Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Bu ülkede daha çok Özgecan’lar olacak/ölecek…

Şubat16

Maalesef Özgecan Aslan ne ilkti ne de son olacak… Tecavüzcüden önce tecavüzü yaratan ortamı incelemek/sorgulamak lazım. Bu ülkede zihniyet bu oldukça, gidişat bu oldukça, erkek evlatlar pohpohlanarak büyütüldükçe, kadın-erkek herkes şiddete meyilli olup psikopat zihinler oldukça daha çoook Özgecan’lar olacak!

Dünden beri sosyal medyada küfürler havada uçuşuyor, herkes tecavüzcüye, anasına, bacısına saldırıyor. Bu küfürlü söylemler, şiddet içerikli üsluplar sadece iki gündür mü var? Bu agresif tavrımız sadece acımızdan mı? Hepimiz sadece Özgecan için mi aslan kesildik? Maalesef hayır!!! Biz “amk” demeden konuşamayan,  “amk” demden espri yapamayan bir toplumuz. Hatta erkekler arasında “lan pezevenk”, “vay amk”, kızıldığı zamanda “len ibne” samimiyet hitapları değil midir?

Bayan-erkek bir şeyi unuttuğumuzda, yanlış yaptığımızda, geç kalktığımızda…Bunlar gibi en ufak aksaklıklarda “haa s….r” dilimize pelesenk olmuş bir cümle değil midir?

Tartıştığımız zamanlarda da lafımız direk karşımızdakine değil; annesine/bacısına yönelik cinsel içerikli hususlardadır. Demem o ki; dehşete/vahşete neden olan Ahmet/ Mehmet değil hastalıklı bilinçlerimizin ta kendisidir!

Cinsellik, sevişmek sevginin en samimi, en doğal göstergesi iken bu eylemin öfkenin, şiddetin göstergesi olması neden?

Neden mi?

Çünkü hastalıklı erkekler yetiştiriyoruz… Erkek adamın erkek çocuğu olur sevinciyle başlıyor bu sorun. Erkek adam ağlamaz, erkek adam küfreder/kavga eder diyerek büyütülüyoruz. Sünnet olunca gururla göster amcalara diyoruz! Penis; gücün, delikanlılığın, üstünlüğün simgesidir bizim toplumumuzda…

Öte yandan “ayıp sakın gösterme” , “oynarken eteğine dikkat et”, “hoplama”, “zıplama” diyerek büyütüyoruz kızlarımızı. Göğüsleri çıkmaya başladığında utancından kambur yürütüyoruz kızları.

Erkelerin penisi ile övünerek, kızların vajinasından/göğüslerinden utandırılarak büyütüldüğü, küfürün dillere pelesenk olduğu bir toplumda tecavüz sizce garip mi?

Bence değil…

posted under Genel | No Comments »

Devletlendim!

Şubat10

Bu evlilik işi beni her geçen gün şaşırtmaya devam ediyor. Öncelikle, cool& relax biri olarak tanıdığım eşimin içinden babam çıktı:) Beyaz atlı prensim bir anda elinde köy yumurtası, doğal zeytinyağı vb. şeylerle eve gelen, marka ve kategori gözetmeksizin tüm deterjanların aynı işi yaptığını zanneden bir aile babasına döndü:)

Haa bunlar işin eğlenceli ve olumlu tarafları tabi ki… Bu müessesenin bir de resmi boyutu var! Biz imza atana kadar, mahallenin muhtarından doktoruna varıncaya kadar herkes imza attı bizden önce…

Evlendikten 2 gün sonra hasta olup hastaneye gittim. Kendi adımla başvuru yaptım, eşimin adıyla çağırıldım! Bismillah daha öz babam evlendiğime alışamadan devlet baba uygun gördüğü şekilde bizim evliliğimizi onaylamış. Bayana  kararı sorulup onayı alınmadan  direk eşinin adıyla çağırılmasına çok kızmıştım ki değişim sadece soyadımla sınırlı kalmadığını gördüm!! Kütüğüm de değişmiş pes yani… Evlendim diye DNA’mda değişmiş olabilir mi?

Ataerkil bir toplumda yaşıyoruz, aile olmanın gereği olarak aynı adı taşımayı kabul ediyorum (yine de bu değişimin fikrim alınarak, devlet dayatmasıyla değil de kendi rızamla olmasını isterdim) ama kütük neden değişir? Biri bana bunun nedenini anlatsın… Niye bayanın kimliğinde kendinin değil de eşinin kütük yeri yazıyor? Birçok bayanın kütüğü belki de hiç gitmediği, görmediği, insanlarını, adetlerini, geleneklerini bilmediği farklı şehirlerde gözüküyor… Evlilik aynı şehirler de doğmakla olmadığına göre herkes kendi kütüğünde kalsa olmuyor mu? Her şeyden önce bayan ayrı bir birey değil mi niye kimliği bu denli eşinin egemenliğine geçiyor?

