Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Bayram Günü

Nisan23

Hayatta ne yapıyorsak mutlu olmak, kendimizi daha iyi hissetmek için yapıyoruz. Bunun için çalışıyor, okuyor, öğreniyor, pişiriyor, yiyor,uyuyor, sohbet ediyor,spor yapıyor,oynuyor, seyahat ediyor ve araştırıyoruz. Yaptığımız her şey kendimize yatırım. Hayatımızı daha mutlu, sağlıklı, huzurlu kılmak için çabalıyoruz. Hepimizin amacı aynı olduğu için geçen günkü “Mutlu yaşa,İyi Hisset” adlı yazım baya ilgi gördü. Çok güzel yorumlar , paylaşımlar ve tavsiyeler aldım sizlerden:) Bu güzel güneşli bayram gününde, mutluluğun kendi içimizde, kendi istek ve gücümüzde var olduğunu vurgulayan;

“İyi Hisset, Mutlu Yaşa” sayfasını incelemek isteyenler için https://www.facebook.com/iyihissetmutluyasa/

Her gününüz bu değerli bayram günü kadar güzel olsun.

Atamızın izinde daha nice bayramlara…

 

 

 

posted under Genel | No Comments »

Mutlu yaşa, İyi hisset

Nisan20

Herkese göre mutlu olmanın, iyi hissetmenin tanımı farklıdır eminim. Hatta yaşamımız süresince  edindiğimiz deneyimlerden olmalı, hayatımızın farklı dönemlerinde bize kendimizi iyi hissettiren, bizi mutlu eden etkenler değişim gösteriyor.

Son 1 yıldır içinde çok fazla sağlık sorunları yaşadım art arda. Bugün beni mutlu eden şeylere şükretmek daha önce aklıma hiç gelmemişti! Tam bu farkındalığa eriştiğim dönemde çok eski bir dostuma ait olan bir sayfayla karşılaştım.

“iyi hisset, mutlu yaşa”

Sayfanın ana fikri;

Mutluluğun kendi içimizde, kendi enerjimizde olduğu,

Başarının kendi kararlılığımızda gizli olduğu,

İstediğimiz her şeyi elde etme azminin kendi potansiyelimizde var olduğunu vurguluyor.

Mutlu olmak ve kendimi iyi hissetme kriterlerimin tamamıyla değiştiği bu günlerde bu sayfa bana kendi motivasyonlarımı sorgulattı.

Beni yakından tanıyanlar bilir sağlık sorunlarım nedeniyle bir süredir fotosentezle besleniyordum resmen:) Her cumartesi rutin bir şekilde bir dizi tahlil yaptırıp kontrol altında yaşıyordum. Yani hayatım doktor ağzına bakarak geçiyordu…

Yeni beslenme ve yaşama düzenim kağıt üzerinde çok sağlıklı görünse de psikolojik açıdan beni rahatsız etmeye başladı bir süre sonra. Onu yiyemem, bunu içemem derken sosyal hayattan koptuğumu fark ettim. Önce dışarı çıkmayı bıraktım; dışarda hiçbir şey yiyip içemediğim için. Kendime özel beslenme düzenine iyice kaptırdığım için bir süre sonra ev görüşmelerini de azaltmaya başladım. Hayatım, kendimi yeni sisteme adapte etmek ve daha iyi neler yapabilirim diye araştırmakla geçiyordu…

Taa ki benzer sorunlardan tekrar yatıncaya kadar…

O zaman anladım ki, bir şey için ne kadar çok endişelenirsen korkuların gerçek oluyor. Sakınan göze çöp batıyormuş gerçekten!

Bu süreçte etrafımdaki herkesin bana daha fazla şefkat gösterip yardım etmeye çalışması, beni benden çok düşünüp sakınmaları ruhen beni daha çok üzmeye başlamıştı ki içinde bulunduğum durumdan sıyrılıp eski düzenime dönme kararı aldım:)

Saçıma fön çektirip giyinip evden çıkmak içtiğim tüm ilaçlardan daha iyi geldi!

Sevdiklerimle keyifle yediğim sağlıksız yemekler, yediğim sağlıklı yemeklerden çok daha yararlı oldu!

Öğrencilerimin hayatına dokunup gözlerindeki ışığı görmek yatarak geçirdiğim günlerden daha çok dinlendirdi!

