Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

UMUTluyum

Şubat28

İlk kez bir yazımı yazmadan önce başlığını koydum.  Gerçekten artık umutluyum!

Uzun zamandır üstümüze çöken kara bulutlar az da olsa aralanmaya başladı son günlerde. Ülkece çok kötü bir dönem yaşıyoruz ( gerçi kime göre kötü orası da tartışılır, bazılarının düzeni istediği gibi işliyor)

Her türlü iyi özelliğimizin yerini kötü davranışlara bıraktığı, dürüstlüğün yerini yalancılığın, kibarlığın yerini barbarlığın, çalışkanlığın yerini tembelliğin, iyi niyetin yerini art niyetin aldığı garip bir dönemdeyiz.

Çünkü; iktidar alanları genişledi.

Haliyle toplumunda değer yargıları o yönde şekil değiştirmeye başladı. Kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmaz hesabı.

Son bir haftada ilk kez yüzümüzü güldüren bir şey oldu.

Adalet varlığını hissettirdi.

AYM’nin sesi yükseldi.

Hakkımızı savunurken tek yürek olabildiğimizi ve tek yürek olunca ne kadar güçlü, ne kadar kalabalık olduğumuzu gördük bir kez daha!

Beni esas umutlandıran olay ise, pırıl pırıl, farkındalığı yüksek bir neslin yetiştiğine şahit olmam oldu!

Geçen gün dersimde drama etkinliği yaparken, (diyalog ta yazan bir telefon numarası vardı) İlkokul çağındaki öğrencim  önce bu numaranın kime ait olduğunu bilip bilmediğimi sordu: -“bilmiyorum” diye cevap verince;

“kitapta yazılı olduğuna göre belki Cumhurbaşkanı’ın numarasıdır, arayıp ülkemizi çok kötü yönetiyorsun diyelim öğretmenim” dedi.

Duygu ve düşüncelerini naifçe dile getirebilen bir nesil yetiştiğini gördüğüm için nasıl mutlu oldum umutlandım anlatamam.

Şahit olduğum bir başka örnek ise yine aynı yaşlarda bir arkadaşımın oğlu; seçim sonrası birkaç arkadaş  kritik yaptığımız bir sohbette annesine “ Anne laikliğimizi tehdit eden bir gruba neden oy veriyorlar? Onlar laik yaşamak istemiyor mu?  Diye sorguladı…

Yeni neslin yetişmesine bizzat şahit olan biri olarak bunları görüpte umutlanmamak mümkün mü?

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “ Yeni nesil sizlerin ( bizlerin) eseri olacak”

Masal dünyasında değil gerçek dünyada yaşayan, masal kahramanlarını değil gerçek kahramanları örnek alan çocuklar yetiştirelim.

Okuyalım, okutalım.

Araştıran, soran, sorgulayan, farkındalık sahibi bireyler yetiştirelim.

posted under Genel | No Comments »

Fark

Şubat14

Atatürk’ün Kadınlara verdiği haklar;

Kadın Hakları

1924 – Eğitim Öğretim Hakkı

1925 – Kılık Kıyafet Kanunu

1926 – Medeni Kanun ile kazanılan Haklar

1930 – Seçme Hakkı

1933 – Muhtar Seçilme Hakkı

1934 – Seçme ve Seçilme Hakkı

2010-2016 yılları arasında ise, Türk kadının hakları yavaş yavaş elinden alınmaya başlandı.

Önce kürtaj yasağı geldi. Doğum kontrolüne kısıtlamalar getirildi. Kadın, kendi bedenini kendi yönetemez oldu!

Kadına vurulan en sinsi darbe ise, kadına sunulan esnek çalışma saatleri ve çocuk sayısına göre artan çocuk teşvik primi oldu. Esneklik adı altında azaltılan çalışma saatleri ve çocuk primi ile kadınlar iş dünyasındaki yerlerini erkeklere bırakmaya başladı. Bu nedenle iş dünyasında erkek egemenliği oluşmaya başladı. Domestik dünyalarına hapsedildi kadınlar!

