Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Bir coolunu çok sevdim… O beni hiç sevmiyor.

Ocak29

Kalp ile göz nasıl ters orantılı çalışıyor bilmiyorum ama aşık olunca gözün görmediği bir gerçek. Aşk gerçekliğin bozulduğu bir duygu durumudur. Aşık olan kişiler, aşık olduğu kişiyi mükemmel görürler. Onu kendinden üstün görür, yüceltir ve kendine onun gözünden bakmaya başlar. Eğer bu niteliklere sahip biri onunlaysa, kendisi de değerli biri demektir. Ego mücadelesi yani!

Aslında durum düşünüldüğü gibi mükemmel değildir. Aşık olan taraf çift kişilik (çok) sevdiği için karşı taraf zahmet edip sevmiyor, yani umursamıyor, takmıyor, aldırış etmiyor…

 Moda adı cool olmak.

Peki…

Cool olmak nedir?

Cool olmak bir güç göstergesi midir?

Cool insanlar gerçekte daha mı mutlulardır?

Yoksa bir başkasını umursamamak, aslında var olan bir umursanma ihtiyacından mı kaynaklanır bilinmez!

Bu tip insanların ortak özellikleri; dertsiz tasasız görünmeleri,

Sahip oldukları şeyleri kaybetmekten korkmamaları,

Benclilin kralı,

Tutkudan yoksun,

Meraktan fakir,

Genelde dinleyen taraf olmayı tercih etmeleridir.

İç dünyalarında fırtınalar kopsa da “reset” tuşları çok iyi çalışır durumdadır.

Cazibelerinin kaynağı bu umursamazlıktır. Gizem ilgi çeker! Umursamayan kovalayan, umursanan ise kaçan olur.

Arızayla ne uğraşacaksın basıp gitsene… Yok; onu çözünceye, ona “seni istiyorum” dedirtinceye kadar uğraşacaksın ki egon rahat etsin.

Bu coolluğu sonlandıracak  şeyin “aşk” olduğunu düşünüyorum. Her cool “aşık olunca” kul olur.

Birde kaçanın, artık kendinin umursanmaz olduğunun farkına varması! Vazgeçilen olması…

Tecrübe kazandıkça insan “değiştiremeyeceğini” anladığı şeyleri daha az umursar oluyor. Yaşandıkça kazanılan tecrübe; yaşanılan ilişkilerin niceliğinin değil niteliğinin artmasıyla kazanılır.

Emin olduğum tek şey; takmaz görünen insanların aslında en çok “ilgiye” muhtaç olduklarıdır.

En az umursadıklarımız ise, gönüllerindeki kredimizin hiç bitmeyecek olduğunu sandıklarımızdır. Hayatta pek az insan bizi onlar kadar sever.Unutmamak gerekir ki  hiçbir ilişki karşılıklı beslenmediği sürece büyümez.

Umursamak, en içten, en samimi merak etmektir.

Değer verene değer verin.

Değer verdiğiniz herkes kendi kulvarında tek kişilik dev kadronuz olsun! (aile,arkadaş,dost,eş,sevgili…)

Ve mümkünse opsiyonel değil fabrika çıkışı olsun!

posted under Genel | No Comments »

Stratejik Tv

Ocak15

Sağlık sorunlarımdan dolayı zorunlu olarak evde geçirdiğim üç haftalık dönemde gözlemlediğim; Medyanın bir iletişim aracı olmaktan ziyade güçler arenası haline gelmiş olduğudur!

Üzerinde her türlü deneyin yapılabildiği, genetiğiyle istenildiği gibi oynanan, çoğunlukla hakkını arayamayacak kadar aciz, sadece arada bir, can taşıdığı hatırlanacak kadar önemsiz davranılan kobay faresinden hallice yaşayan bir toplum olmuşuz maalesef!!!

Okuma yazmayı ve sorgulamayı sevmeyen, gördüğüyle yetinen, gördüğüyle öğrendiğini sanan halkımız için diziler, biçilmiş kaftan. Evde olduğum süreçte dizilere bir göz attım. Hepsi birbirinin aynısı, başlıca konu; aşk savaşları. Herkesin zengin olduğu (yaşadığımız ülkede sanırsın hiç fakir insan yok) kimsenin çalışmadığı halde ferah içinde yaşadığı lüks hayatlar. Eğitim konusuna uzaktan- yakından değinilmeyen, entrika dolu saçma senaryolar… Eskiden zengin- fakire, fakir- zengine aşık olurdu. Şimdi reyting unsurları değişmiş. Şimdilerde; evin hanımı, eşinin evladı gibi güvendiği, yetiştirdiği şoförüyle aşk yaşıyor. Reytingler azıcık düştüğünde ver bir ayrılık, kaza, iki yoğun bakım sahnesi… Türk halkı olarak bayılıyoruz acıklı hikayelere. Hatta o diziler izlenildiği yerde kalmıyor, hayatımızın bir parçası olup iş yerinde ,eş/ dost sohbetlerinde tartışma konusu oluyor ( ülkenin başka sorunu yok ya dizi tartışırız)

Dizilere bakınca herkes zengin, herkes üst düzey yönetici… Oralara nasıl gelindi, o eğitim sürecine hiç değinilmez! Allah korusun toplum eğitime özendirilir! Diziler olmuş 200 dakika ( Televizyon başında geçirilen zamanda dünya ortalamasının çok üstündeyiz ülke olarak) 60 dakika olan blok derste sıkılan toplumuz biz… Ama 200 dakika televizyon karşısında mum gibi otururuz!

