Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Modüler

Kasım26

Birçoğumuz Ikea ile tanıştık modüler kavramıyla. Modüler mobilya denilen önceden tasarlanmış tek bir biçimi olmayan mobilyalar Ikea sayesinde girdi evlerimize. Kendi zevkimize ve ihtiyacımıza göre kullanmanın lüksünü ve kendi kurmanın verdiği hazzı bu sayede tattık. Modüler mobilya her ne kadar pratik ve uygun fiyatlı olsa da sağlamlık konusunda pekte dayanıklı değil. Buna rağmen yine de ilk tercihimiz modüler mobilyadan yana değil mi? “Aman bizle mi yaşayacak, beğenmişken ve fiyatı da uygun bulmuşken alalım, yıpranınca yenisini alırız mantığıyla yapıyoruz alışverişlerimizi. Sadece fiyatı uygun ve ergonomik diye mi bu kadar sevdik modüler mobilyayı? Bence tek neden bu değil… Biraz da kendimize/ yaşayışımıza benzettiğimiz için sevdik. Modüler mobilya tam anlamıyla 21.yy insanının ve ilişkilerinin tasviri bence. Artık hayatımızın hiçbir alanında alıştığımız o garanticilik, gelenekselcilik yok. Ne sporda, ne politikada, ne sanatta, ne işte, ne aşkta…

Günümüzde sporun her alanında, spor dışında her türlü oyun oynanıyor…

Politikacıların bir dediği zaman içinde diğerini tutmuyor maalesef!!!

Sanatta “cover” adı altında ummadığımız sanatçılardan hiç beklemediğimiz şarkılar dinliyoruz. Klasik eserlerin postmodernizm akımıyla bambaşka versiyonlarını izliyoruz beyaz perdede.

Modülerliğin en bariz örneklerini de iş hayatında görüyoruz. İşverenin eleman alımlarında aradığı özellik eskiden alanında uzman olması iken şimdilerde elemanın uzmanlaştığı alanda tek bir işlevi değil gerekli koşullarda farklı işlevleri/ sorumlulukları üstlenebilecek kişilik ve donanıma sahip bireyler olması.

Eskiden başlanan işlerden emekli olunurdu ya da çok uzun yıllar emek verildiği zaman ne olursa olsun vazgeçilmez eleman olmanın garantisi vardı. Fakat şu an hiçbirimizin garantisi yok iş hayatında. İş yerinin menfaati için vazgeçilmeyecek kimse yok. Aynı iş yerinde varlığımız uzun süreli olsa bile proje bazında sık sık departman değiştiriyoruz. (proje bazlı çalışmak da hayatımıza yeni giren kavramlardan biri, uzun vadeli anlaşmalar yerine kısa süreli projelerle çalışmaya başladık)

Bu durum ilişkilere nasıl yansıdı derseniz; eskiden mutlu ömür temennisi vardı şimdi ise mutlu anlar… Tıpkı iş hayatında olduğu gibi uzun vadeli ilişkilerin yerini kısa vadeli ilişkiler aldı. İlişkilerde tarafları çift yapmak için kullandığımız bağlaç bile değişti!!! Önceden “ile” bağlacı ile bağlanırken bugün “ve” ayracı ile bahsediyoruz birbirimizden. “senle ben” oldu “ben ve sen” Bütünlükten uzak. Bugünün bireyi “biz” kavramını yitirdi. Şimdilerde sürekli hareket, değişim ve hız halinde yaşıyoruz bu da bireyi bağsız, bağlantısız ve bağımsız yaşamaya yönlendiriyor. Sanırım bu duruma en uygun örnek 2009 yılında gösterime giren “Up In the Air” filmi olacaktır. Ryan Birgham (George Clooney) büyük şirketler adına işten çıkarma işini yapan taşeron bir firmada çalışıyor. İşten atılmak gibi üzücü bir durumu en profesyonel, empatiden yoksun bir şekilde açıklıyor işten çıkarılacak kişiye. Ryan işi dolayısı ile sürekli seyahat halinde, elinde bavulu ve bilgisayarıyla havaalanlarında ve uçaklarda yaşayan biridir. Ryan’ın hayata dair tek hayali on milyon uçuş mili toplamaktır! Sahip olduğu şeyler işe uçuş ve otel kartlarıdır… Aidiyet duygusunu tamamiyle kaybetmiştir!!! Elbette kariyer olgusu yeni veya kötü bir şey değil fakat bu karakterde de gördüğümüz gibi kariyer odaklı, mobil yaşayan bu insan aidiyet duygusunun yanı sıra kendi duygularını da kaybetmiş. Sorumluluk almamanın verdiği baş döndürücü mutluluk/ rahatlık var üzerinde. Ryan bir gün “Sırt çantanızda ne var” başlıklı bir motivasyon konferansı verir. Konuşmasına şöyle başlıyor; “Hayatınız kaç kilo? Şu an bir sırt çantası taşıdığınızı düşünün lütfen. Saplarını omuzlarınızda hissedin”