Kadının bireyselliğini yok etmeyi o denli kafalarına koydular ki; “Kadın ve Aileden Sorumlu” olan bakanlığın adı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” olarak değiştirildi.

Tecavüz sırasında kadın bağırmadıysa, razı olduğu iddia edilip tecavüzcüsüne indirim olanağı sağlandı.

Kırmızı ruj başta olmak üzere kadının giydiği kılık kıyafete yasaklar getirildi.

Kadının güvenliği açısından, hava karardıktan sonra evlerinden çıkmamaları söylendi.

Son zamanlarda gün geçtikçe artan tecavüz olaylarına bahaneler bulunup mağdur kadın suçlu ilan edilmeye başlandı!

Ama gece sokaktaydı …

Ama mini elbise/ etek giymişti …

Ama sarhoştu …

Ama yalnızdı …

Ama saat çok geçti …

Ama bağırmamıştı …

Ama ideoloji bu oldu!!!

Suçluların cezalandırılmadığı bunun yerine mağdurların kısıtlandığı, hatta kısıtlamalara uymazsa, mağdurların suçlu bulunduğu bir ülke haline geldik.

Son günlerdeki yeni kısıtlama “Pembe Taksi”  İyi bir şeymiş gibi bunu birde bir bayan tanıtıyor ya inanamıyorum….Bir kadın, bir bayan nasıl böyle bir ayrımcılığa alet olur? Bu saçma uygulamaya nasıl destek verir aklım almıyor.

Katili, tecavüzcüyü cezalandıracağına kadına kısıtlama getirmek nasıl bir yönetim bilincidir anlayamıyorum.

Pembe taksiyle kadının ötekileştirildiği yetmiyormuş gibi bir de saat kısıtlaması yapılmış! 08.00-20.00 arası çalışacakmış sadece.

Yani, saat 20.00’den sonra kadının sokağa çıkmaması gerektiği mesajını veriyor alttan.

Pembe taksiye binmeyen, 20.00’den sonra sokakta olup tecavüze uğrayan mağdurun vay haline… Teşvik ettiği için tecavüzcüsünden özür dilemek zorunda bile kalabilir.

1900’lü yıllar ve 2000’li yıllar arasında farkı okudunuz…

Yorum sizin…

posted under Genel | No Comments »

Ah bu şarkıların gözü kör olsun…

Şubat4

 

Öyle dudak büküp hor gözle bakma
Bırak küçük dağlar yerinde dursun
Çoktan unuturdum ben seni çoktan
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Güzelsen güzelsin yok mu benzerin
Goncadır ilk hali bütün güllerin

Aklımda kalmazdı yüzün,ellerin
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Bir gülüşün var ki kaş çatar gibi
En sıcak sözlerin azarlar gibi
Hiç bağlanır mıydım çocuklar gibi
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Sonunda tuz bastın gönül yarama
Nice dağlar koydun nice arama
Seni terkedip de gitmek var ama
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

2 yıl önce Şubat ayında, tam da bugün; ruhuma, kalbime dokundu bu şarkı…

Çok sevdiğim iki dostumun en güzel kutlamasında yüreğime dokundu bu sözler. O gün bu gün her dinlediğimde önce, o akşam bana bu şarkıyı keşfettiren udinin kadife sesi, sonra Zeki Müren’in eşsiz sesi çınlar kulaklarımda…Belki sohbetin güzelliğinden, belki alkolün etkisinden, belki udinin sesinin ahenginden, belki de kederden…daha öncesinde defalarca kez dinlemiş olmama rağmen, o gece ilk kez ruhumun derinliklerine dokundu bu şarkı. Daha önce bu kadar yoğun dinlemediğim için utandım kendimden, Türk Sanat Müziği cahilisin dedim kendime. Ve kederle duyguyu bu kadar kusursuz ve yoğun buluşturabilen şarkıyı kim ve nasıl kaleme aldı merak ettim ve başladım araştırmaya;

 

Güftesi: şiir olarak şair Şahin Çandar tarafından yazılmış, Avni Anıl tarafından bestelenmiş ve ilk kez Zeki Müren tarafından seslendirilmiş.

