydı:) Şakası bir yana doğum dediğin normal olmalıymış, adı üstünde normal doğum…olması gereken gerçekten oymuş!Siz siz olun benim gibi 9 ay boyunca lütfen sezaryen olsun, gününü saatini bileyim diye dua etmeyin. 9 ay boyunca evrene gönderdiğim mesaj sayesinde kızım, planladığımız gün ve saatte olmasa da,  kendi istediği zamanda ters gelişi nedeniyle sezaryen dileğimi gerçekleştirdi. Sezaryen olan arkadaşlarımın full makyajlı, saçları fönlü, yüzlerinde en ufak acı belirtisi olmayan resimlerini görünce normal doğum kaka sezaryen cici sandım.

Her şeyin acısız olacağına o kadar emindim ki, aniden gelmeye karar veren kızıma doğuma girerken en ufak bir paniğim telaşım yoktu. Doktorlar en az 2 saat içinde doğumun gerçekleşeceğini söylediğinde ilk işim hastaneden izin alıp kuaföre gitmek oldu. Tıka basa dolu olan kuaförde doğuma yetişeceğim dediğimde kadınların yerini verişinden anlamalıydım başıma gelecekleri:)

Tıpkı bir Cumhurbaşkanı(mız) edasıyla facetime’la tüm aileyle sohbet ederken doğum oldu bitti. Karamanın koyunu sonra çıkar oyunu misali, meğer esas kahramanlık sezaryen olmaktaymış. Düşünsene kendi rızanla hazırlanıp süslenip 7 kat kesilmeye gidiyorsun! Ertesi gün ben oturup kalkamaz, yatamaz haldeyken benden sonra gelip normal doğum yapanlar benden önce yürüyerek çıkıp gittiler hastaneden… Ben 2 gece kaldım ama utanmasam 15 gün daha kalırdım walla!

Doğum işin en zor kısmıydı, eve geçince her şey düzene girecek kızımla giyinip başlayacaktık gezmelere…Öyle olacak sanıyordum:) Fotoğraflardan göründüğü  kadarıyla çocuğu olan herkes giyinip süslenip oyuncak bebek gibi sakin sessiz duran bebekleriyle sürekli dolaşıyorlardı:)

Bu arada sürekli çocuğunun resmini paylaşanları çok kınardım, haklılarmış; bu güzel şeyi ben yaptım diye haykırası geliyor insanın:) gel gelelim biz bu fotoğraf işini de bir türlü başaramıyoruz. Anne- kız aynı anda üstümüz temiz olamıyor maalesef:( tam onu giydirdim sıra bende diyorum hoop yeni bir kusuk dalgasıyla sil baştan bir daha soy giydir…

Kızım bugün tam 65 günlük, 65 gündür ilk kez öğlen 2.5 saattir kesintisiz uyuyor. Bende bu sayede kahvemi içerken yazımı yazabiliyorum… Şaka şaka kahve keyfi yapamıyorum tabi ki… İlk kez bu kadar uzun uyuyunca şaşkınlık ve acaba bir şeyi mi var paniğinden başında bekliyorum. Eee ana kalbi, annelik böyle bir şeymiş 🙂

 

 

 

posted under Genel | No Comments »

