Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Kıssadan Hisse

Haziran28

Buda’nın bir incir ağacı altında aydınlandığı söyleniyor. Bizimde doğayı biraz daha yakından gözlemlememiz gerekiyor bence.  Öyle ki doğadan öğreneceğimiz çok şey, çıkaracağımız çok ders var!!!

Ağaçlar, bitkiler, çiçekler, hayvanlar tıpkı insanlar gibi hayata tutunabilmek için yaşam mücadelesi veriyor. Her canlı çevresiyle iletişim halinde olup, kendisini şartlara göre şekillendiriyor.

İletişim; canlılığın devamı için olmazsa olmaz! Her canlı, türünün devamı için çevresiyle iletişim halinde olmak zorunda.

Mesela ağaçlar;

Ağaçlar etrafındaki her şeyle iletişim içindedir.

Güneşle, rüzgarla, toprakla, iklimle, kökleriyle, börtü böcekle, kuşlarla, hayvanlarla, ağaçlarla… Kısacası etrafını çevreleyen her canlı ile iletişim içindedir. Birbirlerinin desteğine ihtiyaçları vardır.

Kökleriyle yer çekimine esir olurken, gövdesiyle yer çekimine kafa tutarak uzayan ağaçlar, güneşi daha iyi alabilmek için birbirleriyle yarışır. Her ağaç gövdesiyle tüm dallarını, meyvelerini, yapraklarını, çiçeklerini kucaklar. Her bir dalı, meyvesi, çiçeği, yaprağı güneşten faydalansın diye.

Tıpkı hiçbir evladını ayıramayan anne yüreği gibi…

Ağaç; rüzgar sert vurduğunda rüzgara dayanamayacağını anladığı zaman rüzgara karşı direncini arttırmak için köklerini toprak üstüne çıkarıp yana doğru ilerlemeye başlar!

Ağaçlar yine kendi menfaatleri için, kendi soylarının devamı için kendi türlerinin değil apayrı türlerin yanında kök salar. Kendi türünden bir ağaç hastalanınca kendisine bulaşacağını bildiğinden farklı bir yerde kök salarak kendini korur.

Eee ne demişler;

Kendinden başkasını ötekileştirmeyen, hiç hasta olmaz”

Tüm çiçekli bitkiler susuz kaldığında, yaşamının tehlikeye girdiğini anladığı an, mümkün olan en çok çiçeğini açar güzel görünmek için.

Çiçeksiz bitkiler ise, susuz kaldığı zaman tohuma kaçıp ölmeden tüm tohumlarını etrafa saçar türü devam edebilsin diye.

Tıpkı insanlar gibi, hiçbir ağaç birbirine benzemez…

Mangrov ağacının kökü suda yaşarken, sekoya ağacı ihtiyacı olan suyu sisten alır.

Gülle ağacının meyveleri gövdesinden çıkarken; incir ağacının meyve verebilmesi için erkek incirden  döllemesi için dişi incire polen taşıyan incir sineğine (incir arısına) ihtiyacı vardır.

Tik ağacı çok yavaş büyürken, Paulownia ağacı ise hızla büyür.

Birbirini kucaklamak/sevmek, farklarını kabul etmekle başlar.

 Görünen o ki canlı yaşamı her türde aynı! Doğa bizim büyüğümüz, bizden önce de vardı bizden sonra da olacak. Doğadan öğrenecek çok şeyimiz var…

Bu yazıyı yazarken ağaçlar ve bitkiler konusunda bana bilgi veren eşim Kerim Boyar’a sonsuz teşekkürler.

posted under Genel | No Comments »

Kadının Soyadı Çilesi

Haziran20

Rahmetli Duygu Asena “Kadının Adı Yok” derken az söylemiş. Ülkemizde kadının ne adı, ne hakkı ne de soyadı var maalesef…

Evlilik nedeniyle soyadımın kendi rızam olmadan değişmesini hala benimseyemedim. Eşimin soyadını asla taşımam demiyorum fakat bu seçim bana bırakılmalıydı, böyle dayatılmamalıydı.

Eşimin soyadını taşıyan kimliğimi direk veren Nüfus Müdürlüğü, kendi soyadımı kullanmak istiyorum diye talepte bulunduğumda “kadının kocasının soyadını taşıması gerektiğini, aile birliğinin kocanın soyadından devam ettiğini, aksinin kamu düzenini bozacağını” söyledi. Bu talebimi ancak mahkeme kararıyla gerçekleştirebilirmişim. Emsal teşkil etmeyen bir dava olduğundan maddi, manevi zahmetli ve uzun bir süreç olacağı, kendi soyadımı almak için eşimin rıza ve onayının gerektiği söylendi. İronik değil mi…

Yargıtay bu kararıyla, evli kadının soyadı konusundaki kararı erkek eşin iznine bırakarak cinsiyet ayrımcılığını sürdürme konusundaki ısrarını ortaya koyuyor. Erkek izin vermezse kadın kendi soyadını kullanamayacak mı? Pardon da kadının kendi soyadını kullanmasının erkeğe ne zararı var?

Türkiye’de erkek yaşamı boyunca birçok evlilik yapsa da kendi soyunun adını kesintisiz olarak taşıyabilirken, kadınlar her evlilikte kendi soy bağlarından koparılarak erkeğin bağlarına iliştiriliyor. Boşanırsa tabir-i caizse eski soyuna iade ediliyor.