Dizilerle uyutulan/ uyuşturulan milletin, ne yiyeceğinden ne giyeceğine, nereye gideceğinden gelecekte hangi şarkıcıları dinleyeceğine, kiminle evleneceğine ve hatta evlerini nasıl temizleyeceğine kadar her şeyi televizyon söylüyor…YÖNLENDİRİLİYORUZ

Yani evlerimizde bir televizyon, biraz da oksijen olsun bize yeter!

Kıyafetine “bızımlesiiin” onayı,

Sanatçı olacaksan Acungiller onayı,

Evleneceğin kişiye Esra Erol onayı,

Evinin temizliğine jüri onayını aldın mı üzerinde yapılan deney başarıyla sonuçlanmış demektir!

Medya, bir iletişim aracı olmanın yanı sıra, bir eğitim aracıdır da aynı zamanda. Ne yazık ki günümüz Türkiye’sinde medya güçler arenası haline geldi. Siyasi stratejiler doğrultusunda görev yapan Türk medyası, halkın uyutulmasını sağlarken, halka istenen iletileri göndermekte, halkın yaşamını istediği doğrultuda yönlendirmektedir. Sanal reklam ve ürün yerleştirme ile insanların bilinçaltına kazıyor rüya hayatlar ve verilmek istenen alt mesajları. İzleyenler dizideki bir karakter ile empati kurup hayal aleminde yaşamaya başlıyor.

Kadınsan; güzel, seksi, fit ve bakımlı olman!

Erkeksen; zengin ve yakışıklı olman!

Ve gösterilen markaları kullanman mutlu bir hayat yaşaman için yeterli!!! Dizilerle gerçek değerlerden uzaklaştırılıp, ülkede/ dünyada ne olup bittiğinin farkında olmamak için uyutuluyoruz.

Sonuç şu ki; Medya bir iletişim ve eğitim aracıdır fakat toplumun sağlıklı ve bilinçli bir şekilde kalkınmasına katkı sağladığı takdirde…

Aksi takdirde… kölesi olmaya mahkum oluruz.

posted under Genel | No Comments »

Ocak2

30.000 Bakımı

Ben ailemin, hiç iyileşmeyen, sürekli değişik hastalıkları olan, sakındıkları gözüne çöp batıran, tıp sektörüne adını duyurmuş biricik kızlarıyım. Bahtsızlığımdan mütevellit ne zaman bir şeye özensem bozulur, büyük konuşsam anında başıma gelir.

Bu yıl Aralık ayından beklentiler çok büyüktü. Beklendiği gibi de oldu maşallah… 1. Evlilik yıldönümümüz ve benim 30. Yaş günüm vardı Aralık ayında.

Geçen yıl ailelerin arz ve taleplerine göre evlenen, bu yıl kendi hayal ettiğimiz kutlamayı gerçekleştirmek isteyen biz için; hayaller Prag, hayatlar Medikal Park oldu:)

1 aydır organize etmeye çalıştığım 30. Doğum günüm, hemoglobin ihtiyacı yüzünden kırmızı lahana ve pancar suyuyla çılgınca kutlandı.

Şakası bir yana bu hastalık süreci bana çok şey kattı! Hayata bakışım değişti. Aslında olması gereken oldu. Çok klişe olacak ama; sağlığımızın gerçekten kıymetini bilmiyoruz. Dünyevi hırslara kapılıp sahip olduğumuz birçok şeyin değerini göremiyoruz. Sürekli gelecek için çabalıyoruz, yaşadığımız anın/ tadın farkına varmıyoruz çoğu zaman…

Boyun ve sırt ağrısı şikayetiyle gittiğim hastanede 1 ve akabindeki 3 haftadır evde hala yatmaktayım.

Hastane insana farkındalık kazandırıyormuş! Bana öyle oldu en azından!

Sağlıkla uyuyup, uyanmaya şükretmem gerektiğini öğrendim.

Her ne kadar yoğunluktan şikayet etsek de, sağlıklı olup işe gidebilmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu öğrendim.

Yan odamdaki hasta ağırlaşıp maalesef ki hayatını kaybedince, tedavisi olan bir hastalık için orada olduğuma şükretmeyi öğrendim.

Sabırlı olmam gerektiğini öğrendim; ağrılardan en ufak ses ve ışığa tahammül edemediğim bir anda hasta bakıcının yüksek sesle çalan telefonuyla bağıra bağıra konuşmasına tam kızacak iken, o anda babasının yukarıda ameliyatta olduğunu, uzaktaki ailesine babası hakkında bilgi verdiğini duydum. Sonraki sohbetimizde; babasının yanında olabilmek için iki gündür sabah-akşam çift vardiya çalıştığını öğrendim.

Hırs yaptığımız saçma sapan şeyleri dilemeden önce sağlık dilemeyi öğrendim!

Yeni yıl, yeni umutlar… herkesin dilekleri, beklentisi farklı…

Yeni yıl herkese sağlık ve barış getirsin diğerleri ardından gelir…

posted under Genel | No Comments »

Takvim

Ocak 2016
P S Ç P C C P
« Kas   Şub »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net