“Ah bu şarkıların gözü kör olsun”

“Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbulu’un”

“Mihrabım diyerek sana yüz vurdum”

Yaralanmış ruhları zarifçe sızlatan şarkılar kısaca!!!

Aşk ve aşk acısının bestecisi Avni Anıl tıpkı Jacques Lacan ve Freud gibi aşkın nedenini, gereğini ve içinde barındırdığı çatışmayı ele alıyor adeta. Aşkın acı tatlı tüm tatlarını bırakıyor yüreklere. Şarkıların “güftesi” ve “bestesi           birleşince ortaya bir “aşk analizi” çıkıyor resmen.

“Ah bu şarkıların gözü kör olsun” şarkısını araştırdıkça 1988 yılında kaleme alınan güftenin aslında bir şiir olarak şair Şahin Çandar tarafından eşi Ayten hanımla bir tartışma sonrası Ayten hanıma itafen yazıldığını öğrendim.

şiir, ruhuma candır
1989 yılındaydık ve eşim Ayten Hanımla, bir konuda tartışmış ve çok üzülmüştüm. Kendi kendime düşünüyor, eşim Ayten’in hareketlerini izliyordum. Kırılan gönüller daha bir hasas oluyordu ve eşimin tüm mimiklerini; yaptığı “gayr-i ihtiyarı” hareketlerini bile O’na fark ettirmeden takip ediyordum. İçim sıkılıyor, gönlüm daralıyordu. Fakat karımın suratının şekline, şemaline bakmaktan da kendimi alamıyordum. Şiir, yüreğimdeki ezgileri yazmıştı ve kalemle kağıt; beni, şiirimle buluşturuyordu. Ve şiir, ruhuma candı benim.

kafiyeler konuşmaya başlamıştı:
Çoktan unuturdum, ben seni çoktan
Ah bu şarkıların, gözü kör olsun
6+5 ölçülerindeki dizelerim şekillenmeye başlamıştı.
Eşim Aytenle yaşadığımız onca yıllık hayatın anıları gözümün önünden birer film şeridi gibi geçiyor, birlikte dinleyip keyif aldığımız, tadına vardığımız duygusal şarkıları mırıldanıyordum. Ve karım Aytenle duygu buluşmasını yakaladığım o şarkıların, sevgimizin harcını kardığını ve bizi birbirimize daha bir yakınlaştırdığını fark etmiştim. Ve karı-koca her ikimiz de her küsüşmemizde o şarkılarla bir araya geldiğimizi fark etmiş, şarkılarla sevgimizi, hüznümüzü ve küskünlüğümüzü açıkça ortaya döktüğümüzü kırk-beş yıllık evliliğimiz boyunca öğrenmiştik. Ve ben, o gün ki üzüntümle, duygularımla özdeşleşen güftemi yazıyor, dörtlüklerimi şiirin liriziminde kendimi ifade ediyor, karımın bana çizdiği portrenin başka bir portresi ile O’na sesleniyordum.

Güftem oluşmuş, şarkısını sunuyordu:

Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun

Öyle dudak büküp, hor gözle bakma
Bırak küçük dağlar yerinde dursun
Çoktan unuturdum ben seni çoktan
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Güzelsin, güzelsin yok mu benzerin
Goncadır ilk hali bütün güllerin
Aklımda kalmazdı yüzün ellerin
Ah Bu şarkıların gözü kör olsun

Bir gülüşün var ki kaş çatar gibi
En sıcak sözlerin azarlar gibi
Hiç bağlanırmıydım çocuklar gibi
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Sonunda tuz bastın gönül yarama
Nice dağlar koydun nice arama
Seni terk edip de gitmek var ama
Ah bu şarkıların gözü kör olsun (2001, Yeni Asır)

Ruhuma dokunan tüm şarkıları tekrar dinleyerek bestecilerini ve ilham kaynakları olan hikayelerini öğrenmeye karar verdim.

Bu sözleri yazanların kalemine ve yüreklerine, dinleyenlerin kulaklarına, dinletenlerin duygularına sağlık…

 

posted under Genel | No Comments »

Takvim

Şubat 2016
P S Ç P C C P
« Oca   Mar »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
29  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net