Özetle; günümüz bireyine göre hayatımızın en ağır parçası ilişkilerimizdir. Sürekli mobil halde, değişim ve hızla yaşadığımız bu zamanda birey filmdeki “Ryan”gibi duygularından arınıyor. Herhangi bir yere, bir duruma bağlanmak sırtımızda taşıdığımız bir yük olarak nitelendiriliyor.

 İşte modülerliğin ilişkilere yansıması da böyle; belirli rutini olmayan, gelecek vaat etmeyen, minimum sorumluluk gerektiren, yere ve zamana göre değişiklik gösterebilen, kolay vazgeçilebilen, değeri kanıksanmayan, insanda iz bırakmayan, duygu yoksunu, pratik ilişkiler…

posted under Genel | No Comments »

bAŞKa Bahane

Kasım17

İçinizdeki Pollyanna’ya saygıda kusur etmeyin çünkü bugün sahip olduğunuz iyi ve kötü her şeyin sebebi o.

Bir şeye inanmak istiyorsak sağ olsun içimizdeki Pollyanna mantığımıza hiç zahmet vermeden kendi başına halleder:) Hele birde olay sevdiğimize inanmaksa… Sevdiğimizin ağzından çıkan en acı sözler bile şiddetini kaybeder içimizdeki Pollyanna sayesinde.

Ayrılık gitmekle değil susmakla başlar!!! Susmalar başladıysa anla ki konuşulacak, yaşanacak bir şey kalmamış demektir. Önce sessizlikle verir ayrılık sinyallerini. Her ne kadar karşımızdaki gözümüze soksa da gitmek istediğini, farklı anlamlandırırız işaretleri. Baktı ki böyle kibarca/ sessizce olmuyor sonra yüksek sesle söyler bahanelerini…

Kalanın canını yaktığını bile bile, onun gitmek için/kendi için uydurduğu bahaneler en güzel şekilde anlamlandırılır içimizdeki Pollyanna tarafından:) O saçma sapan bahanelere anlam yükleyerek kendimizi kandırırız sadece. Bizim gibi duygusal değil mantıklı yaklaşıyor diye süsleriz bir de bahanelerini.

Oysa içimizde fırtınalar kopar; çığlık çığlığa bağırmak isteriz “ bana akıl vereceğine aklımı alacak kadar beni sevseydin diye” İhtiyacımız olan sunduğu bahanelerle verdiği akıl değil budur demek istediğimiz sessizliğimizde….

posted under Genel | No Comments »

Susmak=Duymak

Kasım11

Bazen susmak gerekir duymak için…

İlişki iki kişinin isteği ve kararı ile başlar ve çoğunlukla bir kişinin isteğiyle biter. Taraflardan biri bitirmeyi istiyorsa çoktan kendini silahlandırmıştır her türlü düzeltme/devam etme önerisine karşı. Çünkü bu kararı almadan önce kendi vicdanını rahatlatmak ve sizi bu duruma ikna etmek için tarafınızdan sunulabilecek her türlü çözüm ve önerilere karşı beyin fırtınası yapmış, imkansızlık gerekçelerini çoktan hazırlamıştır. İlişkiyi bitirmeye çalışan insan çok kararlıdır. Karşısında ne kadar mantıklı, duygusal cümleler kursanız da onun kararını değiştiremezsiniz. Sizin iyi niyetinizle yaptığınız her çaba sizi komik duruma düşürmekten başka bir şeye yaramaz.

Hepimiz biliyoruz ki katı olan her şey buharlaşır!!!

posted under Genel | No Comments »

Şifacı Kediler

Kasım6

 

Duygu Hanım’ ın misafiriyim bugün. Sizinle bir şeyler paylaşmak için ondan izin istedim 🙂 Konumuz Şifacı kediler…

Kediler doğanın en önemli ve en ilginç oyuncularıdır. Onların karakteri ve insanlar üzerindeki etkisi oldukça dikkate değerdir.