Son zamanlarda kendi soyadını alma konusunu baya araştırdım. Kadınların uzun uğraşlar sonucu kendi soyadını almayı başardığı iki emsal dava inceledim. Erkek eşin onayına rağmen hakimin “187. Madde hala yürürlükteyken bu karar hiç içime sinmiyor” eleştirisine maruz kalınmış birinde!

Bu konu ile ilgili edindiğim başka bir bilgi ise; tartışma yaratan TBMM “Boşanma Komisyonu” raporunda “Ortak soyadı seçilmesi için yasal düzenleme yapılsın” önerisi.

Velev ki bu düzenleme yapıldı… “Erkek gibi kız’ın övgü, “Kız gibi olma”nın küfür sayıldığı Türkiye’de kaç erkek kadının soyadını almayı kabul eder? Komisyon kadınlara müthiş bir hak tanınıyor gibi göstererek müthiş bir kurnazlığa imza atmış, yıllardır süren mücadeleyi bir çırpıda silip kadınların fiilen koca soyadlarını kullanmaya devam etmeleri için kanun çıkarmasını önermiş.

Halbuki çözüm çok basit. Evli kadının soyadı konusundaki medeni yasa maddesi yasal olarak yok hükmünde. Kadın isterse, herhangi bir davaya gerek kalmaksızın, kendi soyadını taşıyabilir. Hiçbir yasal düzenlemeye gerek yok. Nüfus müdürlüğüne gönderilecek bir genelge ile bu sorun kolayca çözülebilir.

Tabi istenirse…

Aile olmak, aile bağı kurmak aile reisinin adını taşımakla olmuyor! Aile reisinin adını taşımak, erkeğin üstün olduğu zihniyetinin sürdürülmesinden başka bir şey değildir.

Aile; aynı çatı altında, aile üyelerinin birey olabildiği, kendilerini rahatça ifade edebildikleri, temelini saygı sevgi ve güvenin oluşturduğu toplumun en küçük birimidir.

 

 

 

posted under Genel | No Comments »

Kadın kadındır, Tamdır!

Haziran7

Bu yazıyı cumartesi günü farklı giriş ve sonuç paragrafları ile yazmıştım fakat gündem yine kadın olunca değinmeden edemedim.

Geçenlerde, ülkemizde Sumru Yavrucuk’un muhteşem performansıyla hayat verdiği” Shirley” adlı oyunu izledim. Tiyatrodan sinemaya aktarılan çarpıcı metinlerden biri olan “Shirley” kocasıyla ve çevresiyle yabancılaşmış bir kadının yalnızlığını anlatıyor.

1986 yılında İngiliz yazar Willy Russel tarafından kaleme alınan oyun ulaştığı evrensellik sayesinde sinema yönetmenlerinin ilgisini çekmiş, sahnedeki başarısını beyaz perdeye taşımayı başarmıştır.

Oyunun konusu; 40 yaşlarında kendi dünyasında hapsolan Shirley Valentine, kocasından ve çevresinden ilgi görmeyen, hayatı yemek yapmaktan, ev temizlemekten ibaret olan bir kadındır. Hatta kadından ziyade robot dense yeridir; çünkü Shirley Valentine için hayat belli noktalarda tıkanmış. Yaptıkları belli noktalardan ileri gidememektedir (sürekli aynı yemekleri yapmak, aynı tarz giyinmek, aynı düzende yaşamak…) Shirley yalnızlığını mutfağının duvarlarıyla sohbet ederek aşmaya çalışır. Karşısında kocasını ve çocuklarını hayal ederek onlara söylemek isteyip de söyleyemediklerini kusar. Hayalleriyle gerçekler arasında sıkışıp kalan Shirley, bir arkadaşının hediye ettiği biletler sayesinde ülkesi dışına çıkarak tatil yapma hayalini gerçekleştirir. Bu göründüğü gibi basit bir tatil planı değil! kendini gerçekleştirme, hayallerini gerçekleştirme, özgür olmak, mutlu hissetmek yolunda atılan büyük bir adımdır Shirley Valentine için.

Farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda, farklı iklimlerde, farklı statülerde de olsa kadın her yerde aynıdır!  Toplumun kadına direttiği domestik sıfatlar yüzünden kadının çektiği cefa, yalnızlık aynıdır!

İlk perdesi bu alt mesajlar üstüne kurulmuş bu oyun bir kadının dönüşümünü anlatıyor. İkinci perde de; ülkesinden ayrılıp tek başına tatile giden, hayallerini gerçekleştiren, hayalini kurduğu bambaşka bir hayata merhaba demeyi başarabilen özgüvenli mutlu bir kadın görüyoruz.  Çoğumuzun yapmaya cesaret edemediği şeyleri Shirley Valentine yapıyor. Görüyoruz ki değişimi kendiyle sınırlı kalmıyor. Shirley’in değişimi ile başta kocası olmak üzere tüm çevresini değiştirip cesaretlendiriyor.

Bu oyunun uzun zamandır, dünyanın farklı yerlerinde güncelliğini ve popüleritesini kaybetmeden beğenilmesinin nedeni nedir sizce?

Cevap net! Çünkü hepimiz Shirley’iz

İzleyen her kadın Shirley’de biraz kendini görüyor…kendi kocasını, kendi çocuklarını, kendi mutfağını, hayat mücadelesini, çevresiyle ilişkisini, yalnızlığı, kaygılarını…

Özellikle son zamanlarda kadın olarak yaşadıklarımız düşünülürse, “Shirley” izledikçe bize daha çok dokunacak ve daha çok beğeneceğiz.

posted under Genel | No Comments »

Takvim

Haziran 2016
P S Ç P C C P
« Nis   Tem »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net