Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Reçete

Şubat15

Issız adam sendromu nedir? Belirtileri nelerdir? Kimlerde görülür? Tedavi yöntemleri nelerdir?

Issız adam sendromu: Kandaki egoist insan mikrobunun çoğalmasıyla ortaya çıkan viral bir vakadır.

Hastalığın başlıca belirtileri: Kafada ve ağızda çoğalan bahaneler hastalığın başlıca belirtileridir.

Kimlerde görülür: Memnuniyetsiz, kararsız, sorumluluktan kaçan, korkak, bağışıklık sistemi henüz çift olacak kadar olgunlaşmamış bünyelerde sıklıkla görülür.

Tedavisi nedir: İsviçreli bilim adamlarının tüm çalışmalarına rağmen malesef henüz tıbben tedavisi bulunamayan bu sendrom için halk arasında alternatif tedaviler geliştirilmiştir. Örnek olarak; 1 adet ayva yenildikten sonra üzerine içilen bir bardak soğuk suyun hastalığın tedavisinde başarılı sonuçlar verdiğine inanılıyor:)

Peki bu mikrop ilk olarak ne zaman ortaya çıktı ve nasıl yayıldı? Issız adam sendromuna neden olan bu egoist insan mikrobu ilk olarak 2008’de Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği “Issız Adam” filmiyle ortaya çıktı. Egoistler ve çapkınlar arasında hızla yayıldı:)

Issız Adam” modern hayatın yalnızlaştırdığı, yozlaştırdığı insanları anlatan bir filmdir. Filmi bir hatırlayalım; Alper (Cemal Hünal) doğduğu, büyüdüğü küçük kasabadan ve ailesinden ayrılmış  İstanbul’da tek başına yaşayan, 30’lu yaşlarında, gurme denebilecek kadar yüksek bir yemek kültürüne sahip, kendi restoranının sahibi iyi bir aşçıdır. Lüks yaşamayı çok seven, işinde gayet başarılı biridir; fakat özel hayatında aynı düzeni tutturamamış, yalnız, günübirlik ilişkiler yaşayan, çevresindeki herkesle ilişkisi (çalışanları/ ailesi) mesafeli soğuk biridir.

Ada ise 20’li yaşlarının sonlarında, entelektüel birikimiyle göze çarpan, kendine güvenli genç bir kadın olmasının yanı sıra hanım-hanımcık bir aile kızı imajı çizen bir bayandır. Çocuk kostümleri tasarlayıp diken Ada’nın yaşamı, Alper’in modern yaşamının aksine gayet mütevazi ve sıradandır. Alper ile Ada’nın yolları bir gün Beyoğlu’nda bir kitapçıda kesişir. Çapkın bir adam olan Alper, Ada’yı takip eder, Ada’nın istediği kitabı bulur ve kitabı Ada’ya getirmesiyle hikaye başlar.

Alper kendisini “şehir vampiri” olarak tasvir eder. Şehirden beslenen, modern toplum ve onun getirdiği yozlaşma, yalnızlık ve kopukluklar kurbanı bir şehir vampiri… Kendisinin özgürlük diye nitelendirdiği bağsızlığı ile yaşayan bir yalnızdır… Bağlanmak korkunç bir sondur Alper için. Bağlanırsa beslendiği ortamı kaybedeceğini, özgürlüğünü, benliğini yitireceğini düşünüyor. Aslında beslendiğini, güç aldığını sandığı şehir, statüsü ve bireysel yaşamı onu hızla tüketiyor. Alper işte böyle garip, ruhu hasta birisidir. Onun için sevişmek partneriyle sabaha sarılıp uyumak değildir asla. Sevişip gideceksin, gideceksin ki kendini suçlamayacaksın, sorumluluk almayacaksın. Karşındakini değersizleştirirsen değer kazanacaksın!

Ben biraz da Alper’e hak verdim ya da anlamaya çalıştım diyelim… Annesine “ çok zor be anne” –nesi zor oğlum? “Çok zor be anne” derken savunmasız, kararsız, mutsuz halini ele verdi. Alper bağlandığını anladığı an kaçtı Ada’dan. Her şey mükemmel giderken bir anda afakanlar basıp kaçmadı her halde. Peki ne oldu da böyle belirsiz gidiverdi bir anda? Sokakta Ada’ya tükenmişliğini anlatırken bahanelerinin ardındaki  nedenini de gerçeğini de anlatıyordu aslında… Bizler anlamadık çünkü mantıklı değildi bize göre! Asıl olması gerekeni bulmuşken boğuluyor ve kaçıyor Alper! O aslında sevdiğini korudu kendine göre, aşkı için kendini feda etti. Çok iyi biliyordu o ilişkiyi yürütemeyeceğini. Alper kendini tasvir ettiği gibi bir şehir vampiriydi ve True Blood’daki gibi vampir asla sevdiğinin kanını emmezdi. Bu yüzden annesini yolcu ettikten sonra hayatındaki en değerli ikinci kadını yolcu etmeye karar verdi. Annesinin yaptığı o meşhur dolmaları yerken bir anda Ada’ya ayrılmak istediğini söyledi. Hayatı ve evi birden ona çok kalabalık geldi ve acilen ıssızlığına dönmek istedi.

Ada, Alper’den ayrılırken o tüyler ürperten cümleyi söyler; “Karlı soğuk bir yerdesin… Uyku tatlı geliyor ama uyursan donup öleceksin farkında değilsin, ölüyorsun!”

Ada, Alper’in doğduğu kasabaya ve annesinin evine gitti ondan habersiz. Odasından bir kitap aldı ve sakladı. Sevgisini somutlaştırır bir anlamda!!!

Yıllar sonra Beyoğlu’nda sinemada karşılaştıklarında Ada’nın dediği olmuştur. Uyku tatlı gelmiş Alper uyumuş ve hayatı kaçırmıştır!!! Fakat Ada ise evlenmiş ve bir çocuğu vardır.

 Size tavsiyem bu denli memnuniyet kavramına tepki olarak doğmuş bireylerle karşılaşırsanız onları bahaneleriyle baş başa bırakıp olay yerini acilen terkedin. Nedenlerini kendileri bile anlayamadığı bahanelerine Allah çözüm versin:)

posted under Genel | No Comments »

Takvim

Şubat 2014
P S Ç P C C P
« Oca   Mar »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
2425262728  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net