Duygu Ersen Resmi Web Sayfası

The Official Web Page

Acaba’lar

Ekim31

İlişkilerin bittiği ilk zamanlar, insan hayatının en tehlikeli, benliğine en yabancı olduğu anlardır.

Ne olduğunu,

Ne yaptığını,

Ne istediğini,

Ne yapacağını bilemediği, kafasında bin tane farklı projenin olduğu ama hiçbirini gerçekleştiremediği, hiçbir şeye odaklanamadığı fikren üretken ama fiilen kısır bir süreçtir. Ayrılık sonraları kişinin kendini en güçlü ve en özgür hissettiği zamandır. Yani öyle olduğunu zanneder:) içinde bulunduğu girdaptan çıkmak, kafasındaki sorulara, huzursuzluğa bir son vermiş olmak geçici bir rahatlamışlık hissi verir. Ta ki özleyene kadar… Sorunlu, içten içe tarafları kemiren hastalıklı bir ilişkiye devam etmektense her ne kadar buruk olsa da alınan ayrılık kararı çok daha hayırlıdır taraflar için. Bu düşüncenin verdiği mutlulukla başlanır her yeni güne. Bu motivasyonla ilişkiye ait hatıralar temizliği başlar bir çırpıda. Bu temizlik rahatlamışlık hissini pekiştirir:) Artık kendini iyi hissettiğine göre sosyalleşme vakti gelmiştir. Ayrılığın ikinci büyük darbesi burada gelir. Uzun zamandır büyük şehrin hengamesinde yaşayan birey birden yüksek rakımlı bir tepeye çıkmışçasına oksijen çarpması yaşar. İkili ilişkileri ve özellikle sorunlu olanları büyük şehir yaşamlarına benzetiyorum ben. Bireysellikten uzak, kalabalık, gürültülü, yoğun fakat monoton, temiz hava alınacak yerleri yok denecek kadar az… Bu yüzden yalnız kaldığın ilk anda nefes aldığını hisseder benliğine kavuşursun. İlk kez çıktığın bu temiz havada ne yapacağını, ne yapmak istediğini,  nereye ait olduğunu, nerede olmak istediğini bilemezsin. Yalnız alınan ilk solukta oksijen çarpması yaşanır.

Aldığımız karardan memnun muyuz? Pişman mıyız? Acı çekiyor muyuz? Onu mu? Yoksa sadece ikili yaşantımızı mı özlüyoruz? Tam olarak hangisini hissettiğimizi ayırt edemiyoruz ilk etapta.

Gel-gitler yaşadığımız, yalnızlığımıza yabancı olduğumuz bu dönemde ilgi duyduğumuz, hoşumuza giden her şeyi sahipleniyoruz. ( alışveriş, işten ayrılma/yeni bir iş, yeni hobiler edinme… gibi) Bunun bireysel bir şey olmadığını anladığımız anda oradan uzaklaşıyoruz.

Bilinçaltımızda bozduğumuz dengeleri tekrar kurmaya çalışırken hayatımızda yarattığımız depremlerin farkında olmuyoruz bu süreçte. Bir şeyleri bitirdiğimiz zaman uzun vadeli düşünme yetimizi rafa kaldırıp “anı” yaşamanın verdiği rehavete kapılıyoruz. İşte bu noktada hata yapmaya başlıyoruz maalesef!!! Bu sıkıntılı süreçte düşünmeden aldığımız anlık hayati kararları ömürlük pişmanlıklara dönüştürmeyelim. Sevdiğimiz birini kaybetmiş olsak ta; hayat başka sorumluluklarımıza devam ediyor…

posted under Genel | No Comments »

Kazı Çalışmaları

Ekim24

Düşüncelerini farkında olmadan, yüksek sesle dile getirmeye başladığın anda kork kendinden.

Belli ki içinde bir şeyler kopmuş, vites boşa alınmıştır.

Artık istesen de durduramazsın kendini…

Kalamazsın olduğun yerde…

Ait değilsindir durduğun yere…

Geleceğin yoktur ayak bastığın yerde…

Zorlamanın faydası yoktur; sadece geciktirir mutlak sonu…

Er ya da geç kendine dönmek kaçınılmazdır. Düşüncelerin sesli dile gelişi son alarmdır kalkış için.

Alarmın çaldığı durakta trene binmelisin yoksa kaçırırsın hayatı… Alarmı duyup ta trene binersen o  anda kendine yolculuk başlar. İnsanın gördüğü en güzel manzara kendi derinliklerinde saklıdır. Kendine yolculuk sonsuz yeniliklere gebedir.

Hoyrat davranır insan kendine,

Yaşarken farkına varmaz kendi değerinin…

İnsan kendine yolculuğunda keşfeder kendini… Bu yolculuğa genelde birinin arkasından çıkılır!

Biri, hayatımızdan gittiğinde, canımız sıkılır, sorgulamaya başlarız…

Gidene toz konduramayız:)

O gitti diye haklıdır… Haklı olmasaydı gitmezdi. Vay be ne cesaretli, çekti gitti der yüceltiriz bide gideni:)  Sonra hata buluncaya kadar deşer dururuz kendimizi. Hata bizde değildir oysa istememiş çekip gitmiştir, bu kadar basit. Giden o kadar yüceltilir k;i o hatalı olamaz:)  Hatayı kendimize yapıştırıncaya kadar  kazı çalışmaları devam eder beynimizin derinliklerinde.

İşte bu kazılar kendine yolculuktur…

Ay’a yolculuktan bin kat daha zahmetlidir:)

Varlığımızı anlamlandırır siluetimizi doldurur, kendi derinimizle tanışırız… Sonunda kendimizi tasvir edebilmekle mükafatlandırılırız çünkü tanıyoruzdur artık kendimizi. Bu yolculuk hayatta çok insana nasip olmuyor maalesef. Kendimizi tanımaktan, göründüğümüz gibi olmamaktan, içimizdeki zıtlıklarla boğuşmaktan, içimizdeki deliden, kalbimize ve beynimize farklı söz geçirmekten, kendimizle yüzleşmekten, iç sesimizi dinlemekten, adım atmaktan, düzen değişikliğinden korkuyoruz. Bu yüzden kendi sesimizi, isteklerimizi duymaya cesaret edemeyişimiz. Bir gün herkesin iç sesini duyması dileğiyle…

 

posted under Genel | No Comments »

Takvim

Ekim 2013
P S Ç P C C P
« Eyl   Kas »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  
My Great Web page
HTML hit counter - Quick-counter.net