Kısıtlanmadan yaşadığım her an; iliklerime kadar özgürlük, sınırsız enerji ve güç verdi!

 İstediğin an, istediğin şeyleri yapabilmek en büyük mutlulukmuş! İstediğini yapabilmekmiş insana kendini iyi hissettiren…

 Hayatın gailesine kapılıp sahip olduğumuz değerlerin farkına varamıyoruz maalesef. Biraz mola verip karşıdan bakınca anlıyoruz şükretmeyi dualarımızdan eksik etmememiz gerektiğini…

Mutluluk, huzur, sağlık, başarı, güç her şey yapabildiklerimiz de saklı…

posted under Genel | No Comments »

Teşhir Çağı

Nisan11

Yirmi yüzyıllık zaman diliminde, denk geldiğimiz dönem birçok açıdan pekte iç açıcı bir dönem gibi gözükmüyor.

Hayat şartları değişti… Düzen değişti…

Eskiden hayat; doğup büyüyüp evlenip çoğalıp ölmekten ibaretti. Şimdi ekstralar çoğaldıkça çoğaldı.

Artık;

En başarılı şekilde en iyi okullarda okuyacaksın

Kariyer yapacaksın

Kariyerinin yanında, seni betimleyecek hobilerin olacak

Kadın/ erkek mutlaka spor yapacaksın. Her daim fit ve bakımlı olacaksın

Teknoloji ile genel kültür seviyeni eşit oranda dengeleyeceksin

Entelektüel seviyeni yükseltirken, popüler kültüre de hakim olacaksın

Haa tüm bunları yaparken sosyal hayatını da ihmal etmeyeceksin!!!

Bunların birçoğunu yapmak zorundasın. Çünkü devir teşhir devri.

Teşhir çağında yaşıyoruz!

Hayatlarımız sosyal medyada atıyor.

Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla hayatlarımız birbirine ne kadar çok benzedi farkında mısınız?

Herkes en güzel/ yakışıklı sevgiliyi buluyor.

En popüler yerlerde geziliyor/ yeniliyor/ yüzülüyor.

Rüya düğün yapılıyor.

Hamile kalıp; gender party, baby shower organizasyonları yapılıyor.

Doğum için hastane süsleniyor.

Her doğum günü ayrı konseptle kutlanıyor.

Her hali sosyal medyada paylaşılırken çocuk büyüyor; en iyi okullara gönderiliyor.

Hafta sonları gidilmesi gereken tüm kurslara itinayla gönderiliyor.

Herkes hemen hemen aynı sporları yapıyor.

Aynı telefonlar kullanılıp, benzer evlerde yaşanıyor.

Bu arada moda ne emrettiyse kıyafetler, saçlar, aksesuarlar, imajlar ona uygun olarak değişiyor.

Mağazaların bile tarzı kalmadı; her mağazada benzer kıyafetler görüyoruz.

Kısacası sarmal bir düzen içindeyiz. Tükettikçe çalışıyoruz, çalıştıkça tüketiyoruz. Ne için bu kadar çok çalışıyoruz? Hiçbirinden eksik kalmamak için. Sosyal medyada daha fazla “like” almak için var gücümüzle çalışıyoruz.

Hayat kendimize bunları sağlamaktan ibaret gibi!

Hepimiz yoğun çalışıyoruz ama nedeni sorgulamak/ niye demek/ düzeni sorgulamak hiçbirimizin aklına gelmiyor.

Birde reklamlar var bizi gaza getiren, her birimize en iyisine layıksın diyen!

Çalıştıkça, tükettikçe değerli hissediyoruz kendimizi, mutlu oluyoruz.

Oysa her geçen an hayatımızdan çalıyor… Sürekli bir telaş içindeyiz, yetişme çabasındayız.

Yaşadığımız anın tadını çıkaralım, zevk aldığımız, mutlu olduğumuz istediğimiz şekilde yaşayalım.

posted under Genel | No Comments »

Teselli Edilmez, Olunur

Nisan8

 

Beni tanıyanlar bilir konuşmayı çok severim, çokta konuşurum. Hayatta beceremediğim tek konuşma türü teselli konuşmalarıdır. Dünyanın en anlamsız konuşma türü olan bu teselli konuşmaları, felaket olaylarında gelenek haline gelmiş bir davranış biçimidir. Bu davranış biçimi için dilimizde bir düzine sözcük öbekleri vardır. İçlerinden duruma uygun olanlarını seçer kullanırız gerektiğinde…

“Geçmiş olsun, Allah bir daha göstermesin, Her şerde bir hayır vardır, Seni anlıyorum, Acını paylaşıyorum ….

