Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Insta Foto

Nisan30

Benim doğduğum güne ait tek resmim var, annemin kucağında…

Kardeşimin ( 6 yaş küçüğüm) annem doğuma girmeden ve doğumdan sonrası fotoğraflardan oluşan 1 adet albümü…

8 yaşındaki köpeğimizin ise; sayısız CD’lerden oluşan fotoğraf arşivi var!

Fotoğraf sanatının son 20 yılda ne kadar hızla değiştiği verdiğim şu kronolojik örneklerden apaçık belli oluyor. Peki ya fotoğraf sanatının değeri? Kolaylaşan ve çoğalan her şey gibi fotoğraf sanatı da değer kaybediyor gün be gün ne yazık ki…

Son yıllarda babaanneme her gidişimde albümlerine bakmaya bayılıyorum. Albümler derken toplamda en fazla 5-6 taneler.  Sadece 5-6 albüm fakat her biri koca bir ailenin hayatlarının/yaşanmışlıklarının görüntüleri. O fotoğraflara baktığımda en çok  dikkatimi çeken şeylerden biri; fotoğraf sanatına saygı duyulduğu eski zamanlarda. En özel anların hatıraları olarak kalacakları için stüdyoya gidilmeden özenildiği, uzun bir hazırlık süreci olduğu. Yapılı saçlar, yeni, ütülü kıyafetler, bayanlarda topuklu erkeklerde yeni boyanmış parlayan ayakkabılar… Çoğunlukla en az çekirdek ailenin bir arada olduğu pozlar ve en önemlisi; her fotoğrafın ardında yatan bir anı!!!

Babaannemin evindeki 5-6 albümü ezberledim diyebilirim oysa hiç tanışmadığım, bugün hayatta olmayan çok fazla aile büyüğü var o albümlerde. Ama babaannem onları öyle güzel bir kronolojik sıraya koymuş ve resimlerin ardında yatan anılarını o kadar güzel anlatıyor ki herkesi tanıyıp o günleri yaşıyorum adeta…

80 yaşındaki babaannem yıllar geçmesine ve o kadar ev değiştirmesine rağmen o albümler hiç eksilmedi, kronolojik sıraları hiç bozulmadı! Eee topu topu 5-6 albüm tabi saklamak çok kolay oluyor tabi, şimdi öyle mi 🙂 Artık fotoğraf, sanat olarak adlandırılamayacak kadar önemini yitirdi maalesef! Dijital fotoğraf makineleri ile değişmeye daha doğrusu basitleşmeye başladı… Cep telefonlarının kamera olarak kullanılması, tabletlerin ve sosyal medyanın da etkisiyle fotoğraf sanatı iyice değerini yitirdi.

Anı yaşarken, anı biriktiremiyoruz artık!!! Eskiden ne güzel fotoğraf makinelerine film alırdık. 36 fotoğraf çekme hakkımız vardı. En güzel, en anlamlı pozu vermek için ciddiyetle bakardık kadraja. Hatta poz hakkımız bitmesin diye en değerli anlara saklardık sayılı fotoğraf hakkımızı! Şimdi öyle mi… aynı pozu beğenmeyip sayısız kez çekebiliyoruz; kısıtlama yok, poz çok, saklanan yok! Değerli- değersiz her anı çat-çut çekiyoruz. Bir de sosyal medyada paylaştık mı oohh görev tamam… Saklamak falan nerde… Sosyal medyada paylaştığımız zaman görev tamam, fotoğrafın ve o anın hiçbir değeri kalmıyor sanki. Dönüp o fotoğrafa tekrar bakma/ o anı hatırlama ihtiyacı duymuyoruz. Zaten çektiğimiz tüm resimleri bastırmaya kalksak dünya ekonomisinde yeni bir krize neden oluruz:)  Şimdilerde her anımızı, her yaşadığımızı fotoğraflandırmakla kalmayıp videoya alıp ölümsüzleştirdik sanıyoruz fakat hiçbir şey saklayamıyoruz … Bilgisayarda dosyalarda, cd’lerde, harddisklerde sayısız kopyalar yapıp sakladığımız değerli-değersiz bir sürü fotoğrafımızı bir süre geçince ne olduğunu unutup yayıntı diye bilerek siliyor ya da format kurbanı veriyoruz.

