Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Acı vs. Kahkaha

Mayıs27

Geçenlerde Can Dündar’ın kitabında okuduğum bir bölüm, bana yaşadığımız zamanı özetledi adeta…

“Vuslatlar kolaylaştıkça basitleşti ayrılmalar…”

Ne kadar doğru değil mi? Tam günümüz ilişkilerini, yaşadığımız hayatları özetliyor. Eskiden sinemaya gitmek için nişanlı olmak gerekiyormuş… Hatta daha da kötüsü, eşinin yüzünü ilk kez nikah masasında görenler varmış…

Şimdilerde ise Hande Yener’in şarkısında dediği gibi; Bodrum’a da gidiyoruz beraber İstanbul’da da yaşıyoruz… Kavuşmalar basitleştikçe ayrılıklarda kolaylaştı. Eskiden ayrılık kelimesi çok ağırmış, telaffuzu bile ilaç gibi gelirmiş ilişkilere… Korkuturmuş ayrılmak. Derinden yaralarmış, acısına katlanılamazmış. Yaşananlar çok derin ve gerçekmiş…

“Gitme sana muhtacım,

Gözümde nursun, başımda tacım,

Muhtacım”

Eskiden bunlarmış ayrılık şarkıları… Aşık olmayanı bile efkarlandırırmış:)

Şimdilerde ise giden sevgilin ardından;

“ Arkanı dön ve çık istenmiyorsun artık,

Bir zamanlar sende bana acımadın, yalnız kaldım yıkılmadım ayaktayım” diye zafer şarkıları söyleniyor:)Şimdiki ayrılıklarda değil üzüntü; tam tersine, rahatlık, refahlamışlık, özgürlük havası var…

Bağlılık insanı boğuyor bu günlerde… Yaşadığımız yoğun ve mobil hayatların bir sonucu olsa gerek, bir şeye odaklanmayı, bağlanmayı eskisi gibi başaramıyoruz. Hayatı telaşla yaşıyoruz; bir şey olmayınca nedenini düşünmeden rotamızı başka yöne çeviriyoruz. Üzerinde durup düşünmeyi vakit kaybı olarak yorumluyoruz.

Bence; ne eskisi kadar üzülüp harap olmak ne de şimdiki gibi vurdumduymaz olmak olmak iyi… İkisi de sağlıksız kararlar en iyisi orta yolu bulmak:)

 

posted under Genel | No Comments »

Hayat

Mayıs7

Beni uzun yıllardır tanıyan herkes iyi bilir…

Ben eskiden gelecek ile ilgili çok plan yapardım:) Gerek günlük yaşantımda gerekse sosyal hayatımda düzene takık biriydim diyebilirim. Atacağım her adım, vereceğim her karar önceden en ince ayrıntısına karar düşünülüp yapılırdı. Düzenimdeki en ufak aksaklık beni çok mutsuz ederdi. Düzene, alışkanlıklarıma öylesine körü körüne bağlıydım ki “değişim”, “değişiklik”, “yenilik”  bunlar hiç benim telaffuz ettiğim kavramlar değilmiş:) Benim gibi olmayan insanları da bir türlü anlayamazdım. Tesadüf eseri yaşıyorlarmış gibi gelirdi bana:)Düzensizliklerinden rahatsız olur bir de panik olurdum onların adına; yetiştiremeyecekleri işlerden için…

Ta ki bir gün ölümle tanışana kadar!!!

2007…

1 saat önce evimden sapasağlam uğurladığım insanı kaybettiğimi öğrendiğim an’a kadar!!!

O, tam anlamıyla benim ruh zıttımdı…  Ben ne kadar sınırlarımla yaşıyorsam, o, bir o kadar sınırsız idi… O gittiği gün aramızdaki fark şuydu; ben yaşıyordum fakat bu hayatta yapmak istediğim hiçbir şeyi henüz yapmamıştım… Hep ertelemiş uygun zamanları beklemiştim.

O gittiğinde sadece 23 yaşındaydı… Fakat  geride bıraktığı uzun vadeli bir planı yoktu… Yapmak istediği her şeyi, imkanı dahilinde istediği zaman yapmıştı. Onu uğurlarken genç olduğuna, zamansız olduğuna çok üzüldük fakat aklında kalan, gerçekleştirmediği bir hayali olmadığı içinde buruk bir huzur vardı herkeste…

Farkında olmadan, olduğumuz yerlere öyle derin kökler salıyoruz ki kımıldayamıyoruz olduğumuz yerden. Sabit kaldıkça yüklerimiz artıyor. Bir zaman sonra en ufak kalıpları kırmak bile içsel devrim halini alıyor.

Herkes size alışıyor…

Herkes, sizin durduğunuz, duracağınız yerleri, gelecek hamlelerinizi çok iyi biliyor.

Öyle ki; belli sıfatlar ve görevler üzerinize yapışıyor adeta. Hayattaki misyonumuzu tamamlamış da vakit dolduruyormuşuz gibi gelmiyor mu kulağa?

Bu açıdan bakıldığında; kendimize en büyük zararı kendimiz veriyoruz… Görünmez sınırlarla kısıtlıyoruz hayatlarımızı nedensizce.

Ben o günden sonra yıllardır saçaklandırdığım köklerimi sökmeye başladım tek tek… Kendi sesimi duymaya başladığımdan beri çok daha hafif ve huzurluyum…

Yapmaktan zevk almadığım, eğlenmediğim bir şeye devam etmekte ısrarcı olmanın düzenli yaşamla bir alakası olmadığını anladım sonunda:)

Hoşuma gitmeyen her şeyi, her yeri kolayca değiştirebiliyorum artık.

Elimizde, bizi memnun etmeyen, bizi üzen durumları değiştirebilecek fırsatlar varsa ya da bu fırsatları yaratacak olanağımız varsa olduğumuz yerde saymaya, zaman kaybetmeye hiç gerek yok. Hayat inatla, hırsla, alışkanlıklarla tek düze yaşanarak harcanmayacak kadar kısa…

Herkese tavsiyem benim gibi acı bir kayıp yaşamadan kendiniz olmaktan, gerekiyorsa değişimden, yeniliklerden, yeni düzenler kurmaktan çekinmeyin. İyi veya kötü yaşadığımız her tecrübe yarınlarda bize anı olacaktır.

Sen ve orda olan herkes nurlar içinde uyuyun…

 

 

posted under Genel | No Comments »

Takvim

Mayıs 2013
P S Ç P C C P
« Nis   Haz »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net