Kısacası söyleneni değil, söyleyeni rahatlatan cümlelerdir. Teselli olunacak bünyeye pek tesir etmezler!

Söylenenin kulakları dış dünyaya kapalıdır. Kendi iç sesini dinler sadece…

Ben kimseyi teselli edemem, teselli gereken yerde konuşamam, cümleler boğazıma takılır, kekelerim.

Bilirim dediklerimin karşımdaki için hiçbir anlamı olmayacağını…

Bilirim bir acı varsa yaşanmadan geçmeyeceğini…

Ben geçmiş olsun dediğimde geçmeyeceğini…

Hayırlısı dediğimde, canın yananın şerdeki hayrı göremeyeceğini…

Acı sonuna kadar tüketilmeden tesiri olmayan ilaç gibidir! Acımadan, yaşamadan, ağlamadan, kabuk bağlamadan iyileşmez…

 

posted under Genel | No Comments »

Az Alo’lu Yaşam Hattı

Nisan2

 

Geçen haftadan beri telefonum kapalı. İş yerindeki yazışmaları takip etmek için mesai saatleri içinde, arada, sadece wi-fi’yi açarak kullanıyorum telefonumu son günlerde.

Bu süreçte;

Daha çok okuduğumu fark ettim.

Online programlar sayesinde yeni bir yabancı dil öğrenmeye çalışıyorum. Bir haftada baya iyi ilerlediğimi düşünüyorum:)

Eşimin işi nedeniyle adlarına aşina olduğum fakat kendilerini hiç bilmediğim, ayırt edemediğim ağaçlar hakkında araştırmaya bilgi edinmeye başladım.

Gün içinde annemle bir kere konuşmakla on kez konuşmanın arasında bir fark olmadığını gördüm:)

Eşime söylemem gereken şeyleri gün içinde elli kez aramak yerine, sabah evden çıkmadan söylenebildiğini gördüm.

Sosyal medyaya bakma sayımın çok azaldığını, evdeki gazete sayısının arttığını fark ettim.

Yarım kalan goblen işlememin de bitmesi bonusu oldu:)

Tam olarak telefonsuz yaşam denemese de az telefonlu yaşamı tek ben mi sevdim diye düşünürken okuduğumun bir kitapta tesadüfen (phone stack) telefon yığını denilen bir uygulamanın varlığıyla karşılaştım. Yemeğe gelen herkes telefonunu masanın ortasına koyuyormuş, yemek bitene kadar dayanamayıp ilk telefonuna uzanan hesabı ödüyormuş.

Bu uygulama evlerde, aile içinde de baya yaygınmış. Davetiyelerde telefon getirilmemesi rica edilen davetler varmış. Ve hatta “New York’lu  ünlü bir parti planlayıcısı, davetlerde telefon ve sosyal medyayı etkisiz hale getiren bir teknoloji geliştirdiğini idda ediyormuş.

Görünen o ki teknolojisiz, sakin hayatı bir çoğumuz çok özlemiş!

Bu kadar bağımlı olmuşken telefonsuz yaşamak olmaz ama daha az telefon kullanarak hayatımızın daha huzurlu ve kaliteli olacağı aşikar.

Telefonla geç tanışmış bir jenerasyonuz biz, telefonsuz yaşam tecrübemiz var:)

Sabit telefonla arkadaşlarla buluşmuşluğumuz var…

Whatsapp grupları yerine birebir sohbetlere daha fazla zaman ayırmışlığımız var…

Smileyler yerine sevinç ve üzüntülerimizi daha samimi paylaşmışlığımız var…

Çat kapı gidip/ gelinebilen arkadaşlıklarımız var(d)ı.

Sokakta karşılaştığımız zaman bir çay/kahve içmeye vakit ayırmışlığımız vardı…

Cep telefonu numaralarımız yerine ev adreslerimizi verirdik “aaa yakınmışız görüşelim diye”…

Nostalji iyidir…

 

 

 

 

posted under Genel | No Comments »

Takvim

Nisan 2016
P S Ç P C C P
« Mar   Haz »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net