Fotoğraf sanatının bu denli önemini kaybetmesi/ basitleşmesi bana bazı değer yargılarımızı da kaybettiğimizi gösteriyor. Gelecek nesillere aktaracağımız, onlara bizi hatırlatacak, örnek olacak değerli hatıralar bırakamayacağımız için çok üzülüyorum.

posted under Genel | No Comments »

Deyey Mi Hiiyc?

Nisan26

BİR RÜYA GÖRÜR GİBİ SENİNLE BULUTLARA UÇTUĞUMDA
BİR ATEŞ YAKAR BENİ SEVGİNLE TUTUŞTUĞUMU SANIRDIM
YAĞMUR OLUR DAMLA DAMLA ÖPERDİM ÖPERDİM DUDAKLARINDAN
BİR NEHİR GİBİ ÇAĞLAR AKARDI AKARDIM DAMARLARINDAN

DEĞER Mİ HİÇ DEĞER Mİ HİÇ
DEĞER Mİ DEĞER Mİ DEĞER Mİ SÖYLE
BİR RÜYA ÖMÜR BOYU 
SÜRER Mİ SÜRER Mİ SÜRER Mİ SÖYLE

DEĞER CANIM DEĞER ELBET 
DEĞER BİR TANEM AŞK İÇİN HER ŞEYE
NE HAYAT NE DE GERÇEK
ENGEL Mİ KANATLANMADAN UÇMAYA (SEZEN AKSU)

 

  Benim çocukluğumu bilen herkes bu şarkının benim için ne kadar özel olduğunu bilir. Bende fabrika çıkışı bir sorun olduğu bebekliğimden belliymiş:) Herkesin söylediği ilk sözcük “agu-gugu, anne, baba” gibi kelimeler olurken, benim ilk kelimelerim “ değer mi hiç” imiş daha doğrusu benim o gün ki deyimimle “ deyey mi hiiyc”miş. Altımda bezim, ağzımda biberonum şarkıyı söylemeye çalışırken, kasetçalarda sürekli bu şarkıyı açmaya çalışıyormuşum:) İşte bir insan 7’inde neyse 70’inde de odur lafı çok doğru:) 2-3 yaşındayken anne- baba demeden “deyey mi hiiyc” diye şarkı söyleyen birinin 30’una geldiğinde aşk konusunda felsefesinin çok mantıklı boyutlarda olması beklenemez aslında…

 

Bu yazıyı, geçen gün en yakın arkadaşlarımdan biri bana şu cümleyi kurunca yazmaya karar verdim; “Ya Duygu bir insanın karakterine, güzel davranışlarına aşık olunur, sen bu adamın neyine aşık olmuştun? çok saçmaydı ve farklıydınız dedi ve rahatladı…Kıyamam bu cümle kurulmak için baya bekletilmiş belli:) bir avazda çıktı ağzından…Arkadaşım cümlesini bitirip rahatladıktan sonra benden mantıklı bir savunma bekliyordu.  Fakat sanırım ikinci şoku cevabımla yaşadı… – Haklısınız dedim… Hatta onun çekinip de dile getiremediği olumsuzlukları bile saydım. Öncelikle çok farklıydık, yabancıydık, uzaktık, aşık oldum denecek yoğun duygular yoktu ortak paydada, geçmişi/ geleceği olmayan kısacık bir süreç, ne sahiplenme, ne çılgın süprizler ne de büyülü bir aşk… hiçbir şey yoktu evet:) dışarıdan da içerden de bakınca manzara bu. Hayali, ütopik bir adam vardı sanırım… belki o bile yoktu küçücük bir canlıyı mikroskopla büyüterek tanımak gibiydi yaptığım…

Arkadaşımın beni eleştirdiği, bu anlamsız süreci çoğu insan hayatının bir bölümünde yaşamıştır diye düşünüyorum. Her ne kadar hayata “agu-gugu” demeden değişik bir şekilde şarkı söyleyerek başladıysam da sanırım bu dönemsel mantıksız olma konusunda tek değilimdir:) Aşk duyguların mantığa meydan okuduğu ve kazandığı bir süreçtir…Aşk sevgiye dönüşürse ne ala fakat sevgiye dönüşmediği takdirde kimyasalları bir süre sonra erimeye başlıyor ve tükeniyor …Eee dolaptaki meyva bile  en fazla 1 hafta dayanırken karşılıksız duygular taze kalır mı:)

 Aşk bir tür görme bozukluğu adeta…aşık olunan kişinin olumlu özelliklerini ya da görmek istediğin özelliklerini görürsün. Olumlu özelliklerini abartır, olumsuzları görmezden gelirsin.