Şimdiki Zamanda Anne-Baba Olmak

Haziran29

Anneannemi yakınen tanıyan herkes onun öğütlerinden nasibini almıştır. Bekarsan evlenmelisin ( ve her daim yuvanda yapıcı olmalısın) evliysen çocuk doğurmalısın, çocuğun varsa ona mutlaka kardeş (tercihen kardeşler) yapmalısın. İnsan hayatının amacının bu olduğunu savunur şartlar ve konumlar ne olursa olsun! Anneanneme göre biz gençler bu yörüngeyi çok geç takip ediyoruz:)
Şimdiki hayat şartlarını kendi zamanlarıyla kıyasladığında, şartlar bu kadar kolaylaşmışken biz gençlerin geç evlenip, geç anne/baba olmamızın nedenini anlayamamaktan şikayetçi…
Öyle ki anneannemin benim şu an ki yaşımın (32) sadece 8 yaş fazlasında (40) anneanne olduğunu göz önüne alırsak şartlar baya değişmiş gerçekten! Bu değişiklikler iyi mi yoksa kötü mü orası tartışılır işte…
Şu an hayatımızı kolaylaştıran elektronik aletlerin hiçbiri yokken, rahmetli babaannem tek bakıcıyla ikizli/tekli dört erkek çocuk büyüttüm derdi hep…
Anneannem ise çalıştığı halde hiçbir yardımcısı olmadan, birbirine göz kulak olarak büyüyen üç evlat yetiştirmiş.
Anneannemde, rahmetli babaannemde “şimdiki şartlar bizim zamanımızda olsaydı ohooo daha kaç tane büyütürdük, ne var ki çocuk büyütmekte” diyorlar.
Kulağa şartlar kolaylaşmış gibi geliyor olsa da pratikte durum pekte göründüğü gibi değil aslında! Hatta tam tersini söylemek pekte yanlış sayılmaz!
Şimdilerde çocuk için kaygı hamilelik sürecinde başlıyor. Organik gıda yönünden sizler gibi şanslı olmadığımız için ihtiyacımız olan vitaminleri bir avuç ilaçla alıyoruz. Hatta daha da öncesini düşünürsek doğal yolla hamile kalmak ya da sorunsuz hamilelikler yaşamak neredeyse imkansız denebilecek kadar az… Bu zorlu süreçte yol gösterecek/ rehberlik edecek doğru doktoru bulmak bile başlı başına bir mesele!
Çalışan anneler için doğum sonrası hemen başlıyor sıkıntı. Eskisi gibi, çocukların tek bir evde büyüdüğü kalabalık aile yaşamları artık yok. Çalışan anne babalardan oluşan çekirdek ailelerde büyüyor çocuklar. Çocuk istismarının bu kadar ayyuka çıktığı bir dönemde çocuğu bin bir mülakat ve referansla alınan bakıcıya bile için rahat olarak bırakamıyorsun. Evin her yerine kamera döşetip işteyken bile aklın evde gözün kamerada yaşıyorsun.
Çocukların oyun oynaması sizin zamanınızdaki kadar kolay değil artık maalesef… Ne oyun oynayabilecekleri bir avluları ne de oyun kurabilecekleri yaşıt komşu çocukları var etrafta. Bahçeli evlerde oturuluyor olsa bile komşuya güvenip ahbap olmak, çocuklarını kaynaştırmak çok zor bu dönemde. Oyuncak almak desen ayrı bir bilinç gerektiriyor:)
Okul seçiminin eski zamanlarla hiç alakası yok. Eskiden okul seçmek diye bir şey yoktu; evine/ adresine en yakın olan okuldu çocuğunun okulu… Şimdiyse akademik ve fiziki koşulları uygun, aklına/mantığına/ ideolojine ve bütçene uygun okulu bulmak durumundasın.
Eğitim sadece doğru okulu bulmakla da kalmıyor; her ne kadar çocuğumu yarış atı gibi yetiştirmeyeceğim desende çocuğunu günün şartlarına göre donatmak zorundasın. Çocuğunu sanat, spor, teknoloji alanında desteklemek zorundasın; çünkü modern hayat bunu gerektiriyor.
Tüm bu yoğunluğun içinde, büyüklerimizin kolaylık diye tabir ettiği aslında zehir saçan hazır yiyeceklerden deterjanlara kadar paketli olan her şeyden vazgeçip doğala dönme çabasındayız elimizden geldiğince!
Birde ülkenin içinde bulunduğu durum var; içler acısı olan! Geleceğe her geçen gün daha çok kaygıyla baktıran…
Velhasıl kelam; niye bu kadar geç ve genelde tek çocuk doğurduğumuzu şimdi anladınız mı değerli büyüklerimiz…

 

posted under Genel | No Comments »