Zeka ve içgüdü birbirini gölgeleyen iki faktördür.  İnsanoğlu milyonlarca yıldır evrimleşerek zekayı içgüdülerine tercih etmiştir. Çünkü merak duygusu ve merakının peşinden koşmak insanoğlunun en güçlü özelliklerinden biridir. Kediler ise insanlara göre daha temkinlidir.  Çünkü kediler içgüdülerine sahip çıkmıştır. Bütün hayatta kalma kararlarını içgüdüleriyle içeriden gelen haberlere göre verirler. İnsanoğluysa zekasını kullanmaya gayret eder. Zekasıyla ortamı tanımaya çalışır. Hangisinin daha iyi sonuçlar verdiğini anlamak gerçekten zor. Ama her ikisini de içinde barındıran canlı hayatta daha çok kalan canlıdır. Fakat zekanın güçlendiği yerde içgüdüler giderek kaybolacaktır. Belki bir başka evrimsel süreçte insanoğlu ikisini birlikte kullanmayı öğrenir. Kimbilir!

Kediler insanların en yakın dostudur. Her ne kadar kendi istedikleri yerde ve istedikleri şekilde yaşayacaklarına onlar karar verse de bu böyledir. Dostlukta ödün veren taraf hep biz olsak ta onları eğitme gayretinden vazgeçmedik hep direndik. Tabi istisnalar dışında bu pek mümkün olmasa da hala denemeye devam ediyoruz.

Kedilerin içgüdüleri güçlüdür. Koku alma ve duyma özellikleri çok gelişmiştir. Bu da bizimle olan dostluklarında onların birer şifacı olmasında önemli bir etkendir.  Birçok kedi sahibi bilir. Vücudunuzun ağrıyan bölgelerine yatar ve uyurlar. Keyfiniz olmadığını fark edince size vücutlarını sürterler. Çünkü sizin yaydığınız olumsuz enerjinin kokusunu onlar, metrelerce mesafeden alabilirler. Enerjinizi negatiften pozitife çevirmek ortamı nötrlemek içindir. Çünkü kediler için mekan önemlidir. Sahibinden çok mekanlarına bağlıdırlar. Bu yüzden ortam enerjisi onları kötü yapar. Tabi bunu her kedi yapmaz ama birçoğunda bu özellik vardır. Bu özelliğe sahip olan kedileri şifacı kediler olarak tanımlamak yanlış olmaz.

Şifacı kedilerin en önemli özelliklerinden biri de su tüketimidir. Kediler doğada genellikle akar ve taze suları tercih ederler. Ve su tüketimleri fazladır. Çünkü suyun onların olumlu enerjisinde önemli bir etkisi vardır. Vücudu nötrleyerek daha sağlıklı olmalarını sağlar. Böbrekleri ve idrar yollarındaki taş oluşumları da engellenmiş olur böylece. Örneğin benim erkek bir kedim var. Özellikle erkek kedilerin idrar yollarında çok tıkanma olur. Çünkü idrar yolları dardır. Bu yüzden su tüketimleri önemlidir. Vücut içindeki kum oluşumları kedinin bütün enerjisini bozar. Su tüketimi bu konuda oldukça önemlidir. Kedilerin mama ve su kaplarını doğru seçmek gerekir. Sürekli suyunu tazelemek şarttır. Fakat yeni çıkan bazı ürünler bu konuda oldukça başarılıdır. Akarsu pınarı ve musluk şeklinde olan bu ürünler suyun sirküle olmasını ve musluktan akmasını sağlar. Su deveran olurken içindeki karbon filtre suyu taze tutar. Drinkwell su pınarı  veya trixie otomatik suluk bunlardan bir kaçıdır. Benim favorim Drinkwell su pınarıdır. Öneririm. Kedim bundan iştahla su içiyor. O içtikçe ben doyuyorum sanki.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim kediler şifacı canlılardır. İnsan dostudurlar. Onların sağlığı aynı zamanda sizin sağlığınızdır. Unutmayın. Onlara ne kadar iyi bakarsanız sizde o kadar sağlıklı olursunuz.

Duygu Hanım’ a bana bu sayfayı ayırdığı için ayrıca teşekkür ediyorum.

Uğur Bazan

Veteriner Hekim

posted under Genel | No Comments »

Takvim

Kasım 2013
P S Ç P C C P
« Eki   Ara »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net