Aşık olunduğu zaman;tüm ilgi ve dikkat aşık olunan kişiye odaklanır. Sanki etraftaki her şey o kişiyi hatırlatmak için sinsice organize olmuştur. Tesadüf diye kendimizi kandırırız da o gayet algıda seçiciliktir.

Aşk coşma durumudur; aşık olunduğu zaman enerjimiz belirgin ölçüde artar. Bu enerji artışıyla beraber uyku ihtiyacı ve iştah azalır:)  Ve hatta içinizden daha cömert, iyi niyetli, daha anlayışlı, yardımsever, konuşkan güleç  bir insan çıkar.

Takıntılı yaşama/ düşünme biçimine sahip olma halleridir; aşık olduğunuz zaman her yer ve koşulda aşık olduğunuz kişiyi düşünürsünüz, yüzünüz sebepsiz yere güler olmadık anlarda.. Bu sürekli düşünme hali etrafta “obsesyon” diye yorumlanır fakat “obsesyon” tamamen farklı bir şeydir. Obsesyon; kişinin gerçekleşmesinden korktuğu, istemediği bir şeyi düşünmesidir. Oysa aşık olduğun kişiyi düşünmek keyif veren bir eylemdir.

Yaşadığınız aşk gerçekse sevgiye dönüşür; fakat sadece bir görme kusurundan ibaretse zamanla erir, tükenir. Bu büyüsel, olağanüstü rüyanın bitmesini istememek çok normaldir ama ne kadar çabalasanız da önünde sonunda görme kusurlarınız netleşecektir.

 

 

 

 

 

 

posted under Genel | No Comments »

Biraz Özeleştiri

Nisan2

 Can Dündar’ın 01.04.2014 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki, köşesine verdiği başlığı okuduğumda, günlerdir kafamda bir türlü somutlaştıramadığım seçimin kilit cümlesini buldum “Çökmek değil, çözmek gerek” Ortaya çıkan bunca yolsuzluğa, hırsızlığa, ülkeyi getirdiği bu duruma rağmen Ak Parti seçmeninden hala güvenoyu alabiliyorsa bunun nedenlerini düşünmek lazım!

Her şeyden önce muhafazakar, sağ görüşlü bir ülke olduğumuzu ve on iki yıldır iktidar olmanın getirdiği kemikleşmiş bir oy oranı olduğunu unutmamak gerekir. Bunları göz önüne alınca sonuçlar çokta şaşırtıcı olmadı belli bölgeler için.

Peki bunca hırsızlığa, yolsuzluğa, arsızlığa rağmen ( yapılan hileleri saymazsak) sağladıkları bu istikrarın başka bir deyişle bizim yaşadığımız hayal kırıklığının nedenleri nelerdir? Bana göre bu seçim sonuçlarının iki temel nedeni var; birincisi muhalefetin ta kendisi! Birey olarak hiçbir şekilde tasvip etmesem de Başbakan’ın gittiği her ilde, her mitinginde muhaliflere laf ettikten sonra o il için yapacağı yatırımlardan, projelerden söz etmesi. Buna karşın muhalefet ne yaptı mitinglerinde? Bu kadar yolsuzluk, hırsızlık, şiddet ortaya çıkmışken bu durumdan en iyi şekilde faydalanıp kendilerini anlatacaklarına, daha iyisini yapacaklarına dair halka garanti vereceklerine mitingleri iktidarı şikayet etmek için kullandı sadece. Muhalefetin izlediği seçim politikası resmen iki çocuğun kavgası kadar basitti; “ arkadaşım kaka ben ciciyim”