Hamilelik

Haziran4

Hamile kalmayı isteyen, düşünen kadınlar hamilelikle ilgili anlatılan hiçbir şehir efsanesine inanmayın. Bu süreci her kadın farklı yaşıyor.
Anlatılanların aksine, hamilelik kadın hayatının en güzel, en kolay dönemi bence…
Hamilelikten önce/ hamileliğin en başında duyduğum şehir efsanelerine göre, hamile olduğunu öğrendiğim andan itibaren damacana gibi durduğum yerde 9 ay yuvarlanacağım sanıyordum.
Tam tersine kadın hayatının en kolay, en güzel, en rahat dönemiymiş;) Nasıl güzel olmasın ya, herkes etrafında pervane oluyor. Hayatını kolaylaştırmak/yardımcı olmak için herkes seferber oluyor adeta:) Eşiniz, aileniz, iş arkadaşlarınız herkes sizin yükünüzü hafifletmeye çalışıyor.
En önemli ve en güzel tarafı ise; sınırsız yemek yiyebiliyorsun ve kimse iştahınla ve kilonla dalga geçemiyor:) Sırf bu nedenle bile kadınlığın altın çağı denilebilir. Hayatınızın başka hangi döneminde tanıdık/ tanımadık herkes yediğini sizle paylaşmak ister? En iyi pişirdiği yemeği tatmanız için ısrar eder?
Bir anda ortamın en değerlisi oluyorsunuz:) Gidilecek yerler, oturulacak yerler, oturulacak süreler, yenecek şeyler her şey size göre ayarlanıyor.
Baş ucunuza yiyecek bir şeyler koyup vicdan azabı çekmeden yediğiniz yegane dönem:)
Duygu durumunu sorgulayan yok, bas nazı kaprisi… Ben hiç naz yapamadım, naz yapılacak bir şey bulamadım süreç zaten yeterince şımartıcı! Hamile adaylarına şiddetle tavsiye ederim yapabildiğiniz kadar naz yapın, hamiledir ne yapsa yeridir deyip geçiyorlar…
Aşermek falan yalan!!! Bu durum öyle bir anlatılıyor/ abartılıyor ki hamile kalmadan yemeksepeti’nden hisse alası geliyor insanın.
Ev işine yardım etmeyi kahve yapmaktan ibaret sanan baba adayını çamaşır asıp bulaşık makinası boşaltırken görmek paha biçilemez!
Kasalarda, kuyruklarda öncelik tanınması da bonusu resmen…
Tek kötü yanı var unutkanlık:( unutkanlığımı bile unutacağım için onu da sorun etmiyorum:)
Ben bu altın çağın sonuna geliyorum; tüm hamile adaylarına benim ki kadar kolay, keyifli ve hareketli bir hamilelik diliyorum…

posted under Genel | No Comments »

Bahar…

Mayıs25

Bahar geldiğinde mi ben hasta olurum
Yoksa ben hasta olduğumda mı gelir bahar…
Sıcaklığın bir anda düşüp yükseldiği yazdan direk kışa /kıştan direk yaza geçildiği son yıllarda sonu “bahar” ile biten mevsimler bana artık yıl gibi gereksiz geliyor. Artık mevsimler resmen! Alt tarafı sıcaklık 3-5 derece değişiyor, bunun için mevsim değiştirmeye ne gerek var:) Yaz başı kış başı gibi adlandırılabilir bu minik mevsim geçişleri. Hele 12 ay güneş gören, Çeşme’de gezen biz İzmirlilere tek mevsim bile yeter:)
Kış mevsimi portakalı mandalinasıyla, yaz mevsimi kavun karpuzuyla ünlüyken bahar; Bahar nezlesi, Bahar yorgunluğu, Bahar alerjisi, Bahar depresyonu gibi sadece hastalıklarıyla ünlü maşallah!!!
Tüm bu olumsuzluklara rağmen bireysel bir kimlikle ayrı bir mevsim olarak şımartılmayı hak ediyor mu sizce? İnsanın ne giyeceğini bilemediği, yorgunluktan kafasını kaldıramadığı, burunların sürekli aktığı faydasından çok zararı olan bir mevsim:)