Kimliğimi elime alınca bir tek kan grubumu kendime yakın buldum  tek o değişmemiş haa bir de T.C kimlik numaram. Hiç zahmet etmeyin biz iki numara kirletmeyelim, eşimle tek numara kullanırız demek istedim!!!

Belki sadece kağıt üzerinde aile bağını kurmak amacıyla yapılan masum bir değişiklik gibi görünüyor ama tabir-i caizse bir bayanın geçmişinin silinip,  tüm haklarının eşine devredilmesi gibi çirkin bir görüntü değil mi? Şahsen ben inanılmaz rahatsız oldum. Aile birliği açısından soyadının değişmesi ya da eklenmesini tabi ki destekliyorum ama kütük değişiminin mantığını anlayamadım.

Evlenince bayanın birey olarak hakları (kadın hakları) yerini aile kavramının önemi ve korunmasına bırakıyor.  Yani “kadın” (bireyselliği) gidiyor yerine “aile” geliyor. Öyle ki “Kadın ve Aileden sorumlu olan bakanlığın adı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” olarak değiştirildi.

Uzun “kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, çünkü o fıtrata terstir” deyince ülkemizde eşitlik kavramı sorgulanmaya başlandı.  Bu söylemden sonra kadın haklarına saldırı yavaş yavaş başladı. Önce kürtaj yasağı geldi. Doğum kontrolüne kısıtlamalar getirildi. Bu kısıtlamalara kitleler halinde tepki gösterilince kadına daha sinsi bir darbe ile vuruldu…

Kadına sunulan esnek çalışma saatleri, çocuk teşvik primi (çocuk sayısına göre artan) devlet altını ile resmen kadınların erkeğin egemen olduğu iş dünyasından uzaklaştırılmaları için tuzak kuruldu. Azaltılan çalışma saatleri ve çocuk primi ile kadınlar eve hapsedildi. Böylece tüm domestik işlerin kadına yıkılması, erkeğin evde baskın rol alması kaçınılmaz oldu.

Devlet bu denli kadının haklarını elinden alırken “kadına şiddet”, “kadın cinayetleri”, “ayrımcılık” gibi suçlardan şikayet ediyor erkekleri lanetliyoruz.  Oysa kadınları kimliksizleştiren tapu görünümlü kimlikler, kadınları sınırlayan evde oturmaya yönelten yaptırımlar, ataerkilliğin, devlet politika ve yasalarıyla iç içe girmesinin vahim sonucudur!!!

posted under Genel | No Comments »

Komşu komşunun külüne muhtaçtır!

Şubat6

Biz Türk toplumu olarak çok kibirliyizdir. Açlıktan ölsek, burnumuzdan kıl aldırmayız… Komşumuzun hiçbir şeyine muhtaç görünmek istemeyiz.

Fakat şu bir gerçek ki; atalarımız boşuna dememiş, komşu komşuya muhtaç olmasa bile en azından kendinde olmayan komşusunun sahip olduğu bir şeye özenir/heveslenir…

Tam da bu noktada, siyasi anlamda her ne kadar şahsına münhasır bir ülke olsak ta:) yine de göz hakkı, insan komşusunu kıskanıyor… Külüne olmasak ta başbakanına muhtacız sanki:):):)

Komşumuz radikal sol koalisyonundan! Bizim devlet babamız bize hiç radikal soldan başbakan almaz!!!

Hele çocukluğundan beri siyasetle uğraşan, bugün ki oluşumunun temelleri lise yıllarına dayanan, halkını/hakkını savunan, düşüncelerini çekinmeden dile getiren, halkının çıkarlarını düşünen, genç  birini asla!!!

Başta hükümet mağduru/uzunun kurbanları bizler olmak üzere Alexis Tsipras,tüm dünyanın beğenisini ve takdirini kazandı. Bu hayranlık Tsipras’ın kara kaşına kara gözüne değil heralde… Halkının yararına öngördüğü reformlar, yeni vergilendirme sisteminden politikacıların ücretlendirme konusundaki yapılandırmalara kadar vaat ettiği her konu başlığı ile unuttuğumuz demokratik&halkçı devlet anlayışını tüm Avrupa’ya anımsattı.

Bu hayranlıkla anladık ki CHE-PRAS hiçbir başbakan sen değil

Hiçbiri senin kadar halkına yoldaş değil…

posted under Genel | No Comments »

Takvim

Şubat 2015
P S Ç P C C P
« Oca   Mar »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net