Muhaliflerin başarısızlığının ikinci nedenini de en iyi İzmir gösterdi. İzmir meydanlarda olduğu gibi sandıkta da birlik olmayı bildi. Tıpkı iktidar yandaşlarının 12 yıldır yaptığı gibi… her koşulda inandığı ideolojinin yanında oldu, bireyin değil!!! İzmir’in hali ortada… Cezalandırılmış şehiriz biz:) İzmir için iktidar en güçlü kozunu kullandı yine de olmadı. Oyumuzu bilinçli kullandık, bölmedik. Bin Ali Yıldırım’ın süper projeleri karşısında; İzmir nasılsa Chp’nin, solun kalesi bana bir şey olmaz deyip bizi cepte gören, hiçbir şey yapmayan Aziz Kocaoğlu’na değil ideolojiye verdik oyumuzu. İzmir’de seçimin galibi Aziz Kocaoğlu değil laik İzmir halkıdır!!!  Ülke olarak meydanlarda sağladığımız birliği, İzmir dışında sandıklarda sağlayamadık ne yazık ki… Onları onların silahıyla vuramadık.

Ben çıkan sonuçlara çokta şaşırmadım aslında hatta umut verici bile buldum diyebilirim. Muhafazakar ve sağ eğimli bir toplum olmamızın yanı sıra Türk halkının alışkanlıklarından kolay kopamadığını biliyoruz. Aydın kesimi tenzih ederek söylüyorum;  kırsal kesimde yaşayan halkın 12 yıldır iyi kötü farkında olmadan/ sorgulamadan alıştığı bir düzen var. İkincisi; seçimlerden kısa süre önce patlak veren olaylarla kafası karışık olan, arada kalan, araştırmayan, okumayan bir seçmen vardı iç kesimlerde! Burada Aysun Kayacı’yı anmadan geçemeyeceğim; toplumun her bireyi bizim eşimiz, dostumuz, arkadaşımız, her gün gördüğümüz komşumuz ya da iş arkadaşlarımız gibi değil. Muhaliflerin en büyük hatası bu bana göre. Muhaliflerin bir türlü içine karışamadığı Anadolu’daki halk resmen Ortaçağ karanlığında yaşıyor. İşin siyasi tarafından baktığımızda iktidarın bu kesimlerde nasıl bir politika izlediğini açıkça hepimiz biliyoruz. Kapı kapı dolaşıp kömür, makarna dağıtarak kazanıyorsa muhaliflerde kapı kapı dolaşıp halkla tanışıp aynı şeyi yapacaktı. O yolla güven duyan halkın nabzına şerbeti o yolla verecekti. O insanların gönlünü/ oyunu ancak o yolla alabilirdi. Muhalefet hitap ettiği toplumun sosyal konumuna bakarak çizmedi yolunu maalesef genel konuştu hep.

Daha önce de dediğim gibi ben bu seçim sonuçları için çokta karamsar değilim. Sol’da az da olsa yükseliş varsa ve iktidar kanadı ( yaptığı hilelere rağmen) kan kaybetmeye başladıysa, seçimler yıllardır hiç olmadığı kadar sağ ve solun nefes kesen çekişmesiyle sonuçlandıysa gelecek umut vaat ediyor demektir.

Evet aydın kesim olarak bu kez çok umutluyduk ama unutmayalım bu ilk seçimdi. Bundan ders çıkarıp önümüze bakacağız. Başarı sağlayamadık diye seçim öncesi savunduğumuz hiçbir şey boşa gitmeyecek. Bize yapılan hiçbir şeyi unutmadık!!! Birleşince nasıl bir güç olduğumuzu gördük, birleşince bize bir şey yapamadıklarını gördük… parkımızı yıkmak istediler, yapamadılar…yasakladılar, kapattılar yine de yolsuzluklarının ortaya çıkmasına engel olamadılar.

Bundan sonra ki seçimlerde daha çok çalışacağız, sandıklarımıza daha çok sahip çıkacağız. En önemlisi muhalefet kendine çeki düzen vermeli; siyasi dilini değiştirmeli!!! Hatta siyasi dilini değiştirmekle kalmayıp köhnemiş zihniyetleri, yıllardır aynı argümanla siyaset yapan kişileri değiştirmeli! Halkını tanımalı ve birlik olunmalı…

posted under Genel | No Comments »

Takvim

Nisan 2014
P S Ç P C C P
« Mar   May »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net