Sendromu, alerjisi, yorgunluğu olmayan; kendine has bir sürü sebzesi meyvesi olan, giyilecek kılığı kıyafeti belli olan iki adet mevsimimiz yeter bize:)
Bu yazıyı günler öncesinden yazmıştım ama anca bugün yayınlayabildim, malum bahar yorgunluğu:)

posted under Genel | No Comments »

Hayaller- Hayatlar

Mart21

Hamileliğim tam anlamıyla hayaller- hayatlar ikileminde geçiyor.
Yapmam dediğim ne varsa hamileliğim süresince hepsini tek tek yapıyorum maşallah… Oysa ne hayallerim, prensiplerim vardı… Hamile olduğumu öğrenir öğrenmez diyetisyen arkadaşımı aramıştım. Amerika’daydı 2 hafta sonra gelecekti. Gelince bu süreci birlikte sağlıklı ve fit bir şekilde geçirecektik. Peki ben ne yaptım? Bir daha kendisini hiç aramadım…Çok aramak istedim ama iştahım engel oldu arayamadım:)
Hamile kalmadan önce prensiplerim vardı; hamileliğimde sağlıklı beslenmek, düzenli spor yapmak ve sosyal hayattan hiç kopmamak, fit bir hamile olmak gibi…
Düzenli olmak konusunda sözümü tutmamış sayılmam aslında; düzenli yemek yiyor ve çook düzenli uyuyorum! Düzenli spor yapmayı hayal ederken, sabah uyanıp işe gidebildiğime şükreder oldum. Yemek konusunda da uykumla kapışırım; ben ki hayatı boyunca kebaba burun kıvıran, eti didik didik edip yiyemeyen insan, kızıma şimdiden fahri Antepli/ Urfalı denebilecek kadar kebap tattırdım.
Garsonlar ne istersiniz diye sorduklarında ne istemiyorum ki diye geçiriyorum içimden… Tüm menüyü sipariş edesim geliyor, ne istesem aklım diğerlerinde kalıyor.
Yok hamilelikte ondan bundan tiksinebilirmişsin, kokular rahatsız edebilirmiş falan filan… Şöyle söyleyelim; diş doktorunun dişimi uyuşturmak için sıktığı acı spreyin tadı bile hoşuma gitti.
Doktor tavsiyelerini dinlemeyen bir hamile değilim asla. Doktorun az ve sık ye tavsiyesini çok istikrarlı bir şekilde uyguluyorum. Başucuma yemek koyup gece kalkıp yiyorum, başucuma bir şeyler koymadıysam üşenmeden kalkıp yiyip yatıyorum.
Sosyal hayattan da koptum sayılmaz, o kadar uzun uyuyorum ki rüyamda herkesi doya doya görüyorum:)
Hamile kalınca eşimle sürekli karnımı okşayan sevgi pıtırcıkları oluruz diye düşünüyordum. Öyle ki çocuğun adı konusundaki görüşlerimiz bile gece ile gündüz kadar farklı… İştahımla ilgili yaptığı yorumlar için 3. Sayfa haberi olmamız an meselesi:) Alt tarafı sıcak poğaçayı havada kapıyorum; bence çok abartıyor:)
Uzun lafın kısası; hayaller Ebru Şallı gibi yaşayıp leblebi yutmuş solucan kıvamında bir hamile olmaktı öyle ki 5. Ayda damacana olma yolunda hızla ilerleniyor:)

posted under Genel | No Comments »

Kızıma…

Şubat24

Ultrasonda sağlıkla atan kalp atışlarını duyduktan, ellerini, ayaklarını, parmaklarını gördükten sonra cinsiyetini öğrenmekten vazgeçmiştik. İlk evladımız olacak; kız da olsan erkek de olsan bizim ilk göz ağrımız olacaksın. Sağlığından başka hiçbir şeyin önemi yok.
Bu düşünceyle 16. Haftaya kadar cinsiyetini merak edip sormadık hiç. 16. Haftada kendin göstermek istedin:)resmen bize el sallar gibi karşımızda durdun…
O an kendi kararları olan bir kızım olacağına nasıl sevindim anlatamam:)
Maalesef tehlikeli, kadınlar için her geçen gün yaşaması daha da güçleşen bir dünyaya geleceksin kızım, kendi iradene bağlı hareket etmen (bilinçsizde olsa) beni çok mutlu etti.
Sen içimde büyürken beni de dış dünyada büyütüyorsun anneciğim… Senin varlığınla bende değişmeye başladım.
Senin varlığın bana cesaret verdi…
Bunu itiraf ederek hayallerini yıkmak istemem ama; senden önce ben, korkak biriydim… Gölgemden korkardım diyebilirim.
Duygularımı çok uçlarda yaşayan, panikli biriydim…
Eee her kadın kadar biraz da bencildim sanırım…
Senin varlığınla olmaması gereken tüm huylarım törpülenmeye başladı sanki.
Belki de seninle beraber bende büyüyorum…
Sen olgunlaşmak için benim gibi 31 yıl bekleme anneciğim:) Dış dünya benim karnım kadar güvenli olmayabilir. Doğduktan sonra seni bu kadar iyi koruyamayabilirim…
Düşeceksin, canın yanacak, üzüleceksin, üşüyeceksin, ağlayacaksın, haksızlıklarla karşılaşabilirsin, hoşlanmadığın insanlar ya da ortamlar olacak… hayat karnımdaki kadar tozpembe olmayacak.
Babanla ben her zaman senin yanında olacağız/ sana destek olacağız ama önemli olan senin hayata karşı duruşun!!!
İnançlı ol anneciğim…
Kalbin sevgiyle dolu olsun…
Merhametli ol…
Sabırlı ol…
Çalışkan ol…
Dürüst ol..
Her şerde bir hayır olduğunu hayatın boyunca unutma!!!
Hep iyilik düşün…
Olumlu düşün…
Hedeflerinle hırslarını karıştırma… Hedeflerin olsun hırsların değil!!!
Babanla ben sana bizim yaptıklarımızdan daha iyisini yapmaya çalışacağız( her anne- baba böyledir:) ) sıkıldığın yerde uyar bizi.
Tek zenginliğin bilgi zenginliği olduğunu asla unutma kızım! Oku, gez, araştır, incele, hobilerinle beslen… Sürekli kendini geliştir.
En kalıcı güzellik kalp güzelliğidir! Kalbin güzel olduğu sürece yüzün hep güzel olacaktır!
Dedikodu kalp kiridir, sakın ola ağzını dedikoduyla kirletme kızım…
Hayır demekten hiçbir zaman çekinme; kendi kararların olsun… Her daim kendi kararlarınla hareket et!
Yanında olamadığım zamanlarda bunları aklından çıkarma kızım…
Annen

posted under Genel | No Comments »

Büyüklerimize…

Şubat17

Bu yazıyı tam iki hafta önce yazdım. Babaannemsiz geçirdiğim ilk Perşembe akşamı… Yaklaşık 13-14 saat sonra Cuma öğlen olacak ve ben babaannemi arayamayacaktım…
31 yaşındayım; kendimi bildim bileli yaklaşık 25-26 yıldır nerede olursam olayım her Cuma öğlen babaannemi arardım. Sabah uyanmak, işe gitmek gibi bir rutindi.
O cuma öğlen babaannemi arayamayacağımı düşününce yokluğunu hissettim derinden…
Yaşadığım ilk ölüm acısı değildi… Belki de en olgun/ en metanetli karşıladığım ilk acıydı.
Ölüm kaçınılmaz, önemli olan yaşanılan zamanın niceliği değil niteliğidir. Rahmetli babaannem nitelik ve nicelik açısından hepimize nasip olması dilenecek kadar güzel bir hayat yaşadı.
Ahir ömürde tadılacak en güzel duyguları tatma mutluluğuna erişti.
Aşık oldu, evlendi; ömrü boyunca süren bir evliliği,
Dört tane evladı, gelinleri ve torunları oldu.
Torunlarının okula başlamalarından mezuniyetlerine kadar hep yanımızdaydı ailemizin çınarı. Torunlarının mürüvvetlerini görmek nasip oldu.
Yıllar önce sokakta tanımadığım iki yaşlı kadının sohbet ederken; Allah kapı tıkırtısına muhtaç etmesin, yaşlılık çok zor” dediklerini duymuştum.
Bu cümleyi duyalı yaklaşık 20 yıl oldu. Hala ilk günkü gibi kulağımda çınlar o teyzenin sesi…
O cümle beni çok etkiledi. Acaba benim anneannem/ babaannemde böyle hisseder mi diye düşündürdüm hep. Öyle hissettirmekten çok korktum.
Duyduğum o cümlenin etkisi mi, hayatın bana bahşettiği bir şans mı bilmiyorum ama ben babaannem ve anneannemle doya doya, keyifli zaman geçirdim/ geçiriyorum. Bu şansı yakalayan ender kişilerden olduğumu düşünüyorum. 31 yaşına kadar çok güzel anılar biriktirdim…
Hikaye gibi hayatlarını dinleyerek,
Öğütlerini kulağıma küpe yaparak,
Gözlerindeki mutluluğu/gururu görerek,
Her kelamları atasözü gibi olan sohbetlerine eşlik ederek büyüdüm.
Büyüklerimiz iyi ki varlar;
Göç edenlere rahmet, var olanlara sağlık ve daha nice anılar biriktireceğimiz uzun ömürler diliyorum…

posted under Genel | No Comments »

Evliliğin Tarifi Nedir?

Şubat5

Evlilik konusunda yazmak Kıvanç Tatlıtuğ’un evlenip bekarlığın son kalesini yıkmasından bu yana aklımdaydı…

Bide üstüne Demet Şener’in bu konuda kendisine laf sokan bir takipçisine verdiği cevap bana bu yazıyı yazdırdı.

Şener’i yuva yıkanın yuvası olmaz diyerek eleştiren takipçisine yaptığı yuva tanımı “Yuva olması için ortada resmi olarak evli bir adam, bir kadın ve en az bir çocuk olması lazım. Öbürüne sevgili ilişkisi denir ve biri biter diğeri başlar”  Beyaz eşya garanti belgesinden hallice…

Evliliğe iki farklı bakış açısı; biri  duygularına, sevgisine sahip çıkan Tatlıtuğ’dan diğeri ise evliliğe garanti belgesi gibi göre Şener’den…

Yuva olması için sevgi, sadakat, güven olması yetmez mi? İlla devletin bunu onaylayıp birde çocukla sıfatları garantilemesi mi gerekiyor? Ki bir değil yüz tane de çocuk yapsan hiçbir şeyin garantisi yok!

Evet doğru evlenince aşkın mideye kramplar sokan, “acabalarla” kafa yoran, sürekli kendini beğendirmeye programlayan, beynini süngere çeviren mantıksız boyutu ortadan kalkıyor.

Yerini güvene, huzura, sevgiye, mantığa bırakarak. Yanında samimi olmak/ kendin olmak, huyunu suyunu bilmek, bir sonraki hamlesini tahmin edebilmek, bakışını anlamak… Bunlar duygularla gelişen şeyler.

Bunların gerçekleşmesi için devletin uygun gördüğü gün ve saatte, ele güne göstere göstere imza atmaya gerek yok. Evlilik denen şey hayat boyu sürmesini dilediğin hayat arkadaşlığı, bir imza değil…

Önemli olan nikah tarihini paylaşmak değil;

Hayatını,

Duygularını,

Korkularını,

Mutluluğunu,

Huzurunu,

Mutsuzluğunu paylaşmak.

Eşten öte; dost olmak, arkadaş olmak, ömür boyu sevgili olmak…

 

posted under Genel | No Comments »
« Older Entries

Takvim

Kasım 2017
P S Ç P C C P